
Çok uzun zaman oldu bloğumu güncellemeyeli, nerden başlasam yazsam bilbemki! Öncelikle ben yokken bloğumu ziyaret edip, yorum yazan yüreklere teşekkür ederim. Bir arkadaşımız yorumunda mail adresini vermiş, bloğunda yardımcı olmamı istemiş. Kusura bakma, ben bloğuma arada sırada sadece yorumları onaylamak için baktım, ayrıca çok da iyi değilim , kendi kendime bişeyler yapmaya çalışıyorum ve bilgisayarımdan da uzaktım zaten. Bloğuna yardımcı olmak adına, beni tercih ettiğin için ayrıca teşekkürler…
Evetttt! Maden den kızımın okulu için Murgul a taşındıktan sonra işte okullar da tatile girdi.Burdan başlayacak olursam;
Üniversite sınavına girdim. Hopa dan aynı gün geldikten sonra akşama oğlumun üstünü değiştirirken kasık fıtığının çok şişmiş olduğunu gördüm. Acilen oğlumu ameliyata aldılar. Ameliyat başarılı geçti ama çocuk tabii bayağı bir zor oldu. Ameliyattan çıktı ağrı kesici iğneler le sakinleştirdiler.O akşam eve geldik hatta parka bile gittik iyi oldu .Ertesi gün kontrole götürdük. Yusuf un Ankara ya gitmesi ve dönüşünde hemen Aziz in kontrolu Hayriyenin de aynı fıtık sorunu. Çünkü bayağı bi büyümüştü kasık fıtığı o gün hastanede yattıktan sonra ertesi gün Hayriye yi de ameliyat ettiler. Sonuç itibarıyla üç çocuğumda kasık fıtığı ameliyatı oldu. Sanırım irsi öyle diyorlar. Yusuf daha önce fıtık ameliyatı olmuş ondan heralde. Ama şöyle araştırma yapacak olsam çevremde çok fazla fıtık ameliyatı var özelliklede küçük çocuklar. Üzücü bir tablo hemde çok üzücü ama ne yapabilirsin. Çocuklar ı ameliyata aldıklarında suratımdan akan yaşları görseniz, Aziz in ameliyatında annem ve babamda yanımdaydılar ama gerçekten çok kötü bir an. Allah kimseye vermesin her şeyinde beterinden korusun diyorum.
Çocuklarımın ameliyat kontroller derken köye gittik. Köyde kayınvaldem ve kayınpederim var. Onlar Mart ayında giderler bizde tam olarak okullar tatil olunca gideriz. Ev temizliği falan derken zaman geçip gitti işte.
Köyde çocuklar çok rahat ediyor fakat hiç arkadaşları yok komşu yok. Köyün iyi avantajlarıda sebze ve meyvenin en tazesini bulabiliyorsun. Mesela bol bol salata her öğünde, bahçede, çilek, dut ve kiraz harikaydı gerçekten. Bol bol yedik, meyveleri ağaçta yemesini severim, ben doyduktan sonra da toplarım evdekilere yediririm.
Benim canım oğlum az daha evi yakıyordu, o korkunç günüde hiç unutmam, verilmiş sadakamız varmış öyle diyeyim artık.
Daha sonra Ankara dan abimler geldi,(kaynım, eltim ve kızları) onların gelmesi eve biraz neşe getirdi, kahvaltılar, sonra kahveler yemekler çaylar derken iyi oluyordu tabii…
Yusuf la beraber bir gün içerisinde Madendeki evi hem topladık hemde aynı gün Murguldaki eve apar topar taşıdık çünkü Ayşe ablalar Madendeki evimize taşınacaklardı.
Murgulda her akşam bir düğün bazen da iki düğün olur. Yakın olanlara ve katılmamız gereken düğünlerde bulunmaya çalıştık.
Kızımız Aşkın ında düğünü oldu, Hopa ya gittik. Düğün çok güzel oldu, onlarada buradan tekrar mutluluklar dilerim.
Ankara dan Yusuf un iş arkadaşı Jale hanım ve Bahar hanım geldiler. Artvin de gezmeye götürdük. Bir akşam yemeğine köydeki evimizde ağırladık. Jale hanımın bizim köyümüzün uçurumlu yollarından korkudan gözünü kapata kapata inmesini hala unutamıyorum.
Ahmet ağabeymin arkadaşları geldi Ankara dan. Günlerimiz misafir ağırlamak la yoğun bir şekilde geçiyordu gerçekten. Ama bir gelen bi daha gelicez, yalancı cennette yaşıyorsunuz, bu ne güzellik gibi sözleriyle memnuniyetlerini ifade etmeleri bizi mutlu ediyordu tabii.
Küçük erkek kardeşim, eşi kızı,ağabeymin eşi ve iki oğlu onlarda Murgul a annemlere gelmişlerdi geldikleri gün görüştük ve daha sonra bir akşam köye geldiler bir gece kaldılar ve Başköy e gittiler. Bu sene onlarla çok fazla vakit geçiremediğim için ve yeğenlerime doyamadığım için hala üzülüyorum. Erkek kardeşim bir gün yine çok kötü hastalanmış ama bana tatilden döndükten sonra söylediler. Canım kardeşim, büyük Allahım önce eşine, çocuğuna sonrada bize bağışlasın seni. O hastalığın sana yakışmadığını biliyorum, seni çok ama çok seviyorum.
Bal sağma zamanı geldi ve Yusuf lar bal işleriyle uğraşırken ağaçta Yusuf un kulağına arı girmiş, apar topar hastaneye kaldırmışlar, neyseki arıyı kulağından çıkarmış doktor ama Yusuf da çok acı çekmiş. “Yusuf tövbe ama Allah mı çarptı neee” (tartışırken ve beni üzdüğü zamanlar susarım ve ona hep seni Allah’ a havale ediyorum derim) Allah bi daha yaşatmasın öyle günleri. Ama sende beni üzmeee.....
Kayınvaldemin Bursa daki yeğeni beyin kanamasından vefat etti. Ben şahsen hiç tanımıyordum ama yaşı genç olduğu için gerçekten çok üzüldük, evimize başsağlığı vermeye gelen giden çok oldu.Burdan tekrar gani gani rahmet diliyorum.
