İstek Hattı

GERÇEK AŞK

20/11/2009 · Kategori: SEVMEK

Bu yazıyı ikinci kez yazıyor olmaktan hoşnut değilim. Ben edebiyatçı, öğretmen, yada işte çok düzgün konuşan biri değilim. Sadece, iyi , kötü, güzel, olumlu, olumsuz anılarımı bloğuma aktaran naçizane bir ev kadınıyım. 

Bu yazıyı daha önce bir blogcu arkadaşıma yazmıştım. Bana gerçek aşk ı sormuştu bende gerçek aşkı amcamla yengemde gördüğüm için arkadaşıma  yazmıştım ama sonra onu sayfasından silmesini istedim.

 

Gerçek aşk, gerçek sevgi şimdilerde varmı bilmiyorumki.Lisede bir öğretmenim vardı. Yaşlı bir kadın,  kocaman büyüteçli gözlükleri vardı. Öyleki gözlerini o gözlüklerden göremezdiniz. Gençliğinde bir delikanlıya aşık olmuş ve  birbirlerini çok  sevmişler. Ailesi vermek istememiş ve herşeye rağmen nişanlanmışlar. Sonra delikanlı askere gitmiş. Askerde vefat etmiş. Şehit düşmüş yani. Kadın o kadar ağlamış o kadar ağlamışki nerdeyse hiç gözyaşları dinmemiş. O günden sonra ne kimseyi sevmiş nede evlenmiş. Hep hüzünlenirdim ve üzülürdüm ama sormayada korkardım yeniden acılarını hatırlatmamak için. Soranlarada kızarmış zaten.  Çok fazla gülmezdi kadıncağız. Yeğenleriyle ilgilenirdi çocuk sevgisi  niyetine.

 

 

 

 

Aslında bu yazıyı tamda amcamın ölüm yıldönümünde yazıyor olmak istemezdim ama amcam benim güzel amcamın 23.  ölüm yıldönümü maalesef. (15:11:2009)

 

 

Bir kış gecesiydi,  babam eve gelerek amcamın kız kaçırdığını haber verdi. Babannemin ve evdekilerin hepsinin yüzünde sevinç yerine korku ve hüzün ifadesi belirdi. Çünkü amcam daha askerliğini yapmamış ve bir işi yoktu. Üstelik kaçırdığı kızın babası bizden zengindi. O şehirde büyümüş bir kızdı. Ama biz köyde yaşıyorduk. Amcamla yengem bir suçlu gibi halamın evine sığınmışlar orda kalıyorlardı. Evimizde sadece babam çalışıyordu. Babam  düğün için gerekli bütün herşeyin hazırlığını yaptı.

 Bendede bir sevinç bir sevinç yengemi merak ediyorum.

 Dışarda kar dolu ama  yinede çok güzel bir düğün oldu. Yengemin gelinliğine yapışmış sürekli onu inceliyorum en çok da elleri dikkatimi çekiyor. (O kadar güzel elleri vardıki).Birde upuzun güzel saçları. Çok güzeldi yengem. Amcamla birbirlerinin gözlerinin içine bakıyorlar bende pür dikkat onlara bakıyorum.

Düğünden kısa bir süre sonra amcamın askere gitme vakti geldi.Amcam askere uğurlandı  arkasından ağlanarak. Ama gidememiş akşama tekrar eve gelmişti. Ertesi gün yine uğurlandı ama yine yengemi bırakamamış bir gece daha sevdiceğiyle uyumak için gelmişti tekrar. (Ben bir kez diye hatırlıyordum ama yengem 3. gün anca gitti askere diye düzeltti.)

Yengemi, babası bir türlü affetmedi  babamın gönderdiği bütün elçilere rağmen. Ama babası evde olmadığı zaman gidip geliyordu. Şehirde büyümüş olmasına rağmen her türlü işi yapıyordu yengem. Sorunlar oluyordu ama ben güzel taraflarından bahsetmek istiyorum. İnsanlar geleneksel yapıda ve cahillik hat safhada, yemesi içmesi, giymesi vs herşeyiyle bir farklılık vardı. En küçük bişeyden sorunlar çıkabiliyordu. Ayrıntılara girmek niyetinde değilim.

Yengem anlatırdı hep neşeyle amcamla yaşadığı aşkı. "Evimizin ordan geçen yoldaki taşın altına mektubunu koyar, sonra bende gizlice gider onu alır okurdum, ben kaçırdım amcanızı ben "derdi hep. Buna benzer yaşadığı bütün güzellikleri anlatırdı bizde dinlerdik ağzı açık.

