İstek Hattı

KABAK TATLISI

19/12/2008 · Kategori: YEMEK TARIFLERI




Malzemeler

Tatlı Kabağı (Beyaz kabak derler bizde)
Şeker
Ceviz

Yapılışı

Yaa işte kabak tatlısı bunun neyini tarif edeceksin :) diye düşünürken olsun ama, sanki bu resmi ve nasıl yaptığımı yayınlayınca bütün arkadaşlarımla beraber yemiş gibi oluyorum.
Kabağı annem kesmiş, içinide temizlemiş iki ayrı kabağın yarısını göndermiş bana hatta resimdede görülüyor iki çeşit var. Kabakların kabukları soydum, ince ince dilimleyip yıkadım. Süzgeçte süzüldükten sonra yarısını tencereye koydum. Üzerine şeker serptim, diğer yarısınıda koyup şekerledim. Kısık ateşte pişirmek gerekiyor. Su koymam, o kendi suyuyla pişiyor. Piştikten sonra sıcakken hemen servis tabağına alıp, ceviz koydum. Soğumasını bile beklemeden bir tabak yedim.
Diyelimki fazla pişirmek istemiyorsunuz, o zaman aynen kabağı dilimleyip, şeker koymadan çok az sıcak şoklayıp, dondurucuya koyabilirsiniz, misafiriniz geldiğindede çıkarıp şekerleyip pişiribilirsiniz. Kabağı çok çeşitli pişirenlerde var. Su koyma taraftarı değilim. Annem fırında tereyağı gezdirip pişiriyor ben böyle pişiriyorum. AFİYET OLSUNN.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

GÜLÜMSE HAYATA...!

12/11/2008 · Kategori: SIIRLER



KALBİN AĞLASA DA

Kalbin ağlasada gülümse inadına

Düşler takıp saçlarına yürü umutlara..

Düşler takıp saçlarına yürü rüzgarlara..

Kurduğun hayalleri ayazlar yıksada

Sen yeter ki hep ümit et,

Hayat döner sana..

O pembe gülyüzünü kederle soldurma

Dalda ki son yaprak gibi

Sarıl hep hayata

Kurduğun hayalleri ayazlar yıksada

Sen yeter ki hep hayal et,

Hayat döner sana..

Unutma !

Göğün asıl rengi mavidir

En kör gece bile sabahtır sonunda

Kalbin ağlasada gülümse inadına

Düşler takıp saçlarına yürü rüzgarlara..

O pembe gülyüzünü kederle soldurma

Daldaki son yaprak gibi

Sarıl hep hayata

Geçerken acılardan gülmeyi unutma

Fırtınalara direnmektir yaşamak birazda

Kurduğun hayalleri yağmurlar yıksada

Sen yeter ki hep ümit et,

Hayat döner sana...

Sen yeter ki hep ümit et,

Hayat döner sana...


Şarkıyı sayfamdaki radyodan dinledim, çok karamsar bir insan değilim aslında ama çok güzel bir çalışma, hoşuma gitti. Küçük kadınlar  dizi müziği imiş, hiç dizi izlemediğim için daha önce duymamıştım.  Zevkler ve renkler tartışılmaz ama şarkıyı dinlemenizi öneririm.

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

ÇİZMENİN ÜSTÜNDE BABA, BABANIN ELİNDE FİLE, FİLENİN İÇİNDE EKMEK

10/11/2008 · Kategori: ATABARI


 

 
 
Hani Nerede Çizme ile Baret Arası

' Ayşe KOÇAK KADIOĞLU'na... '

babamın ayaklarında işte o yırtık çizmeler
başında sarı baret
çizme ve baret arasında bir çıplak yürekti
murgul için
kenarda kalmışlar için
lahanayla doyanlar için çarpan bir yürek
şimdi ne görüyorsun o çizmelerin üstünde
ne diyorsun ayşe bacı
senin de mi hüzünlerinde pas gıcırtısı
e o zaman nereden buldun bu fotoğrafı
ilk ne aklına geldi görür görmez
hani çizmenin üstünde bir baba mı olacaktı
babanın elinde file
filenin içinde ekmek
ah ayşe bacım ah
keşke verilebilse öylece de verebilsem
sana yüreğimi kürek kürek
bakır dediler ayşe bacı
mor gülleri kıydılar
tabutlar da utandı genç işçileri taşımaktan
ve posası çıkınca memleketin
ve sömürücüler yeter deyince
kapattılar fabrikanın kapısını
söndürdüler bacasını
büyüyecekmiş ülkemiz böylece
bak büyüyor doğru
işsizliğimiz hastalığımız hasretlerimiz
bir de hüzünlerimizin boyu
ve göç yollarıdır büyüyen
memleketini sülfrik asite boğduranlar için
bizim için ayşe bacı
murgullular için
ama baktım geçen gün murgul’un üstüne
baktım mor güller fırlamış asitli topraktan
inattan
baktım zifin çiçekleri
ve çarşıdaki çay ocaklarında
işsiz kardeşlerimin dehşetli bir diş gıcırtısı
umut sürüyor ayşe bacı
bak göreceksin dökülecek
hüzünlerimizin pası
 

Hikmet Kavas

 
 
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
 

Bu şiirin hikayesi:

Eski bir okul arkadaşım Ayşe, bir şiirimi bulmuş antolojide. Bu şiirin üstüne çok etkileyici bir fotoğraf koymuş. O fotoğraf beni yüreğimden silkeledi. Onun üstüne başka bir işçi şiiri, Murgul şiiri çıktı.
Ayşe KOÇAK KADIOĞLU'ya saygı ve sevgiyle...
 
Hikmet  abi, şiirlerine tesadüfen rastladığım gibi, bu güzel ve anlam dolu şiiri   yazdığından haberim yoktu, yeni gördüm. Öncelikle ağzına yüreğine sağlık.Saygı ve Sevgi bizden. Çok teşekkür ediyorum. İnanılmaz onurlandım ve mutlu oldum.
Bu fotoğrafı ne zaman görsem, evet babam ve arkadaşları gelir aklıma.  Birde Murgul'un doğasının yokoluşu.Babamın gece vardiyalarında Başköy ile Murgul arasında  yaya  gezdiği  geceler gelir aklıma. Sğenisğruk ta dayanamadığı için uyuduğunu söylediği gelir aklıma.
Ben bu sayfamda  başta hep hayata dair güzel şeyler yayınlamayı düşünmüştüm ama hayat hep güzel  değil ne yazıkki. Madalyonun diğer yüzünü  hiç kimse bilmez ve göremez.

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

ARTVİN İN YAZGISI

9/11/2008 · Kategori: ATABARI

  

 


 
Artvin'in Yazgısı

siz istediniz
biz püskürttük bacalardan dumanı
nasıl püskürttüysek düşmanı
livane'yi savunurken
taşla tüfekle yürekle

siz istediniz
biz süzdük bakırı topraktan
kalanımız kanser oldu
gidenimiz gurbetçi
onların da uzaklarda içildi şerbeti

siz istediniz
bir gök kaldı bir de taş
mor gül (murgul) diyarında
sökülmeye mecbur kılındı
memleketten her vatandaş

hem göç ediyoruz yıllardır
hem öç büyütüyoruz
eskiden düşman yılgısıydı sürgün
şimdi geçim kaygısı
ve sürüyor hala üçüncü vayna
biz değiştirmedikçe
değişmeyecek Artvin'in yazgısı
 

Hikmet Kavas

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

İKİSİNİNDE ELİNDE İÇİ SU DOLU BİRER BİDON VARDI.

1/11/2008 · Kategori: GUSEL KISSALAR

 

           EVLİLİK AĞACI...

Yeni evli bir çift vardı.
Evliliklerinin daha ilk aylarında,
bu işin hiç de hayal ettikleri gibi
olmadığını anlayıvermişlerdi.

Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi.
Son zamanlarda o kadar sık olmasa da,
evlenmeden önce sık sık birbirleriniçok sevdiklerine dair ne
kadar da
dil dökmüşlerdi.

Ama şimdilerde, küçük bir söz,
ufak bir hadise aralarında orta çaplı
bir kavganın çıkasına yetiyordu.

Bir akşam oturup ilişkilerini
gözden geçirmeye karar verdiler.
Her ikisi de, boşanmayı
istememekle beraber, işlerin böyle
gitmeyeceğinin farkındaydılar.

Erkek, "Aklıma bir fikir geldi" dedi.
"Bahçeye bir ağaç dikelim ve eğer
bu ağaç üç ay içinde kurursa boşanalım.
Kurumaz da büyürse bunu bir daha
aklımızdan geçirmeyelim.
Bu süre içinde de
ayrı ayrı odalarda kalalım."

Bu ilginç fikir
hanımının da hoşuna gitti.
Ertesi gün gidip
bir meyve fidanı aldılar ve
birlikte bahçeye diktiler.
Aradan bir ay geçti.
Bir gece bahçede karşılatılar.
Her ikisinin de elinde
içi su dolu birer bidon vardı

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

NERDEEE ! (ÇEYREĞİ OLSA BİLE YETER)

30/10/2008 · Kategori: KADIN

EVLİ BİR ERKEKTE BULUNMASI GEREKEN ÖZELLİKLER...
1. Bir dost
2. Bir yoldaş
3. Bir aşık
4. Bir ağabey
5. Bir baba
6. Bir usta
7. Bir asçı
8. Bir elektrikçi
9. Bir marangoz
10. Bir muslukçu
11. Bir tamirci
12. Bir dekorator
13. Bir stilist
14. Bir seksolog
15. Bir jinekolog
16. Bir psikolog
17. Bir haşere yok edici
18. Bir psikiyatrist
19. Bir şifacı
20. İyi bir dinleyici
21. Bir organizator
22. İyi bir baba
23. Çok temiz
24. Sempatik
25. Atletik
26. Sıcak
27. Kibar
28. Nazik
29. Zeki
30. Komik
31. Yaratıcı
32. Şefkatli
33. Güçlü
34. Anlayışlı
35. Hoşgörülü
36. Sağduyulu
37. Hırslı
38. Yetenekli
39. Cesur
40. Kararlı
41. Doğru
42. Güvenilir
43. Yutkulu.

TABİ ŞUNLARI UNUTMADAN:
44. Ona düzenli olarak iltifat etmek
45. Alışverişi sevmek
46. Dürüst olmak
47. Çok zengin olmak
48. Onu strese sokmamak
49. Başka kızlara bakmamak.

VE AYNI ZAMANDA ŞUNLARI DA YAPMALIDIR:
50. Kendinden çok ona odaklanmak
51. Ona, özellikle kendisi için çok fazla zaman ayımak
52. Nereye gittiğine aldırmadan ona çok fazla yer sunmak.

ŞUNLAR DA ASLA UNUTULMAMALIDIR:
53. Doğum günleri
54. Yıldönümleri
55. Onun aldığı kararlar.

Ufak bir Hikaye;
Kadınların gidip kendilerine erkek (koca) seçebilecekleri bir erkek mağazası açılmıştır.
Mağaza 5 katlıdır ve her kat çıkıldıkça, erkeklerin nitelikleri de yükselmektedir.
Mağazada sadece tek bir kural geçerlidir:
Herhangi bir katın kapısından içeri giren kadın, o kattan alış-veriş etmek zorundadır ve
eğer bir üst kata çıkmak isterse, tekrar aşağı katlara inemez.
Birgün bir grup kız arkadaş, kendilerine erkek seçmek için mağazaya gider. Ve....

1.Katın kapısında şunlar yazılıdır: "Bu kattaki erkeklerin çalışacak
bir işleri var ve çocukları da severler". Kızlar yazılanları okur ve şöyle derler:
"Eh, hiç yoktan iyidir ama bir de üst kata bakalım".

2.Katın kapısında yazılanlar: "Buradaki erkeklerin iyi bir işleri var,
çocukları severler ve son derece yakışıklıdırlar." Kızlar:
"Hmmm, hiç fena değil ama acaba bir üst katta ne var ?"

3.Kat : "Buradaki erkeklerin çok iyi birer işleri var, çocukları severler,
son derece yakışıklıdırlar ve ev işlerine de yardım ederler".
Kızlar: "Aman Tanrım, çok etkileyici ama yukarıda başka katlar da var."

4.Kat : "Buradaki erkeklerin işleri çok iyi, çocukları çok severler,
gayet yakışıklı olup, ev işlerine yardım ederler ve ayrıca son derece romantiktirler".
Kızlar çığlık atmaya başlarlar: "İnanılmaz, bir üst katta bizi neyin beklediğini bir düşünün!"
Ve bir kat daha çıkarlar...

5.Katın kapısında şunlar yazmaktadır: "Bu kat boştur ve sadece,
kadınları memnun etmenin mümkün olmadığını kanıtlamak için konulmuştur.
Çıkış soldadır; umarız inerken merdivenlerden yuvarlanırsınız…
_______________________

PEKİ ya ERKEKLER? Onlar NASIL MUTLU EDİLİR??

1. Karnını iyice doyurun
2. Onu öpün (dozaj size kalmış)
3. Uzaktan kumandasını verip rahat bırakın
Huzursuzluk belirtisi gösterince madde-1 den tekrar başlayın.)

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

YAŞASIN CUMHURİYET... CUMHURİYETİMİZE SAHİP ÇIKALIM.

29/10/2008 ·


 

Yorum (yok) Yorum yaz!

EEEEEVLİLİK

23/10/2008 · Kategori: SEVMEK




  
Evlilik bir sanattır; ailemizdeki mutluluğumuzu sürdürebilmemizde sanatımızı nasıl icra etiğimizle yakından ilişkilidir. Hangi dallarda mı sanatımızı göstermemiz gerekli, gelin kısaca göz gezdirelim.

Evlilik, güzel ve etkili konuşma sanatıdır.