Benim bir tane amcam vardı oda kaza geçirerek genç yaşta ölmüştü.(hatırlarsanız eğer amcamla yengemin aşkı diye başka bir arkadaşımın bloğuna onların aşkını yazmıştım). Amcamın oğlu Mehmedimiz büyüdü, evlenmeye karar vermiş. İzmit te düğünü olacaktı. O düğüne gitmem gerekiyordu. Yusuf a dedimki göndermezsen vallaha seni bile dinlemem giderim dedim.Sağolsun oda gönderdi. 8 ağustosda evden çıktık. Beyza nın öğretmeninin düğününü biz 8 ağustosda biliyorduk, elimize davetiyeler geçmediği için biraz yanıldık. Sonra 9 ağustos olduğunu öğrendik.Ben kesin 8 sanıyorum oysa kınasında aramıştık ama düğünü kim soruyor. ay ne yapsak falan derken 10 ağustosda da Mehmetin düğünü. Neyse Trabzon a gittik, güya uçakla İstanbula , ordandan da İzmit e geçecektim, Trabzon da uçak bileti bulmak mümkün değil, bulduğunda çok pahalı uçaktan vazgeçtik.Yusuf otobüs bileti bile zor buldu. Aklıma geldikçe çıldırıyorum. Aynı biletleri iki kez satmışlar. Oturdum koltuğa adamın biri geldi, Aziz in işaret ediyor onu kaldır diyor orası benim yerim, Yusuf u aradım geldi, o arada iki üç koltuk yine aynı şekilde satılmış bi karışıklık ayyy zaten beni bulur böyle şeyler, gerginlik falan oldu hallettiler ve Aziz le beraber yola çıktık. Yusuf Ali beylerle buluşup o akşam orda Trabzon da kalacaklardı. Yusuf un işi çıkmış neyse Beyza yı bırakıp dönmüş. Beyza da ertesi gün yani düğün bittikten sonra, Murgul dan gelen diğer veli arkadaşlarla geriye dönmüş.Ali beye ve Havva hanıma da buradan mutluluklar.
Benim yolculuğum çok güzel geçti, İstanbul S.beylide görümcem ağlayarak karşıladı bizi, çünkü oğlumu yani yeğenini ilk kez görüyordu, zaten Aziz i çok görmek istediği için oraya gittim. O gün lunaparka çarşıya derken biraz gezdik. Aynı gün Harem diye bir terminalden efe turla Derince ye geçtim. Otobüs tam duracak sanki ben kalcam da Aziz uyuyordu, Aziz uyanmadan kucağıma aldım birde bardak şeklinde su dağıtmışlardı onuda aldım, ne alıyorsun bırak işte su. Otobüs bi fren yaptı elimdeki su çarptı bütün yolculara sıçradı “ afedersiniz, özür dilerim içmemiştim temizdi” falan gülermisin ağlarmısın.Aman nasılsa kimse kimseyi tanımıyor Allahtan. İiirezilll oldum ama.
Bizimkiler hepsi Altmış evler diye bir semtte oturuyorlar. Ağabeymle Hüseyin abi karşıladılar beni ayyy ben bir bunalmıştım ki Nurten ablanın evine zor attım kendimi. Biraz sohbet ettikten sonra ağabeymle beraber ağabeyimin evine gittik. O gece orda kaldık. Sabah yani 10 ağustos da, kahvaltı hazırladık ağabeymle beraber, diyoruzki şimdi babamda memleketten gelir oda çünkü düğün için Artvin den geliyordu. Benim ağabeymin evinde olduğumu da bilmiyor. Kahvaltı yapıyoruz camdan baktık babamda geliyor, doldurmuş taze fındığı çuvala geliyor. Kapıyı çaldı, kapıyı Aziz e açtırdık. Babam Aziz i kapıda görünce çok şaşırdı neyse kahvaltı sohbet derken elbiselerimizi ütüledik hazırladık. Ben hem Neriman teyzemin evine gidecektim, ordanda kuaföre. ağabeymle beraber teyzemin evine gittik.
Teyzemlerle hasret giderdik beraber kuaför e gittik. Aziz in sana çektirdiklerinden sonra Neriman teyzecim sana hala mahçubum.
Neriman teyzemlerde Meleğimi aradım, Mehmet in kızkardeşi yani amcamın kızı nı, “ ne yapıyorsunuz, kusura bakmayın ben düğüne gelemiyorum” ve çok üzgün olduğumu falan söyledim.
Babam, abim , Aziz ve ben düğüne gitmek için İzmit Müs. İş. Adamları Derneği diye bir düğün salonu düğün orda olacaktı oraya gittik. Aziz yolda ağabeymin omzunda uyudu, neyse çıktık düğüne, Güner yengem ve melek çok şaşırdılar “senin böyle bir sürpriz yapacağını ben bekliyordum” dedi yengem. Arkamdan Asiye abla ve bütün misafirler herkesle tek tek görüştüm, Mehmedimiz zaten çok yakışıklı ama acaip güzel ve harika damat olmuştu. Gelinimiz yani Yaprak, onu ilk kez gördüm ve çok sevdim. Düğün bazı nedenlerden dolayı biraz geç başladı. Aziz bana hiç rahat vermedi, sürekli ağladı ve beni varya nasıl sinir etti. Aziz rahat verse bişeyler yapcam kaldım öyle sandalyede.
. Düğünde bütün dargınlıklar bitti, herkes elele horon oynadı, kimleri görmedimki düğünde, kimler yoktuki, yıllardır görmediğim Başköylüleri gördüm. Evet sonuç itibarıyla düğün yani, takısı, pastası, oyun falan derken düğün bitti. Resim çektirme esnasında, Yaprak kızımızın sürekli parmak uçlarına basarak kendini Mehmetin boyuna çıkarmaya çalışmasına hala çok gülüyorum.
Ayy dedimki bide burada olamayacaktım ne kötü olurdu, iyiki gelmişim dedim kendikendime. Bi tarafımız eksikti, amcam Nejdet amcam oğlunun düğünü mürvetini görememişti. Babannemde hep bi Mehmetin düğününde olayımda öyle ölsem başka bişey istemem derdi ama onada nasip olmadı. Hem gözlerimiz doluyor, hemde işte bi şekilde düğün yani ne yapabilirsin hayat bu. Bizim ne olacağımızı biz biliyormuyuz.MEHMET VE YAPRAK SİZLERİ ÖPÜYORUM MUTLULUKLAR DİLİYORUM…