Amcam askerden geldi.

Sonra aşklarının ilk meyvesi olan Mehmet doğdu(mehmet dedemin adı) Mehmet o kadar tatlı bir çocuktu ki onu çok seviyordum. Hep ona ben bakardım. Hatta o kadar çok seviyordumki onu sevmek için  bazen okuldan kaçıyordum. Mehmet küçükken çok tehlikeli bir ilaç zehirlenmesi geçirmiş herkesin aklı gitmişti ama Allah amcamla yengeme ve bize yavrumuzu geri vermişti. Sonra aşklarının ikinci meyvesi Melek doğdu. Meleğe adını küçük erkek kardeşim takmıştı. Ben o sıralar ilkokulu bitirmiştim. Şehirde evimiz yoktu ama köyümüzde orman memurunun kızı ile beraber okuyorduk. O yatılı bölge okulunda amcasının olduğunu ve orda okuyacağını söylemişti. Bende onların vesilesiyle yatılı okul sınavlarına girmiştim. Kazandığımda ilk koşarak yengeme gitmiştim. Sarılmıştık sevinçle.

Ben okula gitmiş artık evdekilerden uzak arada bir evci çıkıp onları görebiliyordum.

Okuldayken yani orta birdeydim bundan 23 yıl sene önce.(şu an çok kötü durumdayım ama yazıyı tamamlıyıcam tüm gözyaşlarıma rağmen)

Okulda benden büyük, küçük köyümüzden gelen çocuklar vardı. Birde kuzenim İlhan vardı. Bir gün hafta sonu köydeki komşularımızın çocuklarını ziyatere geldiklerini gördüm. Ben yanlarına yaklaştığımda konuştukları her ne ise kestiler. Bunu hissettim ama ne olabilir diye fazlada üstünde durmadım. Aradan bir hafta falan geçmişti.Dersten beni çağırdılar. Danışmaya indim baktımki, akrabamız Kadir abi( oda amcam gibi genç yaşta vefat etti ve şu an hayatta değil) bir taksiyle bizi almaya gelmiş ama hiç konuşmuyor. Birazdan da kuzenim İlhan geldi. Ben şaşkın şaşkın donuk bir vaziyette bindim arabaya geldik ilçemize.Ama hiç konuşmuyoruz İlhan biliyormuş ama bana söylememişler.Geliyorum, tamam kötü bişey olmuş  ama ne kim, nasıl, niçin? Sormayada soramıyorum ağzım kilitlendi sanki. Köyümüzün yoluna  yöneldiğimizde akın akın arabalar bizim köye doğru gidiyor. Yaa bana hiç kimse bişey söylemiyor.  Gittik, gittik, camii kapısına geldik o kadar bir insan karabalığı varki, benim kalbim duracak tamam bizim eve gidiyor bunca insan ama kimmmm? Banannemmi,  babammı, annemmi? ya kimmm?

Evimizin kapısı kapkaranlık insan kafası  dolu.Simsiyah her taraf matem havasında. Başımı kaldırıp kimseye bakamıyorum iğne atsan yere düşmez. Evden ağlama, bağırma uğultu sesleri. Yaaa kİmmm?

Eve gittim kimse benim geldiğimin farkında bile değil. Yengem beni kapıda görünce,

Serminnn, amcan gitti kızım, amcan gittii....bir şeyler sayıp söylemeye başladı.

Ben artık varya donuk bir vaziyettte ağlamayada ağlayamıyorum öylece kalakaldım. Gel amcanın yüzüne bak dediler ama bakamadım. Hayır diye kabul etmedim. Nasıl hatırlıyorsam öyle. (İyiki bakmamışım)Kafamda bin bir soru işareti. Sapasağlam amcam ne olduda öldü. Çocuklar nerde onları gözüm aradı. Neyse işte amcamı götürdüler yengemin çığlıkları eşliğinde zorla ayırdılar.

Sonra anlattılar her şeyi.

 

Amcam işte değildi ve ormanda odun kesip satarak geçimini sağlıyordu. Herkes evdeyken ve tam kapımızda  kamyona odun yüklerken. Yukarıdan bir araba geliyor ve şöför( yengemin dayısının  oğlu) amcamın arabanın üzerinde olduğunu dikkate almadan arabayı çalıştırıp diğer arabaya yol vermeye kalkınca, amcamda kamyondan düşüyor ve tam ordaki sulama kanallarının betonuna başını vuruyor. Bir hafta kadar yaşıyor ve kurtarılamıyor. Çünkü beyin kanaması geçiriyor.