Güzel görebilme ve güzel düşünebilme becerisidir.

Karşınızdakini anlayabilme (empati) ve kendinizi anlatabilme yeteneğidir.

Karşınızdakinde görmek istediğiniz bütün güzellik, iyilik, olgunluk hallerini önce kendinizde gerçekleştirmeye çalışmadıkça hiçbir şey istediğiniz gibi gitmeyecektir.

Aradığınız niteliklerde bir insan bulma gayretinden önce aranılan niteliklere sahip bir insan olmayı gaye edinmeliyiz.

Henüz evlenmemiş olanlar, kendinizi mutlaka evlilik öncesi becerilerle donatmalısınız.

Evlenmiş ve bu yolda epeyce ilerlemiş olanlar, sizi rahatsız eden ve yolunda gitmeyen bir şeyler varsa, evlilikle ilgili becerilerinizi kontrol etmeye başlamanın tam sırası. Hatayı karşı tarafta arama yanılgısına düşüp işleri iyice zorlaştırmayın.

Sorunlar tek taraflı olarak gelişmemiş olabilir ama işe başlayacağınız nokta eşinizi düzeltmek değil, öncelikle kendinizi düzeltmektir.

Evlenmeden önce taraflar genellikle birbirlerini olumlu ve güzel yönleriyle tanımaktadırlar. Bu gayet doğaldır, her iki tarafta birbirine bu yönlerini gösterme gayretindedirler ve bazen bu konuda aşırıya bile kaçılır. Ya sonra? Sonra, taraflar evlilikten sonra bambaşka insanlar mı olurlar ki ben seni tanımamışım veya seni bana yanlış tanıtmışlar atışmaları başlar?

Her şeyden önce evliliğimiz için değerli, özlenilen, mutluluk ve huzur veren bir hedef belirlemeliyiz. Eşimize olan sevgi ve muhabbetimiz, bizim için bu hedefe ulaşırken göstereceğimiz çabada en önemli desteğimiz olacaktır. Birlikte bir ömür geçirmeyi istediğimiz insanla beraberliğimizin yürümesi için bazen tek başına muhabbet yeterli olmamaktadır. İşte böyle durumlarda şaşırıp kalmamak için muhabbetimize yön verecek ve (belki de anlamlandıracak) becerileri kazanmalıyız. Sadece fedakarlık mutlu ve huzurlu bireylerin oluşumu için yeterli bir gayret değildir. Belki mutluluğun oluşumu için uğraş vermek zor geldiğinden sığındığımız, sorunlara sebep olarak gösterdiğimiz bir nedenden başka bir şey değildir.

    
Aşka gönül ile düşersen yanarsın./Zeka ile düşersen kavrulursun./ Akıl ile düşersen çıldırırsın./Duygu ile düşersen gülünç olursun./Aşka düşmezsen kalabalığa karışırsın, ezilirsin./Sersem sersem bakınıp durma bir yol
seç./Özdemir ASAF)

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

HAYAT

27/9/2008 · Kategori: ANILAR



Çok uzun zaman oldu bloğumu güncellemeyeli, nerden başlasam  yazsam bilbemki! Öncelikle ben yokken bloğumu ziyaret edip, yorum yazan yüreklere teşekkür ederim. Bir arkadaşımız yorumunda mail adresini vermiş, bloğunda yardımcı olmamı istemiş. Kusura bakma,  ben bloğuma arada sırada  sadece yorumları onaylamak için baktım, ayrıca çok da iyi değilim , kendi kendime bişeyler yapmaya çalışıyorum ve bilgisayarımdan da uzaktım zaten. Bloğuna  yardımcı olmak  adına,  beni tercih ettiğin için ayrıca teşekkürler…

 Evetttt!   Maden den  kızımın okulu için Murgul a taşındıktan sonra işte okullar da tatile girdi.Burdan başlayacak olursam;

 

 Üniversite sınavına girdim. Hopa dan aynı gün geldikten sonra akşama oğlumun üstünü değiştirirken  kasık fıtığının çok şişmiş olduğunu gördüm. Acilen   oğlumu ameliyata aldılar. Ameliyat başarılı geçti  ama  çocuk tabii bayağı bir zor oldu.  Ameliyattan  çıktı  ağrı kesici iğneler le sakinleştirdiler.O akşam eve geldik hatta parka bile gittik iyi oldu .Ertesi gün kontrole götürdük. Yusuf un Ankara ya gitmesi ve dönüşünde hemen Aziz in kontrolu Hayriyenin de aynı  fıtık sorunu.  Çünkü bayağı bi büyümüştü  kasık fıtığı o gün hastanede yattıktan sonra ertesi gün  Hayriye yi   de ameliyat ettiler.   Sonuç itibarıyla üç çocuğumda kasık fıtığı ameliyatı oldu. Sanırım irsi öyle diyorlar. Yusuf daha önce fıtık ameliyatı olmuş ondan heralde. Ama şöyle araştırma yapacak olsam çevremde çok fazla fıtık ameliyatı var özelliklede küçük çocuklar. Üzücü bir tablo   hemde çok üzücü ama ne yapabilirsin. Çocuklar ı ameliyata aldıklarında suratımdan akan yaşları görseniz, Aziz in ameliyatında annem ve babamda yanımdaydılar  ama gerçekten çok kötü bir an.  Allah kimseye vermesin her şeyinde beterinden korusun diyorum.

 

 

Çocuklarımın ameliyat kontroller derken köye gittik. Köyde kayınvaldem ve kayınpederim var. Onlar Mart ayında giderler bizde tam olarak okullar tatil olunca gideriz. Ev temizliği falan derken zaman geçip gitti işte.

 Köyde çocuklar çok rahat ediyor fakat   hiç arkadaşları yok komşu yok.  Köyün iyi avantajlarıda   sebze ve meyvenin en tazesini bulabiliyorsun. Mesela bol bol salata her öğünde, bahçede, çilek, dut ve kiraz harikaydı  gerçekten. Bol bol yedik,  meyveleri  ağaçta yemesini severim,  ben doyduktan sonra da toplarım evdekilere yediririm.

 

 Benim canım  oğlum az daha evi yakıyordu,  o korkunç  günüde hiç unutmam, verilmiş sadakamız varmış öyle diyeyim artık.

 

 Daha sonra Ankara dan abimler geldi,(kaynım, eltim ve kızları) onların gelmesi  eve biraz neşe getirdi, kahvaltılar, sonra kahveler yemekler  çaylar derken iyi oluyordu tabii…

 

 Yusuf la beraber bir gün içerisinde Madendeki evi hem topladık hemde aynı gün Murguldaki eve apar topar taşıdık çünkü Ayşe ablalar  Madendeki evimize taşınacaklardı.

 

 

  Murgulda her akşam bir düğün bazen da iki düğün olur. Yakın olanlara ve katılmamız gereken düğünlerde bulunmaya çalıştık.

 Kızımız   Aşkın ında düğünü oldu, Hopa ya gittik. Düğün çok güzel oldu, onlarada buradan tekrar mutluluklar dilerim.

 

Ankara  dan  Yusuf un  iş arkadaşı Jale hanım ve  Bahar hanım  geldiler.  Artvin de gezmeye götürdük. Bir akşam yemeğine köydeki evimizde ağırladık. Jale hanımın  bizim köyümüzün uçurumlu yollarından korkudan gözünü kapata kapata inmesini hala unutamıyorum.

 

Ahmet  ağabeymin  arkadaşları geldi Ankara dan. Günlerimiz misafir ağırlamak la  yoğun bir şekilde geçiyordu gerçekten. Ama bir gelen bi daha gelicez, yalancı cennette yaşıyorsunuz, bu ne güzellik  gibi sözleriyle memnuniyetlerini ifade etmeleri  bizi mutlu ediyordu tabii.

 

Küçük erkek kardeşim, eşi kızı,ağabeymin  eşi ve iki oğlu onlarda Murgul a  annemlere gelmişlerdi geldikleri gün görüştük ve daha sonra bir akşam  köye geldiler bir gece kaldılar ve Başköy e gittiler. Bu sene onlarla çok fazla vakit geçiremediğim için ve yeğenlerime doyamadığım için hala üzülüyorum. Erkek kardeşim bir gün yine çok kötü hastalanmış ama bana tatilden döndükten sonra söylediler. Canım kardeşim, büyük Allahım önce eşine, çocuğuna sonrada bize bağışlasın seni. O hastalığın sana yakışmadığını biliyorum, seni çok ama çok seviyorum.

 

 Bal sağma zamanı geldi ve  Yusuf lar bal işleriyle uğraşırken ağaçta Yusuf un kulağına arı girmiş, apar topar hastaneye kaldırmışlar, neyseki arıyı kulağından çıkarmış doktor  ama Yusuf da çok acı çekmiş. “Yusuf  tövbe ama  Allah mı çarptı neee” (tartışırken  ve beni üzdüğü zamanlar  susarım ve ona hep  seni Allah’ a havale ediyorum derim) Allah bi daha yaşatmasın öyle günleri. Ama sende beni üzmeee.....

 

 

  Kayınvaldemin  Bursa daki yeğeni  beyin kanamasından vefat etti. Ben şahsen hiç tanımıyordum ama yaşı genç olduğu için  gerçekten  çok üzüldük, evimize başsağlığı vermeye gelen giden  çok oldu.Burdan   tekrar gani gani rahmet diliyorum.

 

Benim bir tane amcam vardı oda kaza geçirerek genç yaşta ölmüştü.(hatırlarsanız eğer amcamla yengemin aşkı diye başka bir arkadaşımın bloğuna onların aşkını yazmıştım). Amcamın oğlu Mehmedimiz  büyüdü, evlenmeye karar vermiş. İzmit te düğünü olacaktı. O düğüne gitmem gerekiyordu. Yusuf a dedimki göndermezsen vallaha seni bile dinlemem giderim dedim.Sağolsun oda gönderdi. 8 ağustosda  evden çıktık. Beyza nın öğretmeninin  düğününü biz 8 ağustosda biliyorduk, elimize davetiyeler geçmediği için biraz yanıldık. Sonra  9 ağustos olduğunu  öğrendik.Ben kesin 8 sanıyorum oysa kınasında aramıştık ama düğünü kim soruyor.   ay ne yapsak falan derken 10 ağustosda da Mehmetin düğünü. Neyse Trabzon a gittik, güya uçakla İstanbula , ordandan da İzmit e geçecektim, Trabzon  da uçak bileti bulmak mümkün değil, bulduğunda çok pahalı uçaktan vazgeçtik.Yusuf otobüs  bileti bile zor  buldu. Aklıma geldikçe çıldırıyorum. Aynı biletleri iki kez satmışlar. Oturdum koltuğa adamın biri geldi, Aziz in işaret ediyor onu kaldır diyor orası benim yerim, Yusuf u aradım geldi, o arada iki üç koltuk yine aynı şekilde satılmış bi karışıklık ayyy  zaten beni bulur böyle şeyler, gerginlik  falan oldu hallettiler ve Aziz le beraber yola çıktık. Yusuf Ali beylerle buluşup o akşam orda Trabzon da kalacaklardı. Yusuf un işi çıkmış neyse  Beyza yı bırakıp dönmüş. Beyza da ertesi gün yani düğün bittikten sonra, Murgul dan gelen diğer veli arkadaşlarla  geriye dönmüş.Ali beye ve Havva hanıma da buradan mutluluklar.

 

 Benim yolculuğum çok güzel geçti, İstanbul  S.beylide görümcem  ağlayarak karşıladı bizi, çünkü oğlumu yani yeğenini ilk kez görüyordu, zaten Aziz i çok görmek istediği için oraya gittim. O gün lunaparka  çarşıya derken biraz gezdik. Aynı gün  Harem diye bir terminalden efe  turla  Derince ye  geçtim.  Otobüs tam duracak sanki ben kalcam da   Aziz uyuyordu, Aziz uyanmadan kucağıma aldım birde bardak şeklinde su dağıtmışlardı onuda aldım, ne alıyorsun bırak işte su. Otobüs bi fren yaptı elimdeki su çarptı bütün yolculara sıçradı “ afedersiniz, özür dilerim içmemiştim temizdi” falan gülermisin ağlarmısın.Aman nasılsa kimse kimseyi tanımıyor Allahtan. İiirezilll oldum ama.

Bizimkiler hepsi Altmış evler diye bir semtte oturuyorlar. Ağabeymle  Hüseyin abi karşıladılar beni ayyy ben bir bunalmıştım ki Nurten ablanın evine zor attım kendimi. Biraz sohbet ettikten sonra ağabeymle beraber ağabeyimin evine gittik. O gece orda kaldık. Sabah yani 10 ağustos da, kahvaltı hazırladık ağabeymle beraber, diyoruzki şimdi babamda memleketten gelir oda çünkü düğün için Artvin den geliyordu. Benim ağabeymin evinde olduğumu da bilmiyor. Kahvaltı yapıyoruz  camdan baktık babamda geliyor, doldurmuş taze fındığı çuvala geliyor. Kapıyı çaldı, kapıyı Aziz e açtırdık. Babam Aziz i kapıda görünce çok şaşırdı neyse kahvaltı sohbet  derken elbiselerimizi ütüledik hazırladık. Ben hem Neriman teyzemin evine gidecektim, ordanda kuaföre. ağabeymle beraber teyzemin evine gittik.

 

Teyzemlerle hasret giderdik  beraber kuaför e gittik. Aziz in sana çektirdiklerinden sonra Neriman  teyzecim  sana hala mahçubum.


 
Neriman teyzemlerde Meleğimi aradım, Mehmet in kızkardeşi yani amcamın kızı nı,
“ ne yapıyorsunuz, kusura bakmayın ben düğüne gelemiyorum” ve çok üzgün olduğumu falan söyledim.