Düğün bitti. Babam Gölcük e gitti. ağabeymle bende Derince ye gittik. Yolda az daha eziliyordum, resmen abim kolumdan çekmese eziliyordum. Altmış evlere eve yakın bir yere gelince allahım beni getiren efe tur servisine gözümüzün önünde taksi çarptı çok büyük bir kaza oldu. Bu ne dedim hayırlısıyla bi eve gidelim diyorum içimden. Abim beni Neriman teyzeme bıraktı ve o gece orda kaldım. Ertesi gün eve misafirler gelecekti, ikramlar falan pişirdikten sonra o günde öyle geçti. Akşam Ayşe,oğlu Boran(Borçii) Nafiye ve İdil bebeğimiz, Burcu, Neriman teyzem, Aziz hep beraber, Derince harikalar sahiline gittik. Orada güzel vakit geçirdikten sonra (ters yoldan gittiğimide yazayım bari) halamın oğlu Ulaş beni almaya gelececeğini söyledi. Halam ların evine hiç gitmemiştim. En son kardeşimin düğünü için Derince ye gittiğimizde Yusuf götürmedi ne yapabilirdim, halamlar bana küsmüştü. Ulaş la halamların Yahya Kaptan daki evlerine gittik. Evde Ulaşın nişanlısı ile tanıştık. Gece geç yattık. Sabah da gül gül karnımız ağırdı, ben başka odadan cepten halamı arıyorum, tahmin meselesi falan halamı hem kızdırdık. Halam ya halam bi başka “eyy gidi çocuklar kanaat, zanaattır, ben öyle idareli kadın olmasaydım İzmit te iki tane daire miz nasıl olurdu.”Ama sürekli çocuklarından yakınıyordu hiç idareli olmadıklarını söylüyor ve üzülüyordu. “ Düzelirler hala düzelirler” diye teselli ettim. Sevgi kızımız hiç evlenmeyecekmiş onada biraz şaşırdım. Ben kendi fikirlerimi beyan ettim ama artık dinleyene. Ulaş ın tam 15 tane uzun kollu gömleğini ve sayısını unuttum pantolonunu ütüledim. Halamda garibim diyorki “ şimdi ben nişanlı kız olcamda nişanlımın gömleklerini ütülemeden gideceğim” diye geline sitem ediyordu. Halam o gün memlekete fındık toplamak için yola çıktı. Ulaş ın nişanlısı da ablasına gitmek için yola Afyon a yola çıktı. Biz de halamın kızı Sevgiyle ağabeymin evine gitmek için yola çıktık. ağabeymin evine yaklaştık Sevginin terlikleri yırtıldı, bende gülmek için bahane arıyorumya Sevgi yi epey bi kızdırdıktan sonra eve vardık. Aziz en çok ağabeymin evinde rahat ediyordu. Yemekler hazırladık yedik, çay demledik. Bu akşam nereye gitsek diye tartışırken yolda yürüyüş yapan Murgullu İncelerden birileri gördü, onları çağırdı abim eve. Bay bayan, bayan uzaktan halamız olur. Çay, sohbet derken vakit geçti. Yine harikalar sahiline gittik. Aziz in çok hoşuna gitmişti Derince harikalar sahili. Aziz dayısını maddi manevi epey bi hırpaladı. Abim “Aziz hadi yeter, eve gidelim” diyor. Aziz de “ hayıy dayı yetmeş” diyor. En sonunda uykusu geldi eve geldik. O gece orda kaldıktan sonra, sabah ağabeymle Sevgi işe gittiler. Sevgi Bingo fabrikasında çalışıyor, ağabeymde Gölcük tersanesinde. Onlar gittikten sonra Aziz in uyanmasını bekledim. Aziz uyandıktan sonra hazırlandık ve Neriman teyzemlere gittik. İstanbuldan görümcem telefon ediyor gel diye. Neriman teyzemde göndermiyor ayy ben de kalmak istiyorum elbette ama ne yapacağımı şaşırdım. . Teyzem bir gece daha kal dedi, ertesi gün Ayşe ye kahvaltıya gittik. Ayşe cim, Nafiyecim, Boran, İdil, sizleri çok özledim, buradan sevgilerimi gönderiyorum.Teyze senide öpüyorum. Osman enişteme sevgi ve selamlar.(.Derince güzel ilçe,ben çok sevdim nedense Altmış evleri)
Neriman teyzem beni efe turla İstanbul a gönderdi. Ordanda yine harem terminalinden görümcemle eniştem aldılar.
O gece yine lunaparka gittik. Ertesi gün çarşıyı falan gezdik. (Sultanbeyli ye Osmanlı dönemi gelmiş, her taraf kara çarşaflı insanlarla dolmuş, açık giyen yok, mağazalarda başı açık eleman mümkün değil göremezsin, ayrıca hep bahçeli müstakil evler ama hiç birinin tapusu yok, hayret bişey, çok şaşırdım doğrusu.)
Meleğin İstanbul Yeni Bosna da evi var. . Yener inde de orda evi var. Aysun da Küçükçekmece de, . Aysun u aradım, Aysun annesinin yanında Ordu da idi. Bana diyorki Ordu ya bilet al buraya gel. Yener düğünde mutlaka bizede gel dedi. Aysun olmadığı için o tarafa gitmeyi pek düşünmüyordum. Cumartesi günü Melek telefon etti. Sermin abla gelmiyormusun diye, bende kararsız olduğumu söyledim. “Sermin abla gel, bi daha buralara ne zaman gelceksin” dedi.Bende peki diyerek gitmeye karar verdim. Sabah S.beyliden otobüse bindim, trafiğe takılırsın dediler, ben hiç trafiğe takılmadım, ama ayakta Sinop lu genç bir kızla sohbet ede ede Topkapı cevizlibağda otobüsten indim. Melek gelene kadar o durakta bayağı bi bekledim. Beklerken ordada çok cici bir kızla sohbet ediyordum.Kızcağız diz altı etek giymiş, ayakları elleri pembe ojeli ve erkek arkadaşını bekliyordu. Bir ara sıkıldı ve ayağa kalktı ayakta bekliyordu. Erkek amcasının yanındaymış ve amcasından izin alıp gelemiyormuş bi türlü. Hay Allah Melek te nerde kaldı diyerek ayağa kalktım ve geziyorum. Bir ara arkamı döndüm ne görsem... Üç kağıtçı tipli 30 yaşlarında bir erkek, elinde modern bir cep telefonu, kızın ayaklarına indirmiş resmini çekcekti heralde anlamadımki, düşünüyorum başka ne yapabilirdiki terbiyesiz…Beni görünce ama bende varya tam zamanında bakmışım arkaya yada Allah mı baktırdı ne. O terbiyesiz öyle bir kaçtı ki ordan defolup gitti. Bende söyledim kıza otur ayakta bekleme gelir sabırlı ol dedim. Zavallı kız arkadaşının kendini beklettiğine mi üzülsün, yoksa az daha resim çekiliyordu ona mı üzülsün. Meleğim geldi ve beraber metrobüse binerek Meleğin evine gittik. Eve girdiğimde amcamın resimlerini duvarda görünce çok kötü oldum, duygulandım, gözlerim doldu.
Meleğimle sohbetli güzel bir kahvaltı yaptık. Daha sonra Bakırköyün pazarı varmış, oraya gittik. Pazarda gez gez, o satıcı ile konuş, siyaset konuş, türbanı konuş, ama varya bize siz kesin Artvin lisiniz dediler hep, nerden anlıyorsalar. Melekle beraber tekrar metrobüsle Topkapı cevizli bağ durağına geldik. Otobüs geldiği en öndeki koltuk boştu ve hemen oturdum, yanıma da bir kadın oturdu. Ben Melek le vedalaşıyorum, ağlıyorum, el falan sallıyoruz birbirimize. Otobüs hareket etti ve S.beyliye doğru gidiyorum. Biraz gittikten sonra, yanımdaki kadın, “camı kapatsaza ceryan yapıyer”dedi. Kadına şöyle bir baktım “teyze nerelisin” dedim. Artvin liyim demezmi. Hangi ilçesindensin falan, nerden olcak, Şavşat,bende Artvin liyim diye yol boyunca sohbet ettik. Görümcemin evine geldiğimde saat 21.30 idi. Benim hiç trafiğe takılmadan yolculuk yapmış olmama çok şaşırdılar. Eee buda benim şansım. Ayy oğlumu nasıl özlemişim bir günde ama iyiki onu götürmemişim, çocuk telef olurdu yolda izde.