 

Sonra ben okula gittim. Yengem ve çocuklarda babasının evine taşınmışlar.  Arada hep gittim onları görmeye bazen Mehmeti alır gezdirirdim.  Yengem hiç evlenmedi. İki çocuğunu büyüttü, okuttu elinden geldiği kadar.

Babannemin vefatında, babannemi evden çıkarırlarken, yengem

-oğlunaaaa selam götür benden..iyidirler deee, oğlun askere gidiyor deee diye arkasından ağladı. Amcamın ölümünün acısı hala aynı, hiççç değişmedi keşke yaşasaydı sevdiği kadınla ve iki çocuğuyla.

 

Şimdi, Mehmet evli ve birde kızı var. Yengemde kızıyla beraber yaşıyor.Çok iyiler şükür. Yengeme geçen yıl senden izinsiz böyle bir yazı yazdım dediğimde gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Melek de ağladı bende daha fazla konuşmadım.

İşte bu yüzdendirki  hep eşimi kaybederim korkusuyla yaşadım.  Bu çocukken amcamı genç yaşta kaybetmemden kaynaklandı. Hiç kimsenin yuvası hiç bir sebeple dağılmasın herkes mutlu mesut yaşasın. Eşime hep derim ben senden önce göçüp gideyim. Beni tek başına bırakma sakın.

 

 

 

 

Amcam, halam, babannem ve dedem nur içinde yatın. Sizi ben hiç bir zaman unutmadım, unutulmadınız sizi çok seviyorum.

 

sermince

 

 

 

 


 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

AŞK

25/4/2009 · Kategori: SEVMEK


Bugün yine erkenden uyandım ama bir uyuşukluk bir tembellik vardı üzerimde.Biraz nemrut bir suratla kalktım nedense.
  Dünden aldığım eski  yerel gazetelere  göz gezdirip  neler olmuş, kim ne yazmış diye okumaya çalışırken bir habere rastladım.  Önce gerçek değildir zannettim ama baktımki gerçek  yaşanmış.Siyaset, kriz, sağlık, bir sürü stresli haberlerin içinde   bu haber beni gülümsetti diyebilirim. Halada gülümsüyorum. Bravo, pes doğrusu  mu desem ne desem, kim demiş gerçek aşklar yoktur işte size gerçek aşk, hemide en esaslısı.Vayy beee...
Önce bir haberi yazayım, sonrada sermince yorumlarımı yazıcam. Haberin başlığı şöyle.

Artvinli Ferhat Şirin ine kavuştu.

Ardanuç İlçesinde oturan Kenan Yılmaz(20) adlı genç, sevdiği kıza kavuşabilmek için her yolu denedi. Sonunda başarılı olamayınca intihar ederek canına kıymak istedi. Ağır yaralanan  genç, hastanede sürekli sevdiği kızın ismini sayıklayınca, kızın ailesi yumusadı ve gençlerin evlenmelerine  izin verdi. Sevgililerin nikahını hastanede Artvin Belediye Başkanı Dr. Emin  Özgün kıydı.

 

Ardanuç ilçesinde Çiftçilik yaparak geçimlerini sağlayan ailenin oğlu olan Kenan Yılmaz aynı ilçede yaşayan Zeynep Beratlı(18) adlı genç kıza aşık oldu.  Genç kızla evlenmek isteyen aşığın bu isteğine kızan ailesi karşı çıktı. Bunun üzerine iki genç anlaşarak kaçmaya karar verdiler. Beraberce kaçan gençlerin bu eylemleride sonuç vermedi ve Zeynep Beratlı nın  ailesi kızlarını tekrar geri aldılar.

Sevgilisiyle evlenmeyi bir türlü başaramayan Kenan , aşık olduğu kıza kavuşamayınca, bunalıma girerek canına kıymak istedi. Babasına ait ruhsatsız tabancayla kalbine ateş eden genç bunda başarılı olamadı ve kurşunun kalbini sıyırıp geçmesiyle yaralı olarak kurtulmayı başardı. Yakınları tarafından Artvin Devlet hastanesine kaldırılan genç komada kaldığı süre içerisinde sürekli sevdiği kızın adını sayıkladı.