Babam, abim , Aziz ve ben düğüne gitmek için İzmit Müs. İş. Adamları Derneği diye bir düğün salonu düğün orda olacaktı oraya gittik. Aziz yolda ağabeymin omzunda uyudu, neyse çıktık düğüne, Güner yengem ve melek çok şaşırdılar “senin böyle bir sürpriz yapacağını ben bekliyordum” dedi yengem. Arkamdan Asiye abla ve bütün misafirler herkesle tek tek görüştüm, Mehmedimiz  zaten çok yakışıklı ama acaip güzel ve harika damat olmuştu. Gelinimiz yani Yaprak, onu ilk kez gördüm ve çok sevdim. Düğün bazı nedenlerden dolayı biraz geç başladı. Aziz bana hiç rahat vermedi, sürekli ağladı ve beni  varya nasıl sinir etti. Aziz rahat verse bişeyler yapcam kaldım öyle sandalyede.

 

. Düğünde bütün dargınlıklar bitti, herkes elele horon oynadı, kimleri görmedimki düğünde, kimler yoktuki, yıllardır görmediğim Başköylüleri gördüm. Evet sonuç itibarıyla düğün yani, takısı, pastası, oyun falan derken düğün bitti. Resim çektirme esnasında, Yaprak kızımızın sürekli parmak uçlarına basarak kendini Mehmetin  boyuna çıkarmaya çalışmasına  hala çok gülüyorum.

 

 Ayy dedimki bide burada  olamayacaktım ne kötü  olurdu, iyiki gelmişim dedim kendikendime. Bi  tarafımız eksikti, amcam Nejdet amcam oğlunun düğünü mürvetini görememişti. Babannemde hep bi Mehmetin düğününde olayımda  öyle ölsem başka bişey istemem derdi ama onada nasip olmadı.  Hem gözlerimiz doluyor, hemde işte bi şekilde düğün yani ne yapabilirsin  hayat bu. Bizim ne olacağımızı biz biliyormuyuz.MEHMET VE YAPRAK SİZLERİ ÖPÜYORUM   MUTLULUKLAR DİLİYORUM…

 Düğün bitti. Babam Gölcük e gitti. ağabeymle bende Derince ye gittik. Yolda az daha eziliyordum, resmen abim kolumdan çekmese eziliyordum. Altmış evlere eve yakın bir yere gelince allahım beni getiren efe tur servisine  gözümüzün önünde taksi çarptı çok büyük bir kaza oldu. Bu ne dedim hayırlısıyla bi eve gidelim diyorum içimden. Abim beni Neriman teyzeme bıraktı ve o gece orda kaldım. Ertesi gün eve misafirler gelecekti, ikramlar  falan pişirdikten sonra o günde öyle geçti. Akşam Ayşe,oğlu Boran(Borçii) Nafiye ve İdil bebeğimiz, Burcu, Neriman teyzem, Aziz hep beraber, Derince harikalar sahiline gittik. Orada güzel vakit geçirdikten sonra (ters yoldan gittiğimide yazayım bari)  halamın oğlu Ulaş beni almaya gelececeğini söyledi. Halam ların evine  hiç gitmemiştim.   En son kardeşimin düğünü için Derince ye gittiğimizde Yusuf götürmedi ne yapabilirdim, halamlar bana küsmüştü. Ulaş la halamların Yahya Kaptan daki evlerine gittik. Evde Ulaşın nişanlısı ile tanıştık. Gece geç yattık. Sabah da gül gül karnımız ağırdı, ben  başka odadan cepten halamı arıyorum, tahmin meselesi falan  halamı hem kızdırdık. Halam ya halam bi başka “eyy gidi çocuklar kanaat, zanaattır, ben öyle idareli kadın olmasaydım İzmit te iki tane daire miz nasıl olurdu.”Ama sürekli çocuklarından yakınıyordu hiç idareli olmadıklarını söylüyor ve üzülüyordu. “ Düzelirler hala düzelirler” diye teselli ettim. Sevgi kızımız hiç evlenmeyecekmiş onada  biraz şaşırdım.  Ben kendi fikirlerimi beyan ettim ama artık dinleyene. Ulaş ın tam 15 tane uzun kollu gömleğini ve sayısını unuttum pantolonunu ütüledim. Halamda garibim diyorki “ şimdi ben nişanlı kız olcamda nişanlımın gömleklerini ütülemeden gideceğim” diye geline sitem ediyordu. Halam o gün memlekete fındık toplamak için yola çıktı. Ulaş ın nişanlısı da ablasına gitmek için yola Afyon a yola çıktı. Biz de halamın kızı Sevgiyle ağabeymin evine gitmek için yola çıktık. ağabeymin evine yaklaştık Sevginin terlikleri yırtıldı, bende gülmek için bahane arıyorumya Sevgi yi epey bi kızdırdıktan sonra eve vardık. Aziz en çok  ağabeymin evinde rahat ediyordu. Yemekler hazırladık yedik, çay demledik. Bu akşam nereye gitsek diye tartışırken yolda yürüyüş yapan Murgullu İncelerden birileri gördü, onları çağırdı abim eve. Bay bayan, bayan uzaktan halamız olur. Çay,  sohbet derken vakit geçti. Yine harikalar sahiline gittik. Aziz   in çok hoşuna gitmişti Derince harikalar sahili. Aziz dayısını maddi manevi epey bi hırpaladı. Abim “Aziz hadi yeter, eve gidelim” diyor. Aziz de “ hayıy dayı yetmeş” diyor. En sonunda uykusu geldi eve geldik. O gece orda  kaldıktan sonra, sabah ağabeymle Sevgi  işe gittiler. Sevgi Bingo fabrikasında çalışıyor, ağabeymde Gölcük tersanesinde. Onlar gittikten sonra Aziz in uyanmasını bekledim. Aziz uyandıktan sonra hazırlandık ve Neriman teyzemlere gittik.  İstanbuldan görümcem telefon ediyor gel diye. Neriman teyzemde göndermiyor ayy  ben de kalmak istiyorum elbette ama  ne yapacağımı şaşırdım. . Teyzem   bir gece daha kal dedi, ertesi gün Ayşe ye kahvaltıya gittik. Ayşe cim, Nafiyecim, Boran, İdil, sizleri  çok özledim, buradan sevgilerimi gönderiyorum.Teyze senide öpüyorum. Osman enişteme sevgi ve selamlar.(.Derince güzel ilçe,ben çok sevdim  nedense  Altmış evleri)

 

 

 

Neriman teyzem beni efe turla İstanbul a gönderdi. Ordanda yine harem terminalinden görümcemle eniştem aldılar.

 O gece yine lunaparka gittik. Ertesi gün çarşıyı falan gezdik. (Sultanbeyli  ye Osmanlı  dönemi gelmiş, her taraf  kara çarşaflı insanlarla dolmuş, açık giyen yok, mağazalarda başı açık eleman mümkün değil göremezsin, ayrıca hep  bahçeli müstakil evler ama hiç birinin tapusu yok, hayret bişey, çok şaşırdım doğrusu.)

 

 

Meleğin  İstanbul   Yeni Bosna da evi var. . Yener inde de orda  evi var. Aysun da  Küçükçekmece de, . Aysun u aradım, Aysun  annesinin yanında   Ordu da idi. Bana diyorki Ordu ya bilet al buraya gel. Yener düğünde mutlaka bizede gel dedi. Aysun olmadığı için o tarafa gitmeyi pek  düşünmüyordum.  Cumartesi günü Melek telefon etti. Sermin abla gelmiyormusun diye, bende kararsız olduğumu söyledim. “Sermin abla gel, bi daha buralara ne zaman gelceksin”  dedi.Bende peki diyerek gitmeye karar verdim. Sabah   S.beyliden otobüse bindim, trafiğe takılırsın dediler, ben hiç trafiğe takılmadım, ama ayakta Sinop lu genç bir kızla sohbet ede ede  Topkapı cevizlibağda  otobüsten indim.  Melek gelene kadar o durakta bayağı bi bekledim. Beklerken ordada çok cici bir kızla sohbet ediyordum.Kızcağız   diz altı etek giymiş, ayakları elleri pembe ojeli ve erkek arkadaşını bekliyordu. Bir ara sıkıldı ve ayağa kalktı ayakta bekliyordu. Erkek amcasının yanındaymış ve amcasından izin alıp gelemiyormuş  bi türlü. Hay Allah Melek te nerde kaldı diyerek ayağa kalktım ve geziyorum. Bir ara arkamı döndüm ne görsem... Üç kağıtçı tipli  30 yaşlarında  bir erkek, elinde  modern bir cep telefonu, kızın ayaklarına indirmiş resmini çekcekti  heralde anlamadımki, düşünüyorum başka ne yapabilirdiki terbiyesiz…Beni görünce ama bende varya tam zamanında bakmışım arkaya yada Allah mı  baktırdı  ne. O terbiyesiz öyle bir kaçtı ki ordan defolup gitti. Bende söyledim kıza otur ayakta bekleme gelir sabırlı ol dedim. Zavallı kız arkadaşının kendini beklettiğine mi üzülsün, yoksa az daha resim çekiliyordu ona mı üzülsün. Meleğim geldi ve beraber metrobüse binerek Meleğin evine gittik. Eve girdiğimde amcamın resimlerini duvarda görünce çok kötü oldum, duygulandım, gözlerim doldu.

 Meleğimle   sohbetli güzel  bir kahvaltı yaptık. Daha sonra  Bakırköyün pazarı varmış, oraya gittik. Pazarda gez gez, o satıcı ile konuş, siyaset konuş, türbanı konuş, ama varya bize siz kesin Artvin lisiniz dediler hep, nerden anlıyorsalar. Melekle beraber tekrar metrobüsle Topkapı cevizli bağ durağına geldik. Otobüs geldiği en öndeki koltuk boştu ve hemen oturdum, yanıma da bir kadın oturdu. Ben Melek le vedalaşıyorum, ağlıyorum, el falan sallıyoruz birbirimize.  Otobüs hareket etti ve S.beyliye doğru gidiyorum. Biraz gittikten sonra, yanımdaki kadın, “camı kapatsaza  ceryan yapıyer”dedi. Kadına şöyle bir baktım “teyze nerelisin” dedim. Artvin liyim demezmi. Hangi ilçesindensin falan,  nerden olcak, Şavşat,bende Artvin liyim diye  yol boyunca  sohbet ettik. Görümcemin evine geldiğimde saat 21.30  idi. Benim hiç trafiğe takılmadan yolculuk yapmış olmama çok şaşırdılar. Eee buda benim şansım. Ayy oğlumu nasıl özlemişim bir günde ama iyiki onu  götürmemişim, çocuk telef olurdu yolda izde.

 

 

 

 

Kıştan beri Yusuf İzmir e gideceğim diye deyip duruyordu. Kayınpederimin İzmir Dikili de site şeklinde yaptırdığı bir yazlığımız var. Yazlığa ben 11 yıllık evliyim, bundan 7 yıl önce bir kez gitmiştik. Oda yani tatil amaçlı değil, yazlığı kiraya verebilecek duruma getirmek için. O zamanlar çok yorulmuştum. Neyse Yusuf çocuklar adına çok istiyordu. İzmir e gitmeyi.  Bana telefonda dönme ben kızlarımla ve arabamla Bursa ya kadar gelicem, sende İstanbul dan Bursa terminaline gelirsin ordan seni alırız dedi. Evdekiler kızıp bağırıyorlardı çünkü köyde çok iş vardı. Yusuf ne yaptıysa idareden izin almışmı alamamışmı artık bilemiyorum yola çıktım diye aradı. Yusuf gece Ankara ya ulaştı, ordaki görümcemin evinde dinlendikten sonra sabah yola çıktı. Bende Nilüfer turizmle Bursa ya  gitmek için  yola çıktım. Yolculuğun yarısı otobüsle, yarısı da gemi ile sonra tekrar otobüsle Bursa ya gittim. Bursa da Yusuf beni aldıktan sonra terminal bir sıcak sıcak ki ben sıcaktan hiç şikayetçi olmam ancak ısındım diyen ben az daha bayıldım. Araba ya oturduğumda o gezdiğim bir hafta saniyede bitti. Allahım,  varya  saçımı başımı yolasım geldi. Araba bir pis bir pis. Dikili ye götürmek için bal koymuş arabaya, bal dökülmüşmü, her taraf minderler yapış yapış. “Bu neeee”diye bağırıyorum, bir taraftanda yıkıyorum, temizliyorum. Çocukların elbiseleri dağılmış yani tablo çok kötü. Neyse hatırlamak da istemiyorum. İzmir e doğru yola çıktık. Bursa daki akrabalara gelirken uğrarız dedi, peki sen bilirsin dedim. Yolculuk başladı, çocuklara arkada yatak yaptık, kimi oynuyorlar, kimi ağlıyorlar. Gidiyoruz işte, günün sıcağı bastırmış  bunaltıcı bir yolculuk…