Kıştan beri Yusuf İzmir e gideceğim diye deyip duruyordu. Kayınpederimin İzmir Dikili de site şeklinde yaptırdığı bir yazlığımız var. Yazlığa ben 11 yıllık evliyim, bundan 7 yıl önce bir kez gitmiştik. Oda yani tatil amaçlı değil, yazlığı kiraya verebilecek duruma getirmek için. O zamanlar çok yorulmuştum. Neyse Yusuf çocuklar adına çok istiyordu. İzmir e gitmeyi. Bana telefonda dönme ben kızlarımla ve arabamla Bursa ya kadar gelicem, sende İstanbul dan Bursa terminaline gelirsin ordan seni alırız dedi. Evdekiler kızıp bağırıyorlardı çünkü köyde çok iş vardı. Yusuf ne yaptıysa idareden izin almışmı alamamışmı artık bilemiyorum yola çıktım diye aradı. Yusuf gece Ankara ya ulaştı, ordaki görümcemin evinde dinlendikten sonra sabah yola çıktı. Bende Nilüfer turizmle Bursa ya gitmek için yola çıktım. Yolculuğun yarısı otobüsle, yarısı da gemi ile sonra tekrar otobüsle Bursa ya gittim. Bursa da Yusuf beni aldıktan sonra terminal bir sıcak sıcak ki ben sıcaktan hiç şikayetçi olmam ancak ısındım diyen ben az daha bayıldım. Araba ya oturduğumda o gezdiğim bir hafta saniyede bitti. Allahım, varya saçımı başımı yolasım geldi. Araba bir pis bir pis. Dikili ye götürmek için bal koymuş arabaya, bal dökülmüşmü, her taraf minderler yapış yapış. “Bu neeee”diye bağırıyorum, bir taraftanda yıkıyorum, temizliyorum. Çocukların elbiseleri dağılmış yani tablo çok kötü. Neyse hatırlamak da istemiyorum. İzmir e doğru yola çıktık. Bursa daki akrabalara gelirken uğrarız dedi, peki sen bilirsin dedim. Yolculuk başladı, çocuklara arkada yatak yaptık, kimi oynuyorlar, kimi ağlıyorlar. Gidiyoruz işte, günün sıcağı bastırmış bunaltıcı bir yolculuk…
Giderken Burhaniye tarafından gitmemiz gerekirken, Manisa yoluna dalmışız, neyseki erken fark ettik ve Gelembe den Soma, Bergama ve Dikili ye vardık. Dikili ye eve vardığımızda gerçekten büyük bir hayal kırıklığı yaşadık. . Aslında ben söylemiştim demekten yoruldum ya neyse. Bizim ev yazın tatil sezonunda, günlük bir fiyatla kiraya veriliyor. Yazlıktaki amcalarımız kira işleriyle ilgileniyor. Ben yolda gelirken dedimki “Yusuf amcamları aradınmı, ev kirada olmasın sonra ne yaparız” dedim. Yusuf da “yok ya ne kirası ben biliyorum yok kimse” dedi. Ama benim içimde gerçekten bir nasıl desem bir endişe vardı. Siteye geldik. Bizim evin önünde durdurduk arabayı, baktık ki balkonda masa sandalye var. İşte ben orda yer yarılsa da içine girsem, nasıl kötü oldum ama. Amcam ların da oraya gideceğimizden haberi yok. İki amcamız İstanbul a düğüne gitmişler, Kemal amca Ankara da işleri olduğu için o dönmemiş, Kamil amca lar da tam bizden iki dak önce eve dönmüşler. Bizi görünce çok şaşırdılar. Ben oturdum arabanın koltuğuna eğdim kafamı sinir krizleri geçiricem. Ya gelmişsin 40 yaşına, kaç km lik yolu gitmeyi göze almışsın, tatil yapmaya gidiyorsun, ya bi arasana haber versene. Yusuf u orda böyle nasıl desem artık bişeyde diyemiyorum. Eee birde alışveriş yaptık gelmeden önce, ama iyiki yapmışız, biz alışveriş yaparken amcamlar evlerine gelmişler hiç olmazsa. İnmiyicem arabadan diyorum banane işte…Yusuf beni bi kez olsun dinlese şaşarım zaten. Tamam hadi neyse, orda hiç kimse yabancı değil, genelde site birkaç yabancı dışında tamamen Petek köylülerinden oluşuyor. Kapıda kalacak değiliz elbet. Aldık eşyalarımızı amcamların evine yerleştik. Yusuf sağolsun, memleketten gelirken bal ve fındık dışında bir tane çöp getirmemiş, haydi bakalım, alelacele terlik havlu almaya. Amcamlarda kalmayı gerçekten hiç istemiyordum. Daha önce yani 7 yıl önce gittiğimizde bizim evin tamirini yaparken onlarda kaldık. O zamanlar yengemler bayağı bir yorulmuşlardı.Amcam lar ve yengemler yaşlı insanlar oraya tatil amaçlı gidiyorlar, misafir ağırlamaya değil. Her ne kadar ben yardımcı olsamda kendi evi üstelikde yengem titiz aynı zamanda da ayaklarından rahatsız bir kadın. Neyse başka yapacak bişey yok onlar bizi sevgiyle karşıladılar, amcam Yusuf a neden aramadığı için fırça çekerken, bende “amca ne olursun benim yerimede iyice azarla” dedim. Amcam larda iki gece kaldık. Pazar ordaydık işte, Salı günü de kiracı çıktı. Yusuf çocuklarla denize gitmişti ben o arada kendi evimize eşyaları taşıyarak yerleştim. Ya işte nereye gidersen git, Yusuf aynı Yusuf. Bir ara gıda alışveriş yaptık, aldıklarımızı buzdolabına yerleştiriyor, Allah Allah diyorum içimden, kafasına bişeymi düştü, dur bakalım ne kadar sürecek, nazar değdirdim ve fazla sürmedi. Sonra bi çakıldı televizyonun karşısına, kaldır kaldırabilirsen. Çin de yapılan olimpiyatları izlemek için gelmiş onca yolu,” Yusuf al oku bak buraya yazıyorum” beni çok üzdün her zamanki gibi. Birde bana dese beğenirsiniz, “benimle evli olmasaydın, yazlık falan nerde görcektin” alllahım diyorki beni öldür.(Ama Yusuf birde şunu düşün, yazlık varken 7 yılda bir ancak gitmek, ayıp olmuyormu )
“Yusuf çocuklar denize gitmek istiyorlar” kalk hadi de siz gidin bende yemekleri yapıp geliyorum” yok olmaz, hem çocukları denize ben götürücem, hem yemek yapıcam, çamaşır, ütü, temizlik ev işi her yerde aynı yani. Birde dubleks, döner merdiven, yukarı çıkıp inmekte varis katsayım arttı. İşte tatil böyle hır, gür bir şekilde başlamışken, Yusuf tutturdu ben su sebili alcam diye, amcamlarda görmüş, hani ben görüp al desem yok yani mümkün değil. Neyse dedimki “almayalım ne olcak zaten 10 gün bişey kalcaz ne gereği var” yok illede alacakmış. Eee ne yapayım tamam al. Altınovaya gittik, orda Aziz e bisiklet ve su sebili aldık. Ertesi gün su sebili ni getirdiler. Bozuk çıktı, haber verdik gelip almaları da bir hafta sürdü, birde onun steresini yaşadık. Aaa diyecek olsam hemen tartışma, ama bana kalmıyordu zaten, komşular yorumlarını yapıyorlardı Yusuf a.