Kardeşinin hastanede sürekli sevdiği kızı sayıklamasına dayanamayan abi Mustafa, kardeşim yatağında sürekli Zeynep in adını sayıklıyordu. Bunun önüne geçemedik. Bu durum beni çok üzdü.  Bunun üzerine kardeşimin sevdiği kızı kaçırıp eve getirdim. Bunu da komadaki kardeşimin kulağına söyledim. Sevdiği kızı hastaneye getirdim. Bunu gören kardeşim çok mutlu oldu.

Gençlerin hastanede evlenmesi için Hastane başhekimi Dr. Tanıl Yılmaz, genç aşıkların isteğinin hastanede yerine getirilmesi için kız tarafını ikna etti. Daha sonra  araya giren Ardanuç Belediye başkanı Yıldırım Demir, küs olan iki aileyi bir araya getirip barıştırdı. Başkan Demir, Kız tarafının anne babasını, makam aracıyla nikah yapılacağı Artvin Devlet hastanesine getirdi. Artvin esnafı da gençlerin gelinlik damatlık ile diğer ihtiyaçları  temin etti. Ve Kenan ile Zeynep in  göğüs cerrahisi bölümünde, hasta, refakatçi ve sağlık personelinin katıldığı bir törenle nikah masasına oturdu. Gençlerin önce yüzüklerini takan Artvin belediye başkanı Emin Özgün daha sonra da iki gencin nikahını kıydı.

 

MUTLULUKTAN UÇUYORUM

Yaşadıkları zorluklardan sonra bir araya gelmeyi başaran gençlerden Kenan Yılmaz, “çok mutluyum”, dünyanın en mutlu adamı benim. Ben Zeynep i çok seviyorum, onsuz yaşayamacağımı bildiğim için ölmek istedim. Ama başaramadım. Allah bunu bana gösterdi. Emeği geçen herkese çok teşekkür ederim. Hastaneden çıktıktan sonra büyük bir düğün yapacağım. Sevdiğime bu şekilde kavuşabileceğimi bilseydim, daha önce ölme girişiminde bulunurdum” dedi.

Kaynak; artvingazetesi

 

 Şimdi bende birbirini deli gibi seven iki genç insanın sevgilerine yorum yapmadan önce  Kenana ve Zeynep e sonsuzzz mutluluklar diliyorum. Sevgilerine saygı duyuyorum.  Dilerim çokkkk mutlu olurlar.

Ortada iki seven var, yaşları bana göre çok genç. Çocuklarını seven iki aile var. Eeee ortalıkta kriz var, işsizlik var, parasızlık var. Ama şimdi Türkiyenin durumu böyle diye bu sevenler birbirlerini sevip koklayamacaklarmıJ O zaman birbirini sevmek sadece işte olanların  ve parası olanların evlenmesi ve kavuşması anlamına gelirdi.   Ama bu sevgide de  görüyoruzki erkeklerin sevgisi daha ağır ve güçlü. Eeee bu çocuk doğru ateş etseydi şimdi ölmüştü. Her iki ailede vijdan azabından ne yaparlardı bilemiyorum . Ama Kenanı geri getiripte gel hadi tamam evlenin diyemezlerdi.  Kız da üzülüp ağlamaktan harap olcaktı.   Vardır hep duyduk, halada duyuyoruz. Toprağa kıyarlar evlatlarını ama başkasıyla paylaşamazlar öyle gaddarlık vardır insanoğlunun içinde. Ailelerin olumlu anlamda yumuşaması çok hoş. Kenan hastanede tedavi sürecinde sevdiği kızı düşünüp kahrolmak yerine, sevdiğini yanında  ona sevgiyle bakıyor olarak görmesi, elini tutuyor olması çok mutluluk verici. Her iki aileyide özellikle ağabeyyi takdir etmemek  ayıp olur.

 Bizim ilçemizde de kızını sevdiğine vermemişler ama sonra  kız hasta olmuş  mezara vermişler L