Giderken Burhaniye tarafından gitmemiz gerekirken, Manisa yoluna dalmışız, neyseki erken fark ettik ve Gelembe den Soma, Bergama ve Dikili ye vardık. Dikili ye eve vardığımızda  gerçekten  büyük bir hayal kırıklığı yaşadık. . Aslında ben  söylemiştim demekten yoruldum ya neyse. Bizim ev yazın tatil sezonunda, günlük bir fiyatla kiraya veriliyor. Yazlıktaki amcalarımız kira işleriyle ilgileniyor. Ben yolda gelirken dedimki “Yusuf amcamları aradınmı, ev kirada olmasın sonra ne yaparız” dedim. Yusuf da “yok ya ne kirası ben biliyorum yok kimse” dedi. Ama benim içimde gerçekten bir nasıl desem bir endişe vardı. Siteye geldik. Bizim evin önünde durdurduk arabayı, baktık ki balkonda masa sandalye var. İşte ben orda yer yarılsa da içine girsem,  nasıl kötü oldum ama. Amcam ların da oraya gideceğimizden haberi yok. İki amcamız  İstanbul a düğüne gitmişler, Kemal amca Ankara da işleri olduğu için o dönmemiş, Kamil amca lar da tam bizden iki dak önce eve  dönmüşler. Bizi görünce çok şaşırdılar. Ben oturdum arabanın koltuğuna eğdim kafamı sinir krizleri geçiricem. Ya gelmişsin 40 yaşına,  kaç km lik yolu gitmeyi göze almışsın, tatil yapmaya gidiyorsun, ya bi arasana haber versene. Yusuf u orda böyle  nasıl desem artık bişeyde diyemiyorum. Eee birde alışveriş yaptık gelmeden önce,  ama iyiki yapmışız, biz alışveriş yaparken amcamlar evlerine gelmişler hiç olmazsa. İnmiyicem arabadan diyorum banane işte…Yusuf beni bi kez olsun dinlese şaşarım zaten. Tamam hadi neyse, orda hiç kimse yabancı değil, genelde site birkaç yabancı dışında tamamen Petek köylülerinden oluşuyor. Kapıda kalacak değiliz elbet. Aldık eşyalarımızı amcamların evine yerleştik. Yusuf   sağolsun, memleketten gelirken bal ve fındık dışında bir tane çöp getirmemiş, haydi bakalım, alelacele terlik havlu almaya. Amcamlarda kalmayı gerçekten hiç istemiyordum. Daha önce yani 7 yıl önce gittiğimizde bizim evin tamirini yaparken onlarda kaldık. O zamanlar yengemler bayağı  bir yorulmuşlardı.Amcam lar ve yengemler yaşlı insanlar oraya tatil amaçlı gidiyorlar, misafir ağırlamaya değil. Her ne kadar ben yardımcı olsamda  kendi evi üstelikde yengem titiz  aynı zamanda da ayaklarından rahatsız bir kadın. Neyse başka yapacak bişey yok onlar bizi sevgiyle karşıladılar,  amcam  Yusuf a neden aramadığı için fırça çekerken, bende “amca ne olursun benim yerimede iyice azarla” dedim. Amcam larda iki gece kaldık. Pazar ordaydık işte, Salı günü de kiracı çıktı. Yusuf  çocuklarla denize gitmişti ben o arada kendi evimize  eşyaları taşıyarak  yerleştim. Ya işte nereye gidersen git, Yusuf aynı Yusuf. Bir ara  gıda alışveriş yaptık, aldıklarımızı buzdolabına yerleştiriyor, Allah Allah diyorum içimden,  kafasına bişeymi düştü, dur bakalım ne kadar sürecek, nazar değdirdim ve fazla sürmedi. Sonra bi çakıldı televizyonun karşısına, kaldır kaldırabilirsen. Çin  de yapılan olimpiyatları izlemek için gelmiş onca yolu,” Yusuf al oku bak buraya yazıyorum” beni çok üzdün her zamanki gibi. Birde bana dese beğenirsiniz,  “benimle evli olmasaydın, yazlık falan nerde görcektin” alllahım diyorki beni öldür.(Ama Yusuf  birde şunu düşün, yazlık varken 7 yılda bir ancak gitmek, ayıp olmuyormu )

 

“Yusuf çocuklar denize gitmek istiyorlar” kalk hadi de  siz gidin bende yemekleri  yapıp geliyorum” yok olmaz, hem çocukları denize ben götürücem, hem yemek yapıcam, çamaşır, ütü, temizlik ev işi her yerde aynı yani. Birde dubleks, döner merdiven, yukarı çıkıp inmekte varis katsayım arttı. İşte tatil böyle hır, gür bir şekilde başlamışken, Yusuf tutturdu ben su sebili alcam diye, amcamlarda  görmüş, hani ben görüp al desem yok yani mümkün değil. Neyse dedimki  “almayalım ne olcak zaten 10 gün bişey kalcaz ne gereği var” yok illede alacakmış. Eee ne yapayım tamam al. Altınovaya gittik, orda Aziz e bisiklet ve su sebili aldık. Ertesi gün su sebili ni getirdiler. Bozuk çıktı, haber verdik gelip almaları da bir hafta sürdü, birde onun steresini yaşadık. Aaa  diyecek olsam hemen tartışma, ama bana kalmıyordu zaten, komşular yorumlarını yapıyorlardı Yusuf a.

 Bir akşam, bitişik komşumuz uzaktan akrabamız olurlar,  Pınar ve biz ailece  Sarımsaklı ya  Şeytan sofrası na gün batımı nı izlemeye gittik. Gittiğimiz de adım atacak yer, araba parkedecek yol yoktu nerdeyse, yaya bayağı bir yürüdükten sonra Şeytan sofrasına vardık.  Şeytan sofrası güzel bir yer. Ben kolay kolay her yeri beğenemiyorum nedense ama Şeytan sofrası nda gün batımı nı izlemek ve orda olmak güzeldi gerçekten. Yusuf  iyiki seninle evlenmişim yoksa kim götürürdü beni oraya demi yani. Ordan Ayvalığa geçtik, ben Ayvalığı bilmem  ama,  vallaha çok beğenmedim ailece beğenmedik yani, neden diyecek olursanız, arabanın camını açamadık resmen. Her taraf kokuyor, orda sürekli yaşayan insanlar bu kokuya alışmış sanırım, çocuklar “ baba ne olur buradan çabuk gidelim” çünkü koku iğrençti. Ayvalı ğı da şöyle bir arabayla turladıktan sonra, Dikili ye geldik.

 Bir gece kızlarımın canı sıkıldı, onları yaya,  gece pazarına götürdüm, gezdirdim.Genelde  günde iki kez denize gidiliyordu, geldikten sonra  duş ve çamaşır işleri,  akşama tekrar deniz tantanası. Çocuklar gerçekten suyu çok sevdiler, büyük kızım zaten hiç sudan çıkmadı, yüzmeyi öğrendi. Ancak ısındı çocuklar.Küçük kızım da ciyak ciyak bağırıyor, öğretemedik ona bir türlü,  o öyle oynadı durdu suyun içinde.  Aziz ilk günler hiç sevmedi suyu, zorla götürüyorduk, sonra sonra alıştı. Aziz sitenin maskotu olmuştu, konuşmasıyla falan çok sevmişti herkes. Daha önce 12 yaşına kadar Murgul da yaşamış ve daha da hiç Murgul a gitmemiş bir Levent ağabeymiz vardı, o Azize bayıldığını, Aziz in  ona kendi çocukluğunu hatırlattığını, seneye mutlaka Murgul u görmeye geleceğini söyledi. Aziz in kendi yaşıtı iki de kız arkadaşı vardı, gününü onlarla geçiriyordu genelde.Kışşlar beni ağlatmayındaaaa. Aziz in ufak tefek yaramazlıklar  oluyordu  tabiii, ama

 bir  gün Aziz sen çık üst kata, her zaman komidinin üstünde duran, indirimli aldım diye sevindiğim, 50 faktörlük güneş kremini her tarafa iyice dök. Aziz i ablaları  elimden zor aldılar.

 

Deniz de sırt üstü yatıp gözlerimi kapatmak beni çok  dinlendiriyordu, çok fazla yanmadım nedense, Yusuf ve kızlar özellikle de Beyza  çok güzel bronzlaştılar. 

22 Ağustos Hayriye kızımın doğum günüydü, pasta falan masa hazırladım.Sitedeki çocukları çağırdık. Kamil amcamla Ayten yengem geldi, resimler  falan bildik bir doğum günü işte.

 

 Bir gün de Dikili ye gittik. Pınar da bizimle gelmişti. Pınar la beraber bir kuaför e gittik, sıra vardı biraz bekliyelim dedik. Bir köşede orta yaşlı bir kadın saçını boyatmış ve bekliyor ve Allah a şükrediyor. Bende amin teyze dedim. Kadın bana baktı baktı ve dediki “sen Artvin limisin?” “evet teyze biz Artvinliyiz ama sen nerden anladın”dedim.Benim anneannem Murgullu, dedem Rize li bende Gümüşhaneye evliyim.  Kuaför kızıymış, bayağı bir sohbet ettikten sonra bana Pınar ı sordu. “Pınar da bizim akrabamız olur, oda işte annesi ni kaybetti iki yıldır”dedim. “Benim oğlumun da babası yok, oğlum böyle balık etli kızlardan hoşlanır” dedi. “Kısmetse olur teyze”dedim. Eve geldik, Pınar anlatmış halasına falan. Halası geldi “Pınarı evlendirmeyi becerememişsin  falan . Ya ben kimsenin evlilik işlerine burnumu sokmam. Pınarcım senide çok seviyorum hayırlı kısmetler sana.. Gerçekten de hiç kimsenin evlilik işine aslamı asla karışmam.Canım Pınarım, beter böceğimiz bizim.  bizimle gerçekten çok ilgilendin, buradan sana çok çokkk teşekkür ediyorum ve öpüyorum..

 

Artık memlekete dönme vakti geliyor, gideceğimiz günü kararlaştırdık. Yusuf biraz evi tamir etti, pergulelerin boyasını falan yaptı. Aldığımız sebil i götürüp, bir gün sonra yenisini getirdiler. Dönmeden birkaç gün sebilden soğuk su içme şerefine nail olduk.

Dönmemize bir gün kala hadi hep beraber denize gidiyoruz diye bana işlerimi bıraktırdı. Daha önce hep yaya giderdik  denize. O gün  Yusuf “arabayla gidelim, Pınar ın halası ve ailesi  de bizimle gelsinler ” dedi ve arabayla gittik.   İşte ne olduysa o gün oldu. Biz hepimiz arabadan indik, Yusuf da arabayı park edip gelcekti, biz onu beklemeden denize girdik. Birazdan Yusuf da geldi, denize  girdi, denizin derinliklerine açıldı, bayağı bir yüzdü. Yanıma geldi, beni suya atıyor, beni rahatsız ediyor,”Yusuf lütfen yapmaaa yalvarıyorum” diyorum yok, bende nasıl elimi çarptıysam dudağı kanadı.Ben yine “Allah tandır Yusuf Allahtan dır” diyorum. Bir ara dedimki “Yusuf bugün le beraber kaç gün kalmış oluyoruz burada” dedim. Neyse işte hesapladık derken, durup dururken denizden çıktı. Baktım sahilde aranıyor, öteye bakıyor falan. Allah Allah dedim buna ne oldu şimdi. Beni çağırdı gittim. “Serminn arabanın anahtarını kaybettim, sanırım ya yolda düşürdüm, yada denize düşürdüm” demezmi. Ara ara küçücük anahtarı nerde bulcaksın. Daha önce bir gün yine öyle sahile çıktığında aklına gelmişti ve ceblerine bakıp bulamamıştı ve daha sonra  çantada bulduk.   Neyse yok, anahtar yok, bulamıyoruz. Büyük bir ihtimalle şortunun cebinden  sanırım denize düştü. Yedeğini de getirmemiş. Yedek anahtar  memlekette köydeki evde. Eyvah ne olcak şimdi. Yenisi ni çıkartmaya kalktı bir hafta dediler, kargoyla göndersinler dedik, oda uzun sürdü. Yusuf  abisini  aradı anahtarı kaybettiğini söyledi. Abim başladı bağırmaya ne yapsak nasıl etsek.Kendisi  öğretmen olduğu için, o 1 Eylülde okulda olması gerekiyor. Bizimde o zamana kadar dönmemizi istiyor. Neyse ki o aralar, Ankara daki görümcem, kızıyla ve oğluyla beraber bizim köydeki evdelerdi. Ertesi gün  çocukların Ankara ya döneceklerini söyledi. Yedek anahtar görümcemin çocuklarıyla Ankara ya geldi, ordanda eniştemiz, o anahtarı Dikili ye gelen otobüslere verdi. Ertesi gün  akşam üzeri Yusuf Altınovaya  gitti anahtarına kavuştu… Artık dönücez ve o gün bile,  çocuklar çok istediği için yine onları son kez denize götürdüm.O  gün yani döneceğimiz gün, Fatma ablam bizi yemeğe çağırdı. Bende  evi tamamıyla temizledim, yolda yemek için puaça kek pişirdim.Akşam yemeğinde Fatma ablanın hazırlamış olduğu birbirinden lezzetli yemekleri yedikten sonra, (buradan tekrar teşekkürler ablacım ellerine sağlık.) gece yola çıktık. Bursa ya geldiğimiz de sabah 05:00 idi. Nagehan ablamızın evine gittik. Orda biraz dinlendikten sonra, Nagehan abla işe gitti, damat bey uyuyorlardı.Ben kahvaltı hazırladım, kahvaltı yaparken yeni kaybettiğimiz ağabeymizin oğlu  geldi ve onunla görüştük. Biz gidene kadar Nagehan ablanın eşi kalkmadığı için onunla tanışamadık. Aslında çokda görmek ve tanışmak istiyorduk. Nagehan ablacım her şey için çok çok teşekkürler…Benim akrabalarıma Bursa ya geldiğimden hiç haberdar etmedim, birini ziyaret etmeye kalksan öbürleri duyacak. Hepsini ziyaret etmeye kalksan da iki üç gün daha kalmak lazım.  Asiye ablamla Nermin ablamı Mehmet in düğününde görmüştüm zaten.En iyisi hiç birine haber vermemek.