Bir akşam, bitişik komşumuz uzaktan akrabamız olurlar, Pınar ve biz ailece Sarımsaklı ya Şeytan sofrası na gün batımı nı izlemeye gittik. Gittiğimiz de adım atacak yer, araba parkedecek yol yoktu nerdeyse, yaya bayağı bir yürüdükten sonra Şeytan sofrasına vardık. Şeytan sofrası güzel bir yer. Ben kolay kolay her yeri beğenemiyorum nedense ama Şeytan sofrası nda gün batımı nı izlemek ve orda olmak güzeldi gerçekten. Yusuf iyiki seninle evlenmişim yoksa kim götürürdü beni oraya demi yani. Ordan Ayvalığa geçtik, ben Ayvalığı bilmem ama, vallaha çok beğenmedim ailece beğenmedik yani, neden diyecek olursanız, arabanın camını açamadık resmen. Her taraf kokuyor, orda sürekli yaşayan insanlar bu kokuya alışmış sanırım, çocuklar “ baba ne olur buradan çabuk gidelim” çünkü koku iğrençti. Ayvalı ğı da şöyle bir arabayla turladıktan sonra, Dikili ye geldik.
Bir gece kızlarımın canı sıkıldı, onları yaya, gece pazarına götürdüm, gezdirdim.Genelde günde iki kez denize gidiliyordu, geldikten sonra duş ve çamaşır işleri, akşama tekrar deniz tantanası. Çocuklar gerçekten suyu çok sevdiler, büyük kızım zaten hiç sudan çıkmadı, yüzmeyi öğrendi. Ancak ısındı çocuklar.Küçük kızım da ciyak ciyak bağırıyor, öğretemedik ona bir türlü, o öyle oynadı durdu suyun içinde. Aziz ilk günler hiç sevmedi suyu, zorla götürüyorduk, sonra sonra alıştı. Aziz sitenin maskotu olmuştu, konuşmasıyla falan çok sevmişti herkes. Daha önce 12 yaşına kadar Murgul da yaşamış ve daha da hiç Murgul a gitmemiş bir Levent ağabeymiz vardı, o Azize bayıldığını, Aziz in ona kendi çocukluğunu hatırlattığını, seneye mutlaka Murgul u görmeye geleceğini söyledi. Aziz in kendi yaşıtı iki de kız arkadaşı vardı, gününü onlarla geçiriyordu genelde.Kışşlar beni ağlatmayındaaaa. Aziz in ufak tefek yaramazlıklar oluyordu tabiii, ama
bir gün Aziz sen çık üst kata, her zaman komidinin üstünde duran, indirimli aldım diye sevindiğim, 50 faktörlük güneş kremini her tarafa iyice dök. Aziz i ablaları elimden zor aldılar.
Deniz de sırt üstü yatıp gözlerimi kapatmak beni çok dinlendiriyordu, çok fazla yanmadım nedense, Yusuf ve kızlar özellikle de Beyza çok güzel bronzlaştılar.
22 Ağustos Hayriye kızımın doğum günüydü, pasta falan masa hazırladım.Sitedeki çocukları çağırdık. Kamil amcamla Ayten yengem geldi, resimler falan bildik bir doğum günü işte.
Bir gün de Dikili ye gittik. Pınar da bizimle gelmişti. Pınar la beraber bir kuaför e gittik, sıra vardı biraz bekliyelim dedik. Bir köşede orta yaşlı bir kadın saçını boyatmış ve bekliyor ve Allah a şükrediyor. Bende amin teyze dedim. Kadın bana baktı baktı ve dediki “sen Artvin limisin?” “evet teyze biz Artvinliyiz ama sen nerden anladın”dedim.Benim anneannem Murgullu, dedem Rize li bende Gümüşhaneye evliyim. Kuaför kızıymış, bayağı bir sohbet ettikten sonra bana Pınar ı sordu. “Pınar da bizim akrabamız olur, oda işte annesi ni kaybetti iki yıldır”dedim. “Benim oğlumun da babası yok, oğlum böyle balık etli kızlardan hoşlanır” dedi. “Kısmetse olur teyze”dedim. Eve geldik, Pınar anlatmış halasına falan. Halası geldi “Pınarı evlendirmeyi becerememişsin falan . Ya ben kimsenin evlilik işlerine burnumu sokmam. Pınarcım senide çok seviyorum hayırlı kısmetler sana.. Gerçekten de hiç kimsenin evlilik işine aslamı asla karışmam.Canım Pınarım, beter böceğimiz bizim. bizimle gerçekten çok ilgilendin, buradan sana çok çokkk teşekkür ediyorum ve öpüyorum..
Artık memlekete dönme vakti geliyor, gideceğimiz günü kararlaştırdık. Yusuf biraz evi tamir etti, pergulelerin boyasını falan yaptı. Aldığımız sebil i götürüp, bir gün sonra yenisini getirdiler. Dönmeden birkaç gün sebilden soğuk su içme şerefine nail olduk.
Dönmemize bir gün kala hadi hep beraber denize gidiyoruz diye bana işlerimi bıraktırdı. Daha önce hep yaya giderdik denize. O gün Yusuf “arabayla gidelim, Pınar ın halası ve ailesi de bizimle gelsinler ” dedi ve arabayla gittik. İşte ne olduysa o gün oldu. Biz hepimiz arabadan indik, Yusuf da arabayı park edip gelcekti, biz onu beklemeden denize girdik. Birazdan Yusuf da geldi, denize girdi, denizin derinliklerine açıldı, bayağı bir yüzdü. Yanıma geldi, beni suya atıyor, beni rahatsız ediyor,”Yusuf lütfen yapmaaa yalvarıyorum” diyorum yok, bende nasıl elimi çarptıysam dudağı kanadı.Ben yine “Allah tandır Yusuf Allahtan dır” diyorum. Bir ara dedimki “Yusuf bugün le beraber kaç gün kalmış oluyoruz burada” dedim. Neyse işte hesapladık derken, durup dururken denizden çıktı. Baktım sahilde aranıyor, öteye bakıyor falan. Allah Allah dedim buna ne oldu şimdi. Beni çağırdı gittim. “Serminn arabanın anahtarını kaybettim, sanırım ya yolda düşürdüm, yada denize düşürdüm” demezmi. Ara ara küçücük anahtarı nerde bulcaksın. Daha önce bir gün yine öyle sahile çıktığında aklına gelmişti ve ceblerine bakıp bulamamıştı ve daha sonra çantada bulduk. Neyse yok, anahtar yok, bulamıyoruz. Büyük bir ihtimalle şortunun cebinden sanırım denize düştü. Yedeğini de getirmemiş. Yedek anahtar memlekette köydeki evde. Eyvah ne olcak şimdi. Yenisi ni çıkartmaya kalktı bir hafta dediler, kargoyla göndersinler dedik, oda uzun sürdü. Yusuf abisini aradı anahtarı kaybettiğini söyledi. Abim başladı bağırmaya ne yapsak nasıl etsek.Kendisi öğretmen olduğu için, o 1 Eylülde okulda olması gerekiyor. Bizimde o zamana kadar dönmemizi istiyor. Neyse ki o aralar, Ankara daki görümcem, kızıyla ve oğluyla beraber bizim köydeki evdelerdi. Ertesi gün çocukların Ankara ya döneceklerini söyledi. Yedek anahtar görümcemin çocuklarıyla Ankara ya geldi, ordanda eniştemiz, o anahtarı Dikili ye gelen otobüslere verdi. Ertesi gün akşam üzeri Yusuf Altınovaya gitti anahtarına kavuştu… Artık dönücez ve o gün bile, çocuklar çok istediği için yine onları son kez denize götürdüm.O gün yani döneceğimiz gün, Fatma ablam bizi yemeğe çağırdı. Bende evi tamamıyla temizledim, yolda yemek için puaça kek pişirdim.Akşam yemeğinde Fatma ablanın hazırlamış olduğu birbirinden lezzetli yemekleri yedikten sonra, (buradan tekrar teşekkürler ablacım ellerine sağlık.) gece yola çıktık. Bursa ya geldiğimiz de sabah 05:00 idi. Nagehan ablamızın evine gittik. Orda biraz dinlendikten sonra, Nagehan abla işe gitti, damat bey uyuyorlardı.Ben kahvaltı hazırladım, kahvaltı yaparken yeni kaybettiğimiz ağabeymizin oğlu geldi ve onunla görüştük. Biz gidene kadar Nagehan ablanın eşi kalkmadığı için onunla tanışamadık. Aslında çokda görmek ve tanışmak istiyorduk. Nagehan ablacım her şey için çok çok teşekkürler…Benim akrabalarıma Bursa ya geldiğimden hiç haberdar etmedim, birini ziyaret etmeye kalksan öbürleri duyacak. Hepsini ziyaret etmeye kalksan da iki üç gün daha kalmak lazım. Asiye ablamla Nermin ablamı Mehmet in düğününde görmüştüm zaten.En iyisi hiç birine haber vermemek.