  Bende anneyim büyük konuşmayayım. Yaradan her şeyin en güzelini en hayırlısını versin çocuklarımın başına.  Bu zamanda sevmek daha bir zor beee. Ayşenur Yazıcının bir sözü geldi aklıma. Köyde  oturup, evinin hanımı olup, sabah kocasını tarlaya gönderip akşamda yolunu gözlemek  çok büyük bir mutluluktur.  Çünkü ne kadar çok  şey bilirsek, görürsek, teknoloji ne kadar çok hayatımıza girerse o kadar mutsuz birer varlıklar oluyoruz. Aslında o kadar çok şey yazılırki bu konuyla ilgili.  Şimdi bütün sevenler Kenan gibi mi yapsın.  Kimse kimsenin sevgisine inanmıyorki, aşıklık eşekliktir, canım cicim ayları bittimi her şey biter. Sen paradan haber ver falanda filan. İnsanoğlu doyumsuzdur ne kadar parası olursa  daha da çok ister. Para hırsı değilmidir sevenleri ayıran.  Yaaaa bu konuyla ilgili çokkk şeyler yazılırda şimdi anneme kahvaltıya gitmem gerekiyor. Çocuklar” hadi anne,  hadi anne” diye kızıyorlar bana.  Ama sabah sabah böyle bir haberi okuduğum için mutluyum.  En büyük aşklar da Artvinde yaşanır dermişim Dil çıkar

 

                                                          sermince

Kalıcı Bağlantı Yorum (5) Yorum yaz!

EEEEEVLİLİK

23/10/2008 · Kategori: SEVMEK




  
Evlilik bir sanattır; ailemizdeki mutluluğumuzu sürdürebilmemizde sanatımızı nasıl icra etiğimizle yakından ilişkilidir. Hangi dallarda mı sanatımızı göstermemiz gerekli, gelin kısaca göz gezdirelim.

Evlilik, güzel ve etkili konuşma sanatıdır.

Güzel görebilme ve güzel düşünebilme becerisidir.

Karşınızdakini anlayabilme (empati) ve kendinizi anlatabilme yeteneğidir.

Karşınızdakinde görmek istediğiniz bütün güzellik, iyilik, olgunluk hallerini önce kendinizde gerçekleştirmeye çalışmadıkça hiçbir şey istediğiniz gibi gitmeyecektir.

Aradığınız niteliklerde bir insan bulma gayretinden önce aranılan niteliklere sahip bir insan olmayı gaye edinmeliyiz.

Henüz evlenmemiş olanlar, kendinizi mutlaka evlilik öncesi becerilerle donatmalısınız.

Evlenmiş ve bu yolda epeyce ilerlemiş olanlar, sizi rahatsız eden ve yolunda gitmeyen bir şeyler varsa, evlilikle ilgili becerilerinizi kontrol etmeye başlamanın tam sırası. Hatayı karşı tarafta arama yanılgısına düşüp işleri iyice zorlaştırmayın.

Sorunlar tek taraflı olarak gelişmemiş olabilir ama işe başlayacağınız nokta eşinizi düzeltmek değil, öncelikle kendinizi düzeltmektir.

Evlenmeden önce taraflar genellikle birbirlerini olumlu ve güzel yönleriyle tanımaktadırlar. Bu gayet doğaldır, her iki tarafta birbirine bu yönlerini gösterme gayretindedirler ve bazen bu konuda aşırıya bile kaçılır. Ya sonra? Sonra, taraflar evlilikten sonra bambaşka insanlar mı olurlar ki ben seni tanımamışım veya seni bana yanlış tanıtmışlar atışmaları başlar?

Her şeyden önce evliliğimiz için değerli, özlenilen, mutluluk ve huzur veren bir hedef belirlemeliyiz. Eşimize olan sevgi ve muhabbetimiz, bizim için bu hedefe ulaşırken göstereceğimiz çabada en önemli desteğimiz olacaktır. Birlikte bir ömür geçirmeyi istediğimiz insanla beraberliğimizin yürümesi için bazen tek başına muhabbet yeterli olmamaktadır. İşte böyle durumlarda şaşırıp kalmamak için muhabbetimize yön verecek ve (belki de anlamlandıracak) becerileri kazanmalıyız. Sadece fedakarlık mutlu ve huzurlu bireylerin oluşumu için yeterli bir gayret değildir. Belki mutluluğun oluşumu için uğraş vermek zor geldiğinden sığındığımız, sorunlara sebep olarak gösterdiğimiz bir nedenden başka bir şey değildir.

    
Aşka gönül ile düşersen yanarsın./Zeka ile düşersen kavrulursun./ Akıl ile düşersen çıldırırsın./Duygu ile düşersen gülünç olursun./Aşka düşmezsen kalabalığa karışırsın, ezilirsin./Sersem sersem bakınıp durma bir yol
seç./Özdemir ASAF)

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

DOSTLUK VE ARKADAŞLIK (Teşekkür ederim)

22/9/2008 · Kategori: SEVMEK

Dostluk Sabah öperek uyandırmaktır...



Aynı dala tutunmaktır kimi zaman




aynı bisikleti sürmektir. Ayağınız yetişmese bile...