Oradan işte kayınvaldemin vefat eden yeğeninin evine gidip taziyede bulunmak istiyorduk. Yusuf un dayısı da hastanede yatıyormuş. Hem o eve gittik, hemde dayıyı hastanede ziyaret ettik. Baydın dan İlyas abi ve Zeynep yengeler bizim için Bursa ya gelmişlerdi, onlarla görüştük. Bize Kestel de çok meşhur Sedat ın yeri diye bir köfte ve et  salonunda yemek yedirdiler.Ahh yanarım o köftelere ki ne yanarım. Yusuf  kendi acele acele yedi, bende çocuklara yedirmekte yiyemedim. Kalanını tabağa koyup sardılar. Yusuf sen o köfteleri   al  arkada çantaların arasına bir yere tep, köfteleri yemek köydeki kedilere nasip oldu.  Bursa dan Ankara ya doğru yola çıktık. Akşam 21:00 da Eryaman da görümcemin evinde idik. Ordada dinlendikten sonra gece yola çıktık. Merzifon da artık Yusuf tek şöför olduğu için dayanamadı ve uyuduk. Banada sitem edip durdu. “Bi ehliyet almadın da  kullanmıyorsun  şu arabayı” diye. Doğru söze ne demeli, yok kış, yok uzaklık alamadım gerçekten. Alsam acaba şehirler arası kullanabilirmiyim orasıda meçhul çünkü bende her zaman hep korku vardır o korkuyu atamıyorum üzerimden. İnşallah hayırlısı bakalım. Merzifondan biz sabaha doğru yola çıktık, ağabeymlerde köyden oğlunun taksisiyle Ankara ya doğru yola çıktılar. Yolda buluşucaz artık. Bende Aysun u aradım. Aysun hala Ordu da imiş. Samsun a geldiğinizde haber verin dedi. ağabeymlerle Fatsa da buluşuruz diye düşündük ama Ünye de  bir araya geldik. Ünye de onlar Ankara istikametine bizde Artvin istikametine hareket ettik. Ordu ya geldiğimizde Aysun la buluştuk. Aysun uncuğumla nihayet kavuştuk. Aysun erkek  kardeşiyle beraber gelmişti, kardeşinin evine gittik. Yusuf  tabii bu dururmu hemen dönecek, kasıyor kendini  bana diyorki “sana  15 dak daha”  Aysun  da Yusuf a diyorki git sen uyu odada dinlen. Yusuf yattı. Biz kahvaltı ediyoruz hemde sohbet ediyoruz. Saat  12:00 Yusuf geldi odadan “hadi gidiyoruz” dedi.Biz de “eee  tamam Yusuf bu kadarına da  razıyız  teşekkürler dedik ve Ordu dan Aysuncuğumdan ayrıldık.

 Aynı gün ağabeyimin eşi ve yeğenlerim  Borçka dan İzmit e dönüyorlardı. Onları da bari göreyim dedim. Yusuf u  biraz Rize de bekleterek   üzdüm sanırım. Ama  yeğenlerimi gördüğüm iyi oldu çünkü onlarıda bir sene sonra ancak görebilicem. Yeğenlerimi de  Rize den İzmit e uğurladıktan sonra  yola çıktık köydeki eve geldiğimizde saat 21:30du. Böylelikle uçan kuş misali evimize uçmuştuk. O gece sahur a kalktık. Ertesi gün fındıklarla falan uğraştık. Okullar açıldı kızlarım okula başladı. Hayriye kızım öğretmen değiştirdiği için bayağı bir zorluk yaşadık. Hala yine okşayarak ve bi şekilde kandırarak okula gönderiyorum. Eskisinden iyi zamanla alışacak inşallah. Tabii tatile gittiğimiz için evimize taşınamadık işte bu aralar evimize yerleşmeye çalışıyoruz. Bir hafta sonu annemin yanına gittim. Köyde kimse kalmamış hep eli bastonlu yaşlılar, hepsi hasta ve bakıma muhtaç. İki tane halam zaten komşu muz diyebilecek kadar yakına evli onlarda hasta, annem babamda hasta ama hayat mücadelesine devam işte.

Onca işlerimin arasında birde kpps sınavına girdim, sorular kolaydı diyebilirdim. Çok  az bile olsa çalışsaydım iyi olacaktı ama hiç bakamadım. Bakalım sonuç ne olacak, Esra cım,  sınavdan benden az puan alırsan yandın güzelim..Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

DOSTLUK VE ARKADAŞLIK (Teşekkür ederim)

22/9/2008 · Kategori: SEVMEK

Dostluk Sabah öperek uyandırmaktır...



Aynı dala tutunmaktır kimi zaman




aynı bisikleti sürmektir. Ayağınız yetişmese bile...




Dans etmektir kolkala...



küçük hediyeler almaktır...

ve Kimi zaman aynı kalbi paylaşmaktır..




Öpmektir onu doyasıya


Ve bunu söyleyebilmektir

'Dostlugun en büyük Armağan Bana'

-- ARKADAŞ İLE DOST KAVRAMI --
 
>Arkadaş evinize geldiğinde misafir gibi davranır,
> > > >Dost geldiğinde buzdolabını açıp istediğini alır.
> > > >Arkadaş senin ağladığını görmez,
> > > >Dostunun omuzu ise senin gözyaşlarınla ıslanır.
> > > >Arkadaş davetine katılınca bir paket hediye ile gelir,
> > > >Dost sana yardım etmek için erken gelir; toparlanman için geç gider.
> > > >Arkadaş, onu o yattıktan sonra ararsan rahatsız olur,
> > > >Dost neden bu kadar geciktiğini sorar, derdini anlatmak için,
> > > >Arkadaş bir kavgadan sonra her şeyin bittiğini düşünür,
> > > >Dost ise tekrar arar.
> > > >Arkadaş senin daima onun arkanda olmanı ister,
> > > >Dost ise her zaman senin arkandadır.
> > > >Arkadaş zaaflarınızı öğrenir ve onları kullanabilir,
> > > >Dost zevklerinizi öğrenir ve onlara hitap eder.
> > > >Arkadaş zayıflıklarınızı bilirse başınıza kakar,
> > > >Dost zayıflıklarınızı bilirse örtmeye çalışır.
> > > >Arkadaş sizi ikinci görmek ister,
> > > >Dost ikinciniz olmaktan şeref duyar
> > > >Arkadaş sıkıntınız olmadığında yanınızdadır,
> > > >Dost sıkıntınız olduğunda size koşar,
> > > >Arkadaşlarınıza siz huzur vermeye çalışırsınız,
> > > >Dostlarınız size huzur vermeye çalışır.
> > > >Arkadaş bu mesajı okur ve siler,
> > > >Dost okur ve dostlarına yollar...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

"TANISANA HADİ, TANISANA KİM OLDUĞUMU"

16/9/2008 · Kategori: FIKRA

Biyoloji dersinden yapılacak sınav için sınıftaki herkes acayip çalışmış, notlar fotokopiler havada uçuşmuş. Daha sonra sınavın yapılacağı
 
gün gitmişler bir de bakmışlar, ortada kağıt kalem yok sadece sıra sıra mikroskoplar. Hocada başlarında bekliyorken demiş ki, 'Bu
 
mikroskoplarda lam'da bir böceğin bacağı var, sınavınız bacağından böceği tanımak' Tabi hemen itirazlar, ama fayda etmemiş, hoca dediği
 
dedik. Öğrenciler mikroskopların başına geçmiş. Ama bir şey yapamıyorlar. En sonunda biri dayanamamış, kapıyı çarpıp çıkmış. Hoca
 
arkasından seslenmiş :


''Kimsin ulan sen, kapıyı çarpıp çıkıyorsun?' Kapı hafifçe aralanmış ve bir bacak uzanmış :

'Tanısana hadi, tanısana kim olduğumu'

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

SEVGİNİN DİLİ HEP AYNIDIR...!

16/5/2008 · Kategori: GUSEL KISSALAR

Mor menekşeler

 

Kendini bildi bileli mor menekşeyi çok severdi. Çocukluğunun geçtiği
iki katlı evin bahçesinde bahar geldiğinde mor mor açar, mis gibi
kokarlardı. Annesi mor menekşeleri hep duvar kenarına dikerdi. Gölgeyi sever
menekşeler derdi. Oysa; öğretmeni bitkilerin güneş ışınları ile fotosentez
yapığını anlatmıştı onlara. Bitkiler güneş ışığına muhtaçtı.
Mor menekşeler ne tuhaf bitkilerdi...
- "Her bitki güneşi severken, onlar neden gölgeyi tercih ediyorlar?"
diye düşündü, durdu Hande...
Küçük, ufacık aklı ile aslında menekşelerin diğer çiçeklerden
farklı olduğunu keşfetmişti, işte belki de menekşeler bu yüzden bu kadar
güzeldi. Küçücük kafası o gün herkesden farklı olursan, bu hayatta değerli
olursun yargısına varmıştı. Daha o yıllarda farklı olmak için uğraş vermeye
başladı.
İlk, kimsenin yanına oturmadığı, "Hacerin yanına oturmak istiyorum
öğretmenim." diyerek başladı farklılıklarla süren hayatı.
Hacer bile şaşırmış, şaşkın şaşkın bakıyordu onun yüzüne. Hacer, çok
dağınık, biraz anlama zorlukları olan problemli bir ailenin kızı idi.
Hande ise; mühendis Kamil Beyin biricik kızı... Öğretmen, pek . oturtmak
istemedi önce Hacerin yanına Handeyi...
Hande, ısrar ediyordu Hacerin yanına oturmak istiyordu. Daha sonra
bir tatsızlık çıkmasın diye öğretmem Hande in annesini çağırdı. Annesi
eve geldiklerinde Handeye sordu:
- "Neden yavrum Hacerin yanına oturmak istiyorsun?"
Hande cevap verdi: "Geçen baharda menekşeler ekiyorduk hani anne, o
gün sen bana menekşeler güneşi sevmez demiştin. Oysa, her bitki güneşi
sever. Menekşeler farklı...
Belki de bu yüzden bu kadar güzeller... Hacerin yanına kimse oturmak
istemiyor. Ben farklı olmak istiyorum.Belki, Hacer de güzeldir,onu fark
etmek istiyorum." dedi.
Hande in annesinin ağzı açık kalmıştı. İlkokul 4 .sınıf öğrencisi kızının
olgunluğuna hayran kalarak :
- "Peki kızım, kimin yanında istersen oturabilirsin." dedi.
Pazartesi, Hande Hacerin yanında oturmaya başladı. Hem Hande tedirgindi,
hem Hacer... Birbirleri ile hiç konuşmuyorlardı. Diğer kızlar da soğumuştu
Handeden. Nasıl Hacer gibi dağınık, bir şeyi iki kere anlatma ile anlayan
fakir bir kızın yanına oturmayı . istemişti?
Doktor Cemal beyin kızı Esin idi en çok alınan...Anne babaları her hafta
sonu görüşüyorlar, Hande ve Esin birlikte oynuyorlardı her Pazar... Nasıl
olur da kendi yerine Haceri seçerdi? Çok gururu
kırılmıştı Esinin... Hande ile konuşmuyordu.
Bir gün, Hande ve ailesi, Esinlerle dağ köylerinden birinde
gerçekleştirilecek bir panayıra katılmak için sözleştiler..
Hande, gene Esinin somurtacağını bildiği için gitmek istemiyordu.
İçin için de Hacere kızmaya başlamıştı, arkadaşları ile arasının
bozulmasına sebeb olmuştu. Neden sanki bu kadar dağınıktı, neden her şeyi
iki kerede anlıyordu, yoksa aptal mıydı?
Sonra menekşeleri hatırladı. Hemen düşüncelerinden utandı. Hacer, farklı
diye yargılamamaları gerekiyordu. Hacerin kimsenin bilmediği güzelliklerini
keşfedecekti. Buna tüm gücü ile inandı.
Tam umduğu gibi olmuştu. Esin, somurtarak karşısında oturuyordu.
Hande ile konuşmuyordu. Hande, canını sıkkınlığından biraz dolaşmak
için annesinden izin aldı. Köy yolunda yürümeye başladı. Hava iyice soğumuş
ve ayaz iyice artmıştı. Kar atıştırmaya başlamıştı. Hande karı çok
seviyordu. Yürüdü, yürüdü... Köye gelmişti...
Bir evin önünde durdu. Evin penceresindeki saksıya gözü ilişti.
Gözlerine inanamıyordu, bunlar mor menekşelerdi...
Ama kıştı ve menekşeler soğuğu hiç sevmezlerdi, eve doğru bir adım
attı, kapıda beliren gölgeyi çok sonra fark etti. Bu Hacer idi.
Handeye gülümsüyordu... "Hoşgeldin Hande" dedi Hacer, biraz ürkek "Buyurmaz
mısın?"
Şaşkınlıkla kapıya doğru ilerledi Hande ve . içeri girdi. Oda, sıcacıktı. Odun
sobası her yeri ısıtmıştı. "menekşeler" diyebildi
sadece Hande, "bu soğukta???"
Hacer gülümsedi: "Onlar annem için, annem onları çok sever." Sonra yatakta
yatan kadını fark etti Hande.
- "Annen hasta mı?" dedi. Hacer: "Evet, 2 sene önce felç oldu, ona ben
bakıyorum. Bizim kimsemiz yok. Birtek ineğimiz var, onunla geçiniyoruz ama
tüm işler bana baktığı için derslere çalışacak pek
vaktim olmuyor." dedi Hacer utanarak...
Bir de dedi: "Bizim köyden şehre araç yok, bu yolu her gün yürüyorum o
yüzden de çok yorgun okula geliyorum dersleri anlamakta güçlük çekiyorum."
Hande in gözleri dolmuştu...
Dışarıdan gelen ses ile kendine geldi. Annesi onu arıyordu. Çok merak etmiş
olmalıydı... Dışarıya koştu ve annesine sarıldı,ağlıyordu... Bir müddet
sonra "Anne, bu Hacer!" diye . tanıştırdı sıra arkadaşını...
Hacerlere gidip Hacerin yaptığı sıcak çorbadan içtiler birlikte.
Hande, annesine anlattı Hacerin hayatını, ağlıyarak. "Bir şeyler yapalım
anne"dedi...
O hafta, annesi ve Hande, Hacerlere gidip annesi ve Haceri kendi evlerine
taşıdılar... Hacer, artık Handelerden okula gidip geliyordu.
Ne dağınıktı, ne de aptal... Sınıfın en iyi öğrencisi olmuştu...
Seneler geçti... Hacer ve Hande bir arkadaş değil, bir kızkardeşlerdi
artık...
Mor menekşeler Handeye Haceri armağan etmişti... Hacere ise; hem
Handeyi, hem hayatı...
Seneler sonra ikisi de evlendi... Hacer şimdi bir doktor...
Handeden vicdanın ne kadar önemli olduğunu öğrendi. Hastalarına vicdanı ile
birlikte şifa dağıtıyor...Hande ise; bir öğretmen...Çocuklara farklı olan
şeyleri sevmeyi de öğretiyor... Bir kızı var.
Adı: HACER MENEKŞE...
Hayatta en çok sevdiği iki şeye birini daha ekledi Hande. Hacer Menekşe,
teyzesi Haceri çok seviyor ve annesine teyzesi için heRgün teşekkür
ediyor...