Oradan işte kayınvaldemin vefat eden yeğeninin evine gidip taziyede bulunmak istiyorduk. Yusuf un dayısı da hastanede yatıyormuş. Hem o eve gittik, hemde dayıyı hastanede ziyaret ettik. Baydın dan İlyas abi ve Zeynep yengeler bizim için Bursa ya gelmişlerdi, onlarla görüştük. Bize Kestel de çok meşhur Sedat ın yeri diye bir köfte ve et salonunda yemek yedirdiler.Ahh yanarım o köftelere ki ne yanarım. Yusuf kendi acele acele yedi, bende çocuklara yedirmekte yiyemedim. Kalanını tabağa koyup sardılar. Yusuf sen o köfteleri al arkada çantaların arasına bir yere tep, köfteleri yemek köydeki kedilere nasip oldu. Bursa dan Ankara ya doğru yola çıktık. Akşam 21:00 da Eryaman da görümcemin evinde idik. Ordada dinlendikten sonra gece yola çıktık. Merzifon da artık Yusuf tek şöför olduğu için dayanamadı ve uyuduk. Banada sitem edip durdu. “Bi ehliyet almadın da kullanmıyorsun şu arabayı” diye. Doğru söze ne demeli, yok kış, yok uzaklık alamadım gerçekten. Alsam acaba şehirler arası kullanabilirmiyim orasıda meçhul çünkü bende her zaman hep korku vardır o korkuyu atamıyorum üzerimden. İnşallah hayırlısı bakalım. Merzifondan biz sabaha doğru yola çıktık, ağabeymlerde köyden oğlunun taksisiyle Ankara ya doğru yola çıktılar. Yolda buluşucaz artık. Bende Aysun u aradım. Aysun hala Ordu da imiş. Samsun a geldiğinizde haber verin dedi. ağabeymlerle Fatsa da buluşuruz diye düşündük ama Ünye de bir araya geldik. Ünye de onlar Ankara istikametine bizde Artvin istikametine hareket ettik. Ordu ya geldiğimizde Aysun la buluştuk. Aysun uncuğumla nihayet kavuştuk. Aysun erkek kardeşiyle beraber gelmişti, kardeşinin evine gittik. Yusuf tabii bu dururmu hemen dönecek, kasıyor kendini bana diyorki “sana 15 dak daha” Aysun da Yusuf a diyorki git sen uyu odada dinlen. Yusuf yattı. Biz kahvaltı ediyoruz hemde sohbet ediyoruz. Saat 12:00 Yusuf geldi odadan “hadi gidiyoruz” dedi.Biz de “eee tamam Yusuf bu kadarına da razıyız teşekkürler dedik ve Ordu dan Aysuncuğumdan ayrıldık.
Aynı gün ağabeyimin eşi ve yeğenlerim Borçka dan İzmit e dönüyorlardı. Onları da bari göreyim dedim. Yusuf u biraz Rize de bekleterek üzdüm sanırım. Ama yeğenlerimi gördüğüm iyi oldu çünkü onlarıda bir sene sonra ancak görebilicem. Yeğenlerimi de Rize den İzmit e uğurladıktan sonra yola çıktık köydeki eve geldiğimizde saat 21:30du. Böylelikle uçan kuş misali evimize uçmuştuk. O gece sahur a kalktık. Ertesi gün fındıklarla falan uğraştık. Okullar açıldı kızlarım okula başladı. Hayriye kızım öğretmen değiştirdiği için bayağı bir zorluk yaşadık. Hala yine okşayarak ve bi şekilde kandırarak okula gönderiyorum. Eskisinden iyi zamanla alışacak inşallah. Tabii tatile gittiğimiz için evimize taşınamadık işte bu aralar evimize yerleşmeye çalışıyoruz. Bir hafta sonu annemin yanına gittim. Köyde kimse kalmamış hep eli bastonlu yaşlılar, hepsi hasta ve bakıma muhtaç. İki tane halam zaten komşu muz diyebilecek kadar yakına evli onlarda hasta, annem babamda hasta ama hayat mücadelesine devam işte.
Onca işlerimin arasında birde kpps sınavına girdim, sorular kolaydı diyebilirdim. Çok az bile olsa çalışsaydım iyi olacaktı ama hiç bakamadım. Bakalım sonuç ne olacak, Esra cım, sınavdan benden az puan alırsan yandın güzelim..Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
11/5/2008 · Kategori: KADIN

Anneler günü dendiğinde kendi anne oluşumu unuturum, benim annem ve onun annesi anneannem, babannem, kayınvaldem gelir aklıma, yaşadığı zorluklar, çektikleri sıkıntıları düşünürüm hep. Bende hep şöyle bir düşünce belirir çoğu zaman, aman bizde anne miyiz, bu rahatlıkta yinede çocuklarımızla yeteri kadar ilgilenmiyoruz diye. Eski anneleri dinlediğimde ve düşündüğümde, onların yerine kendimi koyup olaya o pencereden baktığımda hiç te haksız sayılmam.