Dans etmektir kolkala...



küçük hediyeler almaktır...

ve Kimi zaman aynı kalbi paylaşmaktır..




Öpmektir onu doyasıya


Ve bunu söyleyebilmektir

'Dostlugun en büyük Armağan Bana'

-- ARKADAŞ İLE DOST KAVRAMI --
 
>Arkadaş evinize geldiğinde misafir gibi davranır,
> > > >Dost geldiğinde buzdolabını açıp istediğini alır.
> > > >Arkadaş senin ağladığını görmez,
> > > >Dostunun omuzu ise senin gözyaşlarınla ıslanır.
> > > >Arkadaş davetine katılınca bir paket hediye ile gelir,
> > > >Dost sana yardım etmek için erken gelir; toparlanman için geç gider.
> > > >Arkadaş, onu o yattıktan sonra ararsan rahatsız olur,
> > > >Dost neden bu kadar geciktiğini sorar, derdini anlatmak için,
> > > >Arkadaş bir kavgadan sonra her şeyin bittiğini düşünür,
> > > >Dost ise tekrar arar.
> > > >Arkadaş senin daima onun arkanda olmanı ister,
> > > >Dost ise her zaman senin arkandadır.
> > > >Arkadaş zaaflarınızı öğrenir ve onları kullanabilir,
> > > >Dost zevklerinizi öğrenir ve onlara hitap eder.
> > > >Arkadaş zayıflıklarınızı bilirse başınıza kakar,
> > > >Dost zayıflıklarınızı bilirse örtmeye çalışır.
> > > >Arkadaş sizi ikinci görmek ister,
> > > >Dost ikinciniz olmaktan şeref duyar
> > > >Arkadaş sıkıntınız olmadığında yanınızdadır,
> > > >Dost sıkıntınız olduğunda size koşar,
> > > >Arkadaşlarınıza siz huzur vermeye çalışırsınız,
> > > >Dostlarınız size huzur vermeye çalışır.
> > > >Arkadaş bu mesajı okur ve siler,
> > > >Dost okur ve dostlarına yollar...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

PAPATYA

5/6/2007 · Kategori: SEVMEK

 

              

              PAPATYA FALI


Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini
hayata açmış. Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış.
Ne bulursa yemiş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde,kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış.
Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da,
rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.

Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya
başlamış. Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış.
Derken bir vadiye gelmiş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye.
Etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya
görmüş. Bir anda afallamış. Ne düşüneceğini, ne yapacağını
bilememiş. içinden "Ne muhteşem bir çiçek" diye geçirmiş.
Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin
üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.

"Merhaba" demiş papatyaya, "sizi uzaktan gördüm ve yanınıza
gelmek istedim.". Nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve
"Merhaba" demiş, "ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten."
Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini,
nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış.

Papatya da ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten
hoşlanmışlar. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş.
Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını
seyretmişler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı
güneşin yakıcı ışınlarından korumuş. Minik kelebek papatyayı çok
sevmiş. O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış.
Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. Ama cesaret
edip de bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Onu kırmaktan,
incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş. Papatya da
kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini.
Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği
kaybedeceğinden korkmuş. Böylece iki sevgili yan yana
ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.

Böylece saatler saatleri kovalamış. Günler geçip de, kelebek
artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya
dönmüş ve; "Üzgünüm ama senden ayrılmam gerekecek" demiş.
Papatya buna bir anlam verememiş. "Neden" demiş. "Yoksa
benim yanımda mutsuz musun?". "Hayır" demiş kelebek. "Bilakis,
sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü
sadece üç gündür. Ve ben de ömrümü tamamladım. Artık
kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim."

Papatya bu duruma çok üzülmüş ama yapacak bir şey yokmuş zaten.
Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını
fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya "Sevi seviyorum"
diyebilmiş ancak. Papatya donakalmış. Sadece "Bende..."
diyebilmiş kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğulmuş.

İçinden "Keşke onun da beni sevdiğini bilseydim.
Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim." diye geçirmiş.
Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin
acısına dayanamamış. Bir süre sonra yaprakları önce solmuş,
sonra da dökülmeye başlamış.
Her düşen yaprakta papatya, "seviyormuş" diye geçirmiş içinden.

İşte o günden beri, bunu bilen aşıklar,
sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş:
"Seviyor mu, sevmiyor mu?"...

 

 

sermince

Kalıcı Bağlantı Yorum (4) Yorum yaz!