SEVGİNİZE KESİNLİKLE ÖNYARGI SOKMAYIN. DAİMA KARŞINIZDAKİNİ DİNLEYİN...
GÖRECEKSİNİZ Kİ ÖNYARGISIZ BİR ŞEKİLDE YAKLAŞIRSANIZ,YORUMLARINIZ DAİMA
İSABETLİ OLACAKTIR...
HERŞEY, SEVİNCEYE KADAR FARKLIDIR.... SEVDİKTEN SONRA İSE; SEVGİNİN DİLİ HEP AYNIDIR..

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

ANNE

11/5/2008 · Kategori: KADIN

 

Anneler günü dendiğinde kendi anne oluşumu unuturum, benim annem ve onun annesi anneannem, babannem, kayınvaldem gelir aklıma, yaşadığı zorluklar, çektikleri sıkıntıları düşünürüm hep. Bende hep şöyle bir düşünce belirir çoğu zaman, aman bizde anne miyiz, bu rahatlıkta yinede çocuklarımızla yeteri kadar ilgilenmiyoruz diye. Eski anneleri dinlediğimde ve düşündüğümde, onların yerine kendimi koyup olaya o pencereden baktığımda hiç te haksız sayılmam.

 Benim canım anneciğimin çektiği eziyetler karşısında  biz dört kardeşi bırakıp  baba ocağına sığınmış, rahmetli dedem, ayrılması gerektiğini söylemiş ve onu çocuklarına yani bize göndermek istememiş. Ama annem dayanamamış, gittiğini fakat gözünden yaş dinmediğini anlatırdı bize.Sizin özleminize ancak kırk gün dayandım der ya hep. Ama kendini düşünmüş olsaydı ne olurdu ben onları düşünmek bile istemiyorum. Annemin gidişini bilmem, çok küçükmüşüm, Annemin geri döndüğü anı hiç unutmam. Onu hatırlıyorum. Biz dört kardeş bir odada yatmış uyuyorduk, hemiz uyandık.Annem ağlıyordu hatırladığım bu kadar.

 Bakıyoruz, duyuyoruz tv de olsun, haberlerde olsun, çocuklarını bırakan annelere ben esefle kınıyorum. Benim anneciğim gibi olur inşallah herkes.Gidiyorlar  yıllar sonra tv lere çıkıp başlıyorlar ağlamaya. Kolay değil hiç değil ama ne olursa olsun gitmemeli, bırıkmamalı hiçbir anne. Bundan dört yıl önceydi sanırım, bir tv progamında, çocuklarını bırıkmak zorunda kalan bir anne ile iki erkek kardeşin  kavuşma sahnesini izlemiştim, hala tüylerim diken diken oluyor. Olamaz böyle bir şey o sahneyi hiç hiç unutmam unutamam.

 

Annelik diyoruzya, annelik aslında kolay değil, özgürlüğün yada işte rahatlığın tamamen  yok oluyor. Ruhen ve bedenen  yavrun için yaşıyorsun. Annelik güzel, annelik kutsal, annelik, zor, annelik eşittir sabır, annelik eşittir sorumluluk, annelik eşittir bilgi birikimi ve aslında saymakla bitmez. Elimden geldiği kadar  iyi anne olmaya çalışıyorum. Aslında evliliği şöyle bir sorguladığınızda çocuk, çocuklar daha çok yer alıyor evliliğin içerisinde. Bütün ilgini sevgini, zamanını, geceni, gündüzünü yavruna veriyorsun.

 Anne olduktan sonra ben hep Allahım bana evlat acısını gösterme her şeye razıyım derim, hemde hep derim. Anneler çünkü her türlü yokluğada, acıyada bi şekilde dayanır ama evlat acısına dayanamıyor işte, yaşarken öldürüyor annelerimi.Off ya bir daha televizyon izlemiyicem işte, haberleri izlediğimde, yada herhangi bir acılı anne gördüğümde sanki onu ben yaşıyormuşum gibi çok kötü olup başlarım hüngür hüngür ağlamaya, sonra  geçmeyen baş ağrısı.Her şey Allahın takdiri deriz de, ne yani şimdi bütün şehitlerin ölümüde Allahın takdiri ilahisi mi?  Bilemiyorum ve çok çok çok üzülüyorum.

Günümüzde, yani yaşadığımız çağda eskiye nazaran anne olmak bayağı bir rahat ve güzel. Eski den  yokluk ve kıtlık da yaşamış insanları dinlediğinizde bunu daha iyi anlayıp kavrayabiliyorsunuz. Mesela ben kendi annemi dinlerim, rahmetli anneannemide dinlerdim.” Hey gidi çocuklar çok fazlaya gidiyorsunuz, bizim zamanımızda doğum kontrol diyede bişey yoktu, yoklukta büyüttük altı çocuk, deden hasta olmasaydı kimbilir kaç çocuk, şimdiki gibi hazır bezi bulmayı bırak normal bez bulamıyorduk , hasta olurdu çocuklar korkuyla yaşardık, doktora gitmek yoktu,  ilaç  diye bişey yoktu, şimdi çocuk bi ağlasın hemen doktora koşturuyorsunuz “ diye anlatırdı rahmetli anneannecim. Zaman zaman kayınvaldemde bundan farklı şeyler anlatmaz, hem anlatır hem ağlar bende onunla birlikte ağlarım. Hele babannem o hepten  on beşinde anne olmuş, bide bende kendime diyorum çok erken anne oldum diye.

Şimdi benimde üç evladım var onları çok seviyorum, her ne kadar bağırıp çağırsamda kızıp arada beş kardeş  atsamda onları çok seviyorum. Bazen çıldıracak gibi oluyorum. Kız kardeşler çok kavga ediyorlar, en küçük bir durumdan kendilerine kavga ortamı hazırlıyorlar bu benim çok sinirlerimi yıpratıyor, oğlan ise o ayrı bir vaka, bensiz yatmaz, uyumaz, gece uyandığında yanında olucam, olmazsam  gecenin yarısı evde kıyametler koparıyor.  En büyük problemimizde saçlarımı çekmesi. Gerçekten saçlarımı çok çekiyor, küçükken başlamıştı, bırakacak yerine iyice artırdı.Uyutmaya çalışırken ve gece uykuda bi bakıyorsun var gücüyle saçlarımı çekiyor. Uyanıp ellerine vuruyorum, oğlum lütfen yapma. Ama anne seni çott şeviyoyum. Ama oğlum bende deliriyorum.
Bu aralar da her şeyden korkar oldu. Bu durumda beni çok endişelendiriyor.

 Aralarında yaşadıkları sevgi bağı çok güzel, birbirlerini çok seviyorlar aslında ama nedense bir çikolata için, yada ne biliyim en küçük bir şey için birbirlerine zarar veriyorlar, bazen hiç duymam aralarında halletsinler diye, çünkü ne kadar müdahele ettiysem o kadar kötüye gittiler. Bu aralar oğlumun   kullandığı kelime ve kurduğu cümlelere çok gülüyoruz. Seni çot seviyorum, yot, ayaba ejey, temal, tadıoğlu, talttım gibi buna benzer cümleler. Ailece onun araba merakın ve araba aşkıyla ilgileniyoruz. Çepce, tıy, ayaba, bunlar onun ilgi alanı. Bilgisayarı  açıyor, oyunları, ordanda araba oyunlarını başlıyor oynamaya, bıraktırıyoruz, az sonra bi daha.

Ben çocuklarımı aşırı  ilgi ile  mi desem, sabırla büyüttüm  o yüzden  hepsi  aşırı  anneci, sürekli ben ilgilendiğim için şimdide kendime zaman ayırmak istiyorum ama buda olmuyor. Ben onları çok seviyorum,her zaman kendimden çok onları düşünürüm, eşimden çok onları düşünürüm. Aslında her annenin bir maaşı olmalı, çünkü anneler eline geçen maddi imkanları tamamen evlatları doğrultusunda kullanırlar. Bu yüzden çalışmayıda çok istiyorum inşallah  oda bana nasip olacak. Aminnnn(nerdeeee)

Allahım, yavrularımı anne baba sözü dinleyenlerden eyle, yavrularımın şanslarını bahtlarını güzel eyle. Allahım, onlara eğitim hayatında zihin açıklığı ver, başarılar ver, kolaylık ver. Allahım yavrularımı  her türlü kötü işlerlerden kötü hallerden, hastalıklardan koru. Amin. 

 Her anneye yavrusu en güzel gelir,her anne kendi bebeğinin güzel olduğunu çok güzel olduğunu söyler, bir gün kahvaltı yapmıyan çocuğuna , bir şeyler hazırlayan anne okula gider ve daha ders teneffüs zili çalmamıştır, okulda çalışan müsdahdeme derki, bunu zil çaldığında benim çocuğuma verirmisin, iyi ama der müsdahdem, sizin çocuğunuz kim, okulun en güzel çocuğudur benim çocuğum der ona verirsin der. Teneffüs zili çaldığında müstahdeme göre en güzel çocuk ona göre kendi çocuğu olduğu için götürür kendi çocuğuna verir.

 

Evlatlarını üzen, evlat ayrımı yapan annelerde var, Allah onları ıslah etsin.Onlara diyecek bişeyim yok.

 Benim bu yazımda bir çok hata ve anlatım bozukluğu olabilir bu yüzden özür dilerim.

 BAŞTA ŞEHİT ANNELERİ OLMAK ÜZERE, ANNEMİN VE BÜTÜN ANNELERİMİZİN ELLERİNDEN ÖPER, ANNELER GÜNÜNÜ KUTLARIM…..

                                                                                                                      sermin

Anne

 

Anne diye ağlarım,her insan gibi,
Canımı acıttığında yaşamın bütün halleri.
Ben ağlarken yanar seninde yüreğin bilirim,
Derdime derman olamadığın için üzülür,
Ezilirsin kendi dünyanda ve benim içindir
Dillerinden akıttığın sevgi dolu sözleri

                                                                           

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

KALBİNE MUKABİL KALP BULABİLMEK.

20/4/2008 ·

Mavi cam kalp
 
Kalbine Mukabil Kalp Bulabilmek

Kalbine karşılık bir kalp bulmak; manevi frekansları bütünüyle tutan, gönül iletişimini tam kurabilen bir insanı bulmak demektir.
Evliliğin mutluluğa dönüşmesi için, kalplerin uyuşması, anlaşması, kaynaşması gerekir.
Kalpsiz mutluluk olmaz.
Kalp kalbe karşı olmalı…
Kalp kalbe kaybolmalı…

Kalpler bir olmalı, iri olmalı, diri olmalı…
Ölmüş kalpler taşıyan kalıplar, mutlu olabilir mi?
Evet, mesele kalıp değil, kalp meselesidir.
Kalıbına göre kalıp arayanlar; eş arayışını, bedene, kaşa, göze bağlayanlar, mutluluğu yanlış adreste arayanlardır.
Bulmak için, önce böyle birini aramak gerek… Gerçi her arayan bulamaz ama bulanlar hep arayanlardır. Aramadan bulmak mümkün mü?
Bir de arıyormuş gibi yapanlar vardır. Bunlar, her ne kadar evliliğin bir gönül işi ve manevi frekansların uyumu manasına geldiğini kabul etseler de, seçimlerini, hep maddeden, görüntüden yana yaparlar. Yani inandıkları ve düşündükleri gibi davranmazlar.
Bulamayacağı yerde arayanlar da bunlardan sayılmalıdır. Hani Nasreddin Hoca gibi… Evin bodrumunda, kömürlükte kaybettiği yüksüğünü, dışarıda, evin önünde arıyormuş… Sebebini sormuşlar…"Aşağısı çok karanlık" demiş…
Bazı gençler de kalbine karşılık kalbi böyle arıyorlar. Kalp, duygular, sevgi, şefkat, merhamet tamam ama, görüntü, en boy, kaş göz diyorlar… Hatta oralara takılıp kalıyorlar. Gönle değil, gövdeye itibar ediyorlar. Hatta bu insan sana göre değil, diyenlere de "Ben onu değiştiririm" derler. Ya da , "O gördüğünüz gibi değil, aslında çok iyi biri" iddiasında bulunurlar.
Sonra da, iletişimimiz neden kötüleşti, niçin kavga çıktı, geçimsizlik nereden geldi diye şaşırıyorlar.
Atalarımız, "iki gönül bir olursa, samanlık seyran olur" demişler. Ne güzel söylemişler. İki gönül bir olmazsa, yani kalbine karşılık bir kalp yoksa saraylar zindan olur ve tabii ki eşler hayal kırıklığına uğrarlar. Zaten, sadece iki gövdenin bir olması insani bir hal de değildir.
Evliliği maddileştirenler, yalnız ten ve beden isteklerinin tatmini manasına alanlar, çok ayaklılarla aralarındaki farkı ortadan kaldıranlardır.
Bir insanın evlilik anlayışı ve bu husustaki beklentileri onun seviyesini ortaya koyar.
Evlenmeyi düşünen gençlerimiz, kalplerine karşılık bir kalp mi arıyorlar, yoksa kalıplarına karşılık bir kalıp mı arıyorlar?
İnsan, aradığını bulur.
Kalıp arayan kalp bulabilir mi?
Bulsa bile, bulduğunun ne olduğunu idrak edebilir mi?
Evlenecek gençler, önce niyetlerini düzeltmelidir. Kalbe karşı kalp mi arıyorlar, kalıba karşı kalıp mı?
Madde arayanın ruh bulması, gövde arayanın gönül bulması mümkün müdür?
Doğru ölçülerle arayışa geçtikten sonra da, "Rabbim, karşıma iyi olanı; sevebileni, merhamet edebileni çıkar" diye ciddi ve samimi dualarda bulunmalıdır.