Benim canım anneciğimin çektiği eziyetler karşısında biz dört kardeşi bırakıp baba ocağına sığınmış, rahmetli dedem, ayrılması gerektiğini söylemiş ve onu çocuklarına yani bize göndermek istememiş. Ama annem dayanamamış, gittiğini fakat gözünden yaş dinmediğini anlatırdı bize.Sizin özleminize ancak kırk gün dayandım der ya hep. Ama kendini düşünmüş olsaydı ne olurdu ben onları düşünmek bile istemiyorum. Annemin gidişini bilmem, çok küçükmüşüm, Annemin geri döndüğü anı hiç unutmam. Onu hatırlıyorum. Biz dört kardeş bir odada yatmış uyuyorduk, hemiz uyandık.Annem ağlıyordu hatırladığım bu kadar.
Bakıyoruz, duyuyoruz tv de olsun, haberlerde olsun, çocuklarını bırakan annelere ben esefle kınıyorum. Benim anneciğim gibi olur inşallah herkes.Gidiyorlar yıllar sonra tv lere çıkıp başlıyorlar ağlamaya. Kolay değil hiç değil ama ne olursa olsun gitmemeli, bırıkmamalı hiçbir anne. Bundan dört yıl önceydi sanırım, bir tv progamında, çocuklarını bırıkmak zorunda kalan bir anne ile iki erkek kardeşin kavuşma sahnesini izlemiştim, hala tüylerim diken diken oluyor. Olamaz böyle bir şey o sahneyi hiç hiç unutmam unutamam.
Annelik diyoruzya, annelik aslında kolay değil, özgürlüğün yada işte rahatlığın tamamen yok oluyor. Ruhen ve bedenen yavrun için yaşıyorsun. Annelik güzel, annelik kutsal, annelik, zor, annelik eşittir sabır, annelik eşittir sorumluluk, annelik eşittir bilgi birikimi ve aslında saymakla bitmez. Elimden geldiği kadar iyi anne olmaya çalışıyorum. Aslında evliliği şöyle bir sorguladığınızda çocuk, çocuklar daha çok yer alıyor evliliğin içerisinde. Bütün ilgini sevgini, zamanını, geceni, gündüzünü yavruna veriyorsun.
Anne olduktan sonra ben hep Allahım bana evlat acısını gösterme her şeye razıyım derim, hemde hep derim. Anneler çünkü her türlü yokluğada, acıyada bi şekilde dayanır ama evlat acısına dayanamıyor işte, yaşarken öldürüyor annelerimi.Off ya bir daha televizyon izlemiyicem işte, haberleri izlediğimde, yada herhangi bir acılı anne gördüğümde sanki onu ben yaşıyormuşum gibi çok kötü olup başlarım hüngür hüngür ağlamaya, sonra geçmeyen baş ağrısı.Her şey Allahın takdiri deriz de, ne yani şimdi bütün şehitlerin ölümüde Allahın takdiri ilahisi mi? Bilemiyorum ve çok çok çok üzülüyorum.
Günümüzde, yani yaşadığımız çağda eskiye nazaran anne olmak bayağı bir rahat ve güzel. Eski den yokluk ve kıtlık da yaşamış insanları dinlediğinizde bunu daha iyi anlayıp kavrayabiliyorsunuz. Mesela ben kendi annemi dinlerim, rahmetli anneannemide dinlerdim.” Hey gidi çocuklar çok fazlaya gidiyorsunuz, bizim zamanımızda doğum kontrol diyede bişey yoktu, yoklukta büyüttük altı çocuk, deden hasta olmasaydı kimbilir kaç çocuk, şimdiki gibi hazır bezi bulmayı bırak normal bez bulamıyorduk , hasta olurdu çocuklar korkuyla yaşardık, doktora gitmek yoktu, ilaç diye bişey yoktu, şimdi çocuk bi ağlasın hemen doktora koşturuyorsunuz “ diye anlatırdı rahmetli anneannecim. Zaman zaman kayınvaldemde bundan farklı şeyler anlatmaz, hem anlatır hem ağlar bende onunla birlikte ağlarım. Hele babannem o hepten on beşinde anne olmuş, bide bende kendime diyorum çok erken anne oldum diye.
Şimdi benimde üç evladım var onları çok seviyorum, her ne kadar bağırıp çağırsamda kızıp arada beş kardeş atsamda onları çok seviyorum. Bazen çıldıracak gibi oluyorum. Kız kardeşler çok kavga ediyorlar, en küçük bir durumdan kendilerine kavga ortamı hazırlıyorlar bu benim çok sinirlerimi yıpratıyor, oğlan ise o ayrı bir vaka, bensiz yatmaz, uyumaz, gece uyandığında yanında olucam, olmazsam gecenin yarısı evde kıyametler koparıyor. En büyük problemimizde saçlarımı çekmesi. Gerçekten saçlarımı çok çekiyor, küçükken başlamıştı, bırakacak yerine iyice artırdı.Uyutmaya çalışırken ve gece uykuda bi bakıyorsun var gücüyle saçlarımı çekiyor. Uyanıp ellerine vuruyorum, oğlum lütfen yapma. Ama anne seni çott şeviyoyum. Ama oğlum bende deliriyorum.
Bu aralar da her şeyden korkar oldu. Bu durumda beni çok endişelendiriyor.
Aralarında yaşadıkları sevgi bağı çok güzel, birbirlerini çok seviyorlar aslında ama nedense bir çikolata için, yada ne biliyim en küçük bir şey için birbirlerine zarar veriyorlar, bazen hiç duymam aralarında halletsinler diye, çünkü ne kadar müdahele ettiysem o kadar kötüye gittiler. Bu aralar oğlumun kullandığı kelime ve kurduğu cümlelere çok gülüyoruz. Seni çot seviyorum, yot, ayaba ejey, temal, tadıoğlu, talttım gibi buna benzer cümleler. Ailece onun araba merakın ve araba aşkıyla ilgileniyoruz. Çepce, tıy, ayaba, bunlar onun ilgi alanı. Bilgisayarı açıyor, oyunları, ordanda araba oyunlarını başlıyor oynamaya, bıraktırıyoruz, az sonra bi daha.
Ben çocuklarımı aşırı ilgi ile mi desem, sabırla büyüttüm o yüzden hepsi aşırı anneci, sürekli ben ilgilendiğim için şimdide kendime zaman ayırmak istiyorum ama buda olmuyor. Ben onları çok seviyorum,her zaman kendimden çok onları düşünürüm, eşimden çok onları düşünürüm. Aslında her annenin bir maaşı olmalı, çünkü anneler eline geçen maddi imkanları tamamen evlatları doğrultusunda kullanırlar. Bu yüzden çalışmayıda çok istiyorum inşallah oda bana nasip olacak. Aminnnn(nerdeeee)
Allahım, yavrularımı anne baba sözü dinleyenlerden eyle, yavrularımın şanslarını bahtlarını güzel eyle. Allahım, onlara eğitim hayatında zihin açıklığı ver, başarılar ver, kolaylık ver. Allahım yavrularımı her türlü kötü işlerlerden kötü hallerden, hastalıklardan koru. Amin.
Her anneye yavrusu en güzel gelir,her anne kendi bebeğinin güzel olduğunu çok güzel olduğunu söyler, bir gün kahvaltı yapmıyan çocuğuna , bir şeyler hazırlayan anne okula gider ve daha ders teneffüs zili çalmamıştır, okulda çalışan müsdahdeme derki, bunu zil çaldığında benim çocuğuma verirmisin, iyi ama der müsdahdem, sizin çocuğunuz kim, okulun en güzel çocuğudur benim çocuğum der ona verirsin der. Teneffüs zili çaldığında müstahdeme göre en güzel çocuk ona göre kendi çocuğu olduğu için götürür kendi çocuğuna verir.
Evlatlarını üzen, evlat ayrımı yapan annelerde var, Allah onları ıslah etsin.Onlara diyecek bişeyim yok.
Benim bu yazımda bir çok hata ve anlatım bozukluğu olabilir bu yüzden özür dilerim.
BAŞTA ŞEHİT ANNELERİ OLMAK ÜZERE, ANNEMİN VE BÜTÜN ANNELERİMİZİN ELLERİNDEN ÖPER, ANNELER GÜNÜNÜ KUTLARIM…..
sermin
| Anne | | Anne diye ağlarım,her insan gibi, Canımı acıttığında yaşamın bütün halleri. Ben ağlarken yanar seninde yüreğin bilirim, Derdime derman olamadığın için üzülür, Ezilirsin kendi dünyanda ve benim içindir Dillerinden akıttığın sevgi dolu sözleri | |
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
30/3/2008 · Kategori: ANILAR
İnsan okul arkadaşlarını çok özlüyor. Hele birde yatılı okuyup, gecenizi gündüzünüzü beraber geçirmişseniz, onu ailenizle tanıştırıp evinizde misafir edip, güzel anılarınız varsa, asla unutamazsınız.Ben de sevdiğim arkadaşlarımdan biri olan Aysun arkadaşımı nihayet buldum ve sesini duydum.
Çok ama çok mutluyum. Lise bitti ve hayat ın türlü türlü rollerinde yerlerimizi aldık yaşamımızı sürdürüyoruz. Aysun la tam on bir yıldır görüşmüyorduk, benden uzak bir şehirde, bu kadar cep tlf. msn vs yoktu.
Arkadaşlarımın yaşadıkları doğdukları yerleri aklımda tutuyordum ama emin değildim. Hatıra defterimi karıştırdım ve arkadaşımın köyünün adından emin olduktan sonra aramaya başladım.Bir iki ay önce netten araştırdım ama başarılı olamadım. Yine bir akşam bir daha bakıp denemek istedim.
Allah razı olsun, köy adına site yapmışlar. Sitenin bir bölümünde msn adresleri bırakmışlar, yaşadıkları yere göre ve soyadlarına göre iki arkadaşın msn adresini kayd ettim. Evet sağolsunlar onlarda kabul etmişler, derdimi anlattım.
Beni kırmadıkları için onlara tekrar tekrar teşekkürlerimi iletiyorum. Aysun umun kardeşine ulaştım, ordanda Aysuncuğumun telefonunu aldım, kardeşine de çok teşekkür ediyorum. Aslında onların yaslı bir günleriymiş, bir amcalarını kaybetmişler , bugün aramıyacaktım , fakat dayanamadım, kızım da merakla yanımda beni izleyip sabırsızlıkla aramamı istedi.
Benim cep telefonumu kayınvaldeme verdiğim için tlf yanımda değildi, bende ev telefonundan aradım.
Nihayet Aysunumun sesini duydum, duygulandım, gözlerim doldu. Ama beni konuşturmuyor sevincinden nasıl bağırıyor, çığlık atıyor. Beni nerden, nasıl buldun, canım, yavrum, seni çok seviyorum, çok özledim, annen baban nasıl, (iyiki bulmuşum he..) canım benim bu kadar sevineceğini bildiğim için işte seni hala eskisi gibi ne kadar çok sevdiğimi öğrenesin bilesin ve mutlu olalım diye buldum, (yoksa durup dururken ne işim olur senin gibi deliyle).
Mutluyum hemde çok mutluyum, canım hiç bir iş yapmak istemiyordu ama inan iki dakkada bütün işlerimi bitirdim. Neler gelip geçmediki gözümün önünden bilemezsin, bir kış günü caddede peşime düşen Nahiti az daha gebertiyor olman. , yeni çizmelerimiz ve onları iç yağıyla yağlamalarımız ve yine Nahit in çizmelerimin içini karla doldurması ya daha bunun bir çok anı geldi aklıma.
Ama hiç unutmadığım bir şey var oda güzel sesin, ben aslında hep seni sanatçı olarak televizyonlarda görmeyi bile hayal ettim.
İnşallah yine güzel sesinle şarkılarını dinleyebilicem.
Mutlu olduğum kadar da çocuğunun rahatsız olması beni çok üzdü, ama herşey Allahın takdiri, eminim sevgi dolu yüreğin yavrunu iyileştirecektir. Bütün kalbimle yeğenimin iyileşmesini diliyorum.
Umarım her şey gönlünce olur, her şey senin istediğin gibi olur en kısa zamanda seni görebileceğim içinde çok mutluyum. Sağlıcakla kal, canım arkadaşım benim...
Ayşe
YILLAR ÖNCE HATIRA DEFTERİME YAZDIKLARIN 21.12.1992/ Pazartesi
Sevgili Ayşe..!
Canım benim. Biliyorsunki hayata doğuyor, hayata büyüyor ve hayata gözlerimizi yumuyoruz. Bu devreleri geçirirken güzel, çirkin, iyi, kötü herşeyle karşılaşırız. Biz insanız. Hep iyi, hep güzel günler geçirmek rahat yaşamak ve huzurlu olmak isteriz. Ben insanlarda huzuru buluyorum. Arkadaşlarımda sevgiyi, mutluluğu tadıyorum. Bana mutluluk tattıran insanlardan biriside sensin canım. Senin gibi mert, dürüst ve samimi bir insanla tanıştığım için kendimi şanslı hissediyorum.
Ayşeciğim. Gün gelecek ayrılacağız, herbirimiz ayrı diyarlara dağılacağız. Kimbilir belki bir gün bir meçhulde yine karşılaşacağız, kısaca canım önümüzdeki hayatımızda belki karşılaşırız, belkide asla karşılaşamayız. Şunu hiç unutmaki biz K.M.L. öğrencileriyiz. K.M.L. asla unutulmaz. sende unutulmazsın Ayşem.Benim daima kalbimin bir köşesinde yer alacaksın.
İşte canım, dileğim seninde bu ORDU' lu garibi hiç bir zaman unutmamandır. Ayşeciğim, bende hakkın çok, hakkını helam et canım. Sana hayatın boyunca mutlu, sağlıklı, başarılı ve güzel günler diliyorum. En güzel ve en mutlu günler senin ve sevdiklerinin olsun. Unutulmamak dileklerimle.........
AYSUN........ imza
adres...................
.......................
....................ORDU
arka sayfa,
Yüce dağ başında yayılır otlar,
Yar mendil işlemiş ikiye katlar,
Mezarın üstünde beş karış otlar,
Bitmeyince gönül yardan ayrılmaz.
Sevdalandım bir güzele yandım kalpten,
Onun yoluna can koymuştum yürekten,
Ben o güzele çok yandım bulamadım,
Duyun dostlarım işte bu benim feryadım.
Aysun dan
"İnsanım, insanları seviyorum, İnsanları insan oldukları için seviyorum, Senide sen olduğun için seviyorum."
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!