* * *
Bazen, evlenmek üzere olan kızlarımıza, oğullarımıza soruyorum:
–Nasıl, evliliğe hazır mısın?
Birçoğunun cevabı, aşağı yukarı hep şöyle oluyor:
–Hocam, hazırlıklar tamam… Ev tuttuk, döşedik, beyaz eşya filan her şey tamam…
Sizce bu cevapta tamam olmayan bir taraf yok mu?
Bana göre, en önemli bir taraf eksik kalmış oluyor. Bu sebeple o gençlere şu soruyu sormaktan kendimi alamam:
–Peki, gönlünüz hazır mı evliliğe?
Sorum, birçok genci şaşırtır, durup düşünürler, genellikle de bir soruyla karşılık verirler:
–O nasıl oluyor?
İşte onun nasıl olduğunu bilmeyenler, Üsküdar vapurunda tanışıp evleniyor, üç gün sonra da, Kadıköy vapurunda da boşanıveriyorlar.
Evliliği, böylesine gönül dışı bir gövde işi zannedenler, Nasreddin Hoca'mızdan almışlar cevabı…
–Bu sizinki, demiş, evlilik değildir.
–Peki, evlilik değilse nedir bu yaptığımız? diye sormuşlar.
–Gündüz çifte hırlama, gece çifte horlamadır… demiş.

* * *
Evlilik, sağlam bir iletişim temeline oturmalı… Bu olmazsa olmaz mutluluk kuralını da tersinden ve hoş bir nükte ile anlatır Hocamız. Eşiyle sağlıklı bir iletişim kuramayanları bakın nasıl uyarır:
–Evliliğiniz nasıl geçiyor? demişler.
Hocamız da anlatmış:
–Evliliğimizin ilk senesi çok güzel geçti… Ben söyledim, hanım dinledi, ben söyledim hanım dinledi… İkinci sene, bizim hanım işi anladı… O söylemeye başladı… O söyledi ben dinledim, o söyledi ben dinledim…"
–Peki, hocam, sonra nasıl oldu, diyenlere de, Hiç sormayın, demiş, sonraki yıllarda da, ikimiz birlikte söyledik, komşular dinledi…
Şimdi eşlerin birlikte söylediklerini, sadece komşuları değil, bütün dünya dinliyor. Aile mahremiyeti içinde kalması gereken her şey, ekran pazarlarına dökülüyor. Sadece kirli çamaşırlar değil; edepsizlikler, iffetsizlikler, kısacası ahlaksızlığın her çeşidi, basın yoluyla toplumun tepesine yağdırılıyor.
İyi ki adına evlilik demiyorlar. Seviyesiz birliktelikler, evlilik olamaz çünkü…

* * *
Evliliği, Allah'ın emri, Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sünneti bilenler, örnek aileler kurmak mecburiyetindedirler. Zira başkalarını da saadetlerine imrendiren sağlam ve tutarlı aile yapısı, günümüz dünyasının en çok hasretini çektiği bir güzelliktir.
İnsanlık âlemi, kaybettiği aile hayatını çamla çırayla, yana yakıla aramaktadır.
Aile, dünyevileşmenin getirdiği benlik, bencillik ve maddecilik yüzünden yıkılmaktadır. Bu sebeple, aileyi yeniden diriltmenin yolu, maneviyattan, imandan geçmektedir. Sağlam bir Allah ve ahiret inancı olmaksızın, sağlam bir aile kurmak imkânsızdır.
Aile, daha çok almayı düşünenlerin değil; paylaşmayı, bölüşmeyi, fedakârlığı bilenlerin kurabileceği kutsal bir müessesedir. Ailede mutluluk, almayı hayaline bile getirmeden verebilenlerle sağlanır. Aile mutluluğunun kahramanları, almayı hiç düşünmezler… Ancak verdikleri döner onlara, katlana, çoğala… Bir verip bin alırlar.
Böyle bir mutluluk, ancak iki gönlün bir olmasından doğar.
Çocuklarımız, gençlerimiz gönül ehli mi?
Daha doğrusu gönülden haberdar mı?
Gönülsüz mutluluk olmaz… Ne tek başımıza, ne de evlilik hayatımızda…
Zira aile, iki gönlün tekleşmesiyle kurulur..
__________________
Ümitsizliği yenin.Bir insan Yüce ALLAH'ın kapısını ısrarla çalarsa, kapı mutlaka bir gün açılacaktır..
müttaki Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Yorum (yok) Yorum yaz!

19/4/2008 · Kategori: BAYAR SAHIN _____

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

BİZ DE BİR GÜN YAŞLANACAĞIZ...!

15/4/2008 ·

92 yasında, ufak tefek, kendinden emin ve gururlu, her sabah sekizde giyinip kuşanan ve her ne kadar kör bile olsa saçlarını kıvırıp makyajını mükemmelce yapan yaslı hanım bugün bir huzur evine tasındı.

 70 yasındaki kocası ise geçenlerde gereken hamleyi yapıp Allah'ın rahmetine kavuşmuştu.Huzur evinin kapısında sabırla beklenen bir kaç saatin ardından, odasının hazır olduğu söylendiğinde tatlı tatlı gülümsedi.

 

Yürütecini asansöre yönlendirdiği sırada, kendisine odasını anlatmaya başladım penceresinde asılı perdelerden de söz ettim. Ben anlatırken ,az önce kendisine köpek yavrusu verilmiş 8 yaşındaki küçük bir kızın heyecanıyla o perdeleri pek severim, dedi.

 

Mrs. Jones henüz odayı görmediniz, biraz bekleyin demiştim ki; Bunun onunla bir ilgisi yok, dedi. mutluluk zamandan önce karar verdiğiniz bir şeydir.

Benim odadan hoşlanıp hoşlanmamam mobilyaların nasıl düzenlenmiş olduğuyla değil, benim onları zihnimde nasıl düzenlediğimle ilgilidir.

 

Ben onları sevmeye karar vermiştim zaten Bu benim her sabah uyandığımda verdiğim bir karardır. Bir seçme hakkim var: Ya bütün günümü artık çalışmayan vücut parçalarımın bana verdiği sıkıntıyı düşünerek geçiririm ya da yataktan çıkıp hala çalışanlar için şükrederim.

 

 Gözlerim açık olduğu sürece her yeni gün bir hediyedir. Yeni güne ve hayatimin sadece bu döneminde, biriktirdiğim mutlu anılara konsantre olacağım.Yaşlılık banka hesabi gibidir. Ne yatırdıysan onu çekersin hesabından. Bu nedenle benim tavsiyem, hatıraların banka hesabına dolu dolu mutluluk yatırman olacaktır. Anı bankamı doldurmaktaki katkın için sana teşekkür ederim. Hala oradan mutluluk çekiyorum. Mutlu olmak için su beş basit kuralı hatırla:

1. Kalbini nefretten arındır
2. Zihnini endişelerden arındır
3. Basit yasa
4. Çok ver
5. Daha az bekle

Aile
Bilmem farkında mısın, eğer yarin ölecek olsak çalıştığımız şirket daha birkaç gün bile olmadan yerimizi dolduruverir. Oysaki ardımızda bıraktığımız ailemiz bizim kaybımızı ömürlerinin sonuna dek hissedecektir. Gel gelelim ki, ailemizden daha çok isimize veririz kendimizi, pek de akıllıca bir yatırım değil, ne dersin?

Yorum (yok) Yorum yaz!

11 YIL SONRA NİHAYET SESİNİ DUYABİLDİM AYSUNCUM. SENİ GERÇEKTEN

30/3/2008 · Kategori: ANILAR

   
    

İnsan okul arkadaşlarını çok özlüyor. Hele birde yatılı okuyup, gecenizi gündüzünüzü beraber geçirmişseniz, onu ailenizle tanıştırıp evinizde misafir edip, güzel anılarınız varsa, asla unutamazsınız.Ben de sevdiğim arkadaşlarımdan biri olan Aysun arkadaşımı nihayet buldum ve sesini duydum.

Çok ama çok mutluyum. Lise bitti ve hayat ın türlü türlü rollerinde  yerlerimizi aldık  yaşamımızı sürdürüyoruz. Aysun la tam on bir yıldır görüşmüyorduk,  benden uzak bir şehirde, bu kadar cep tlf. msn vs yoktu.

Arkadaşlarımın yaşadıkları doğdukları  yerleri aklımda tutuyordum ama emin değildim. Hatıra defterimi karıştırdım ve arkadaşımın köyünün adından emin olduktan sonra aramaya başladım.Bir iki ay önce netten araştırdım ama başarılı olamadım. Yine bir akşam bir daha bakıp denemek istedim.

Allah razı olsun, köy adına site yapmışlar. Sitenin bir bölümünde msn adresleri bırakmışlar, yaşadıkları yere göre ve soyadlarına göre iki arkadaşın msn adresini  kayd ettim. Evet sağolsunlar onlarda kabul etmişler, derdimi anlattım.

 Beni kırmadıkları için onlara tekrar tekrar teşekkürlerimi iletiyorum. Aysun umun kardeşine ulaştım, ordanda Aysuncuğumun telefonunu aldım, kardeşine de çok teşekkür ediyorum. Aslında onların yaslı bir günleriymiş, bir amcalarını kaybetmişler , bugün aramıyacaktım , fakat dayanamadım, kızım da merakla yanımda beni izleyip  sabırsızlıkla aramamı istedi.

Benim cep telefonumu kayınvaldeme verdiğim için tlf yanımda değildi, bende ev telefonundan aradım. 

Nihayet Aysunumun sesini duydum, duygulandım, gözlerim doldu. Ama beni konuşturmuyor sevincinden nasıl bağırıyor, çığlık atıyor. Beni nerden, nasıl buldun, canım, yavrum, seni çok seviyorum, çok özledim, annen baban nasıl, (iyiki bulmuşum he..) canım benim bu kadar sevineceğini bildiğim  için işte seni  hala eskisi gibi ne kadar çok sevdiğimi öğrenesin  bilesin ve mutlu olalım diye buldum, (yoksa durup dururken ne işim olur senin gibi deliyle).

 

Mutluyum hemde çok mutluyum, canım hiç bir iş yapmak istemiyordu ama inan iki dakkada bütün işlerimi bitirdim.  Neler gelip geçmediki gözümün önünden bilemezsin, bir kış günü caddede peşime düşen Nahiti az daha gebertiyor olman. , yeni çizmelerimiz ve onları iç yağıyla yağlamalarımız ve yine Nahit in çizmelerimin içini karla doldurması ya daha  bunun bir çok anı   geldi aklıma.

 Ama hiç unutmadığım bir şey var oda güzel sesin, ben aslında hep  seni sanatçı olarak televizyonlarda görmeyi bile hayal ettim.

İnşallah  yine güzel sesinle şarkılarını dinleyebilicem.

Mutlu olduğum kadar da  çocuğunun rahatsız olması beni çok üzdü, ama herşey Allahın takdiri, eminim sevgi dolu yüreğin yavrunu iyileştirecektir. Bütün kalbimle yeğenimin iyileşmesini diliyorum.

Umarım her şey gönlünce olur, her şey senin istediğin gibi olur en kısa zamanda seni görebileceğim içinde çok mutluyum. Sağlıcakla kal, canım arkadaşım benim...

                                                                                              Ayşe

 

 

YILLAR ÖNCE HATIRA DEFTERİME YAZDIKLARIN                 21.12.1992/ Pazartesi

 

Sevgili Ayşe..!

Canım benim. Biliyorsunki hayata doğuyor, hayata büyüyor ve hayata gözlerimizi yumuyoruz. Bu devreleri geçirirken güzel,  çirkin, iyi, kötü herşeyle karşılaşırız. Biz insanız. Hep iyi, hep güzel günler geçirmek rahat yaşamak ve huzurlu olmak isteriz. Ben insanlarda huzuru buluyorum. Arkadaşlarımda sevgiyi, mutluluğu tadıyorum. Bana mutluluk tattıran insanlardan biriside sensin canım. Senin gibi mert, dürüst ve samimi bir insanla tanıştığım için kendimi şanslı hissediyorum.

 

Ayşeciğim.  Gün gelecek ayrılacağız, herbirimiz ayrı diyarlara dağılacağız. Kimbilir belki bir gün bir meçhulde yine karşılaşacağız, kısaca canım önümüzdeki hayatımızda belki karşılaşırız, belkide asla karşılaşamayız. Şunu hiç unutmaki biz  K.M.L. öğrencileriyiz. K.M.L. asla unutulmaz. sende unutulmazsın  Ayşem.Benim daima kalbimin bir köşesinde yer alacaksın.

İşte canım, dileğim seninde bu  ORDU' lu garibi hiç bir zaman unutmamandır. Ayşeciğim, bende hakkın çok, hakkını helam et canım. Sana hayatın boyunca mutlu, sağlıklı, başarılı ve güzel günler diliyorum. En güzel ve en mutlu günler senin ve sevdiklerinin olsun. Unutulmamak dileklerimle.........

                                                                              AYSUN........ imza

adres...................

.......................

....................ORDU

arka sayfa,

 Yüce dağ başında yayılır otlar,              

 Yar mendil işlemiş ikiye katlar,          

 Mezarın üstünde beş karış otlar,         

 Bitmeyince gönül yardan ayrılmaz.

 

Sevdalandım bir güzele yandım kalpten,

Onun yoluna can koymuştum yürekten,

Ben o güzele çok yandım bulamadım,

Duyun dostlarım işte bu benim feryadım.

                             Aysun dan      

                                                                                                   

"İnsanım, insanları seviyorum, İnsanları insan oldukları için seviyorum, Senide sen olduğun için seviyorum."

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

ALACAKLISIN ANNE

25/3/2008 · Kategori: SIIRLER


 
Alacaklısın Anne

şimdi eve gitsem
balkonda geceliğiyle bekliyordur
gitmeyeceğim oysa
bunu o da biliyordur
biliyordur terkedeli çok oldu o geceliğin kokusunu
beni başka bir koku sarmalı artık

geceleyin pencere önlerinde
kucak kucak hıçkırık akıntısı
yüreğim kürek olsa derim
gövdem de saksı

bağışla anne
bir kaldırımdan kaldırıp getirirlerse beni sana
bağışlayıp al koynuna yeniden
göm beni yeniden o geceliğinin içine

küf tutmuş yaslanacağım şarkılar
aşka imansız bir oğulu sen de affetmezsin ki
al beni sokaklardan anne
ve alacaklısın unutma
sevgimi severek çalanlardan
 

Hikmet Kavas

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

HİKAYE

25/3/2008 · Kategori: GUSEL KISSALAR


Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi Duymadığından korkuyormuş ve
karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş. >
Ona nasıl yaklaşması gerektiğinden emin değilmiş.
Bu durumu konuşmak için aile doktorunu aramış; doktor adamın >
karısının ne kadar
duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş.
"Yapacağın şey şu, karından 40 adım ileride dur, normal bir >
konuşma tonuyla bir
şeyler söyle; eğer duymazsa 30 adım ilerisinde aynı şeyi
tekrarla,
sonra 20 adım;
cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla"
O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam işlemi
uygulamaya koymuş.
40 adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş
"Hayatım bu akşam yemekte ne var?"
Cevap yok
Mutfağa biraz yaklaşmış. Mesafeyi 30 adıma indirmiş ve soruyu
tekrarlamış "Hayatım bu akşam yemekte ne var?"
Gene cevap yok
Mutfağa biraz daha yaklaşmış, mesafe 20 adım ve tekrar sormuş
"Hayatım bu akşam yemekte ne var?"
Hala cevap yok
Adam mutfağın kapısına gelmiş artık mesafe iyice azalmış ve >
soruyu
tekrarlamış
"Hayatım bu akşam yemekte ne var?"
Gene cevap alamamış
Bu sefer karısına iyice yaklaşmış ve aynı soruyu tekrar sormuş
"Hayatım bu akşam yemekte ne var?"
"Hayatım beşinci kez söylüyorum, Tavuk"

Hikayenin ana fikri:
Belki de genelde düşündüğümüz gibi problem daima karşımızdaki
kişilerde olmayabilir.
Problemlerin sebebini birazda kendimizde aramalıyız

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

"HAYIR" DE!

11/3/2008 · Kategori: GUSEL KISSALAR

Daha çok duygularıyla hareket eden insanlarız biz. Yapacaklarımızı mantığın süzgecinden geçirmeyi pek umursamayazı. Bu yüzden de  yapacağımızbir şeyin yanlış olduğunu bilsek bile geri adım atmayız.

          Başkalarına hayır demeyi öğrenemeyiz bu yüzden. O hayır ın hayrımıza olacağına aklımıza getirmeyiz. Getirsek bile, canım ne olacak bir kez de böyle olsun der geçeriz.Ve sonra zarar haznemiz alıp başını gider tabi kii. Ama biz yine de akıllanmayız. Hayır demek yerine, sezsiz kalıp bizden isteneni yapmaya devam ederiz.

          Bu kadarlarla da kalmayız ama. Bizler kendimize de hayır diyemeyiz çoğu zaman.

          Kolay gaza geliriz. Şeytana çabuk uyarız. Son pişmanlığın fayda etmeyeceğini getirmeyiz aklımıza. Yapacağımızı şeyin bize yakışıp yakışmayacağına bakmayız. Söyleyeceğimiz lafın günün birinde gelip ayaklarımızı bağlayacağını, bizi sıkıntıya sokacağını hesaplamayız.Anlık zevkler için anlık kararlar verip sonrada pişmanlığın cenderesinde kıvranırız bu yüzden.

       Velhasıl, ne başkalarına nede kendimize hayır demeyi başaramayız çoğu zaman. Ve başımızı dertten derde sokarız bu yüzden.

 

 

Hayattan ne beklersiniz diye sormuşlar bilgeye; "VERDİKLERİMİN KARŞILIĞINI VERSİN YETER" demiş.

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

KADINLAR GÜNÜ

8/3/2008 · Kategori: KADIN

KADIN

KİMİ DERKİ ; KADIN,

UZUN KIŞ GECELERİNDE YATMAK İÇİNDİR,

 

KİMİ DERKİ; KADIN,

YEŞİL BİR HARMAN YERİNDE DOKUZ ZİLLİ KÖÇEK GİBİ OYNATMAK İÇİNDİR.

 

KİMİ DERKİ; KADIN,

AYALİMDİR, BOYNUMDA TAŞIDIĞIM VEBALİMDİR.

 

KİMİ DERKİ; KADIN,

HAMUR YOĞURAN, NE O, NE BU, NE KÖÇEK, NE AYAL, NE VEBAL.

O BENİM KOLLARIM, BACAKLARIM, YAVRUM, ANNEM, KARIM, KIZ KARDEŞİM, HAYAT ARKADAŞIMDIR....

                                                                    

 

 

                                                                                        Nazım HİKMET

 

 

RAHMETLİ BABANNELERİMİZİN, ANNEANNELERİMİZİN  ANNELERİMİZİN KAYINVALDELERİMİZİN VE BÜTÜN KADINLARIN KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN.....                                                                                           

 

                                                                                                      sermin

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

7 MART ARTVİN İN KURTULUŞU

7/3/2008 ·

ARTVİN İN KURTULUŞU 7 MART,   ATALARIMIZI, ŞEHİTLERİMİZİ, SAYGIYLA VE ŞÜKRAN LA ANIYORUZ.   KURTULUŞ GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN.....

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

GÖNÜL

4/3/2008 · Kategori: KITAP

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

CEVİZLİ ACILI

4/3/2008 · Kategori: YEMEK TARIFLERI

 

  

ACILI

MALZEMELER

 

3 SU BARDAĞI ÖĞÜTÜLMÜŞ CEVİZ

2 YEMEK KAŞIĞI YOĞURT

4 DİŞ SARMISAK

2 YEMEK KAŞIĞI SALÇA

3 YEMEK KAŞIĞI SIVI YAĞ

1 TATLI KAŞIĞI TUZ

1 LİMON SUYU

BİR TUTAM MAYDANOZ  

1 ÇAY KAŞIĞI  PULBİBER, KARABİBER, KEKİK, KİMYON, NANE 

EKMEK

 

YAPILIŞI        

Bir tabağın içerisine, ceviz, yoğurt, salça, sarmısak, sıvıyağ, tuz, maydanoz ve baharatları koyarak  iyice   kaşıkla karıştırıyoruz. Limon suyunu sıkıp döküyoruz ve tekrar karıştırıyoruz. Dilimlenmiş ekmeklere sürüp afiyetle yiyoruz. AFİYET OLSUN...

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

SUSAMLI PUAÇA

4/3/2008 · Kategori: YEMEK TARIFLERI

 

 

MALZEMELER

 

 

5 SU BARDAĞI  SÜT

1 ÇAY BARDAĞI MAYA

1 ÇAY BARDAĞI TOZ ŞEKER

1 ÇAY BARDAĞI SIVI YAĞ

1 YEMEK KAŞIĞI TUZ

UN

1 YUMURTA SARISI

SUSAM

YAPILIŞI

 

5 bardak ılık sütün içerisine maya ve şeker katıp kabarmasını bekliyoruz. Maya kabardıktan sonra sıvı yağ, ve alabildiği kadar unla iyice yoğuruyoruz, tuzunu unutmayalım bu arada. Alabildiği kadar un dediysemde, hamur ellerimize yapışacak şekilde çok yumuşak bir hamur elde edilmesi gerekiyor. Her seferinde unu ölçücem derim ama hep unuturum, benim elim artık alıştı ölçmeye gerek kalmıyor fakat işte çok kuru yaparsanız güzel olmaz, ekmek hamuru gibi  yani ona benzer kıvamda olması gerekiyor. Hamuru  yoğurduktan sonra, üzerini örtüp dinlenmesini ve kabarmasını bekliyoruz. Hamur kabardıktan sonra bir kase içerisine sıvı yağ koyup, elimizi yağlayarak ufak ufak yuvarlaklar hazırlıyoruz. Yağlanmış tepsiye diziyoruz. Hepsini yuvarlamayı bitirdikten sonra hiç elimizi yağlamadan tekrar ilk yaptığımız puaçadan başlayıp yeniden elimizle yuvarlıyoruz. Biraz bekletip kabarttıktan sonra üzerine yumurta sarısı sürüp, susam serpiyoruz . ( Bu puaça tarifin de ben iç malzeme den bahsetmedim, puaça nın içerisine istediğiniz içi hazırlayıp o şekilde pişirebilirsiniz. Bu puaçalarla çok güzel tost oluyor, bayatlasa bile fırında azıcık ısıttığınızda çok daha güzel oluyor. )Evet, kabaran  ve fırına girmeye hazır olan tepsiyi daha önceden ısıtılmış orta dereceli fırında resimde görüldüğü gibi pişiriyoruz.AFİYET OLSUN....

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

KADA NIN PİŞMİŞ HALİ

2/2/2008 · Kategori: YEMEK TARIFLERI

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

KADA (MURGUL BÖREĞİ)

2/2/2008 · Kategori: YEMEK TARIFLERI


Küçüklüğümden beri bu böreği  biliriz ve yeriz, çünkü yöremize ait bizimle özdeşleşen bir börek bu. Bizim yöremizde bu böreği bütün bayanlar bilir, her evde özellikle yazın köylerde çok yapılır.Bende annemden öğrendim şimdi annemden güzel yapabiliyorum artık. Çocuklarım da çok severek yiyorlar.

Hiç unutmam bir gün sabahın köründe annem beni uyandırıyor ‘hadi kalk kalk, ademoğlu dede ölmüş de kada yapalım’diye. Yine Bursa daki akrabalarımıza gittiğimde hangisine gittiysem her yerde kada yaptık, birde İzmir  Dikili deki akrabalarımızın yanında ben bu kada yı yaparken beni dikkatle izleyen Günay yengemizin eniştesi ‘ sen bunun kursuna mı gittin ‘demişti. Bunun kursu yok bizim burada çocukluktan beri gördüğümüz için yapabiliyoruz sanırım.

Bu böreği kim ilk yapmış ve yaymışsa aslında ona minnettar olmamız geriyor. Düğünlerde, bayramlarda, cenaze lerde, imecelerde, pikniklerde, ikram sofralarında, akrabalar bir araya geldiğinde  ve hemen  hemen her zaman yapılır.

Kada böreğini resimlerle anlatmaya çalıştım, şimdi birde yazılı olarak anlatmak gerekirse;

Un, tuz ve su ile çok güzel bir hamur elde ediliyor,  hamur dan büyükçe pazılar hazırlanıyor, bu hamurlar teker teker  oklava ile açılıyor.

Bir bezin üzerine serilip dinlendiriliyor, sonra masaya başka bir bez serilerek ilk açılan yufkadan başlayarak, üzerine sıva yağ dökülüp her tarafı iyice yağlanıyor.Yufkanın bir ucundan başlayarak resimde görüldüğü gibi elimizle yufkayı yırtmadan her tarafını inceltiyoruz, daha sonra kenarlarını katlayarak, içerisine aklınıza gelebilecek her türlü iç malzemesi (ceviz, fındık, peynir, maydanozlu peynir, kıymalı iç, patatesli iç v.b) kullanarak  resimde görüldüğü gibi sarıyoruz ve yağlanmış tepsiye yerleştiriyoruz, her yaptığımız yufkayı etrafına sarıyoruz.Üzerine sıvı yağla yağladıktan sonra arzuya göre susam ve çörek otu serperek orta ısıdaki bir fırında pişiriyoruz. Pişen kada böreğinin üstünü bir bezle örterek kendi buharında yumuşamasını sağlıyoruz, daha sonra elimizle bölerek servis yapıyoruz.AFİYET OLSUN….

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

KADA BÖREĞİ İÇİN YUFKANIN AÇILMIŞ ŞEKLİ

2/2/2008 · Kategori: YEMEK TARIFLERI

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

KADA BÖREĞİ NİN BEZ ÜZERİNDE AÇILIŞ ŞEKLİ

2/2/2008 · Kategori: YEMEK TARIFLERI

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

KADA BÖREĞİ NİN YUVARLANIŞ ŞEKLİ

2/2/2008 · Kategori: YEMEK TARIFLERI

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »