GERÇEK AŞK
20/11/2009 · Kategori: SEVMEK
Bu yazıyı ikinci kez yazıyor olmaktan hoşnut değilim. Ben edebiyatçı, öğretmen, yada işte çok düzgün konuşan biri değilim. Sadece, iyi , kötü, güzel, olumlu, olumsuz anılarımı bloğuma aktaran naçizane bir ev kadınıyım.
Bu yazıyı daha önce bir blogcu arkadaşıma yazmıştım. Bana gerçek aşk ı sormuştu bende gerçek aşkı amcamla yengemde gördüğüm için arkadaşıma yazmıştım ama sonra onu sayfasından silmesini istedim.
Gerçek aşk, gerçek sevgi şimdilerde varmı bilmiyorumki.Lisede bir öğretmenim vardı. Yaşlı bir kadın, kocaman büyüteçli gözlükleri vardı. Öyleki gözlerini o gözlüklerden göremezdiniz. Gençliğinde bir delikanlıya aşık olmuş ve birbirlerini çok sevmişler. Ailesi vermek istememiş ve herşeye rağmen nişanlanmışlar. Sonra delikanlı askere gitmiş. Askerde vefat etmiş. Şehit düşmüş yani. Kadın o kadar ağlamış o kadar ağlamışki nerdeyse hiç gözyaşları dinmemiş. O günden sonra ne kimseyi sevmiş nede evlenmiş. Hep hüzünlenirdim ve üzülürdüm ama sormayada korkardım yeniden acılarını hatırlatmamak için. Soranlarada kızarmış zaten. Çok fazla gülmezdi kadıncağız. Yeğenleriyle ilgilenirdi çocuk sevgisi niyetine.
Aslında bu yazıyı tamda amcamın ölüm yıldönümünde yazıyor olmak istemezdim ama amcam benim güzel amcamın 23. ölüm yıldönümü maalesef. (15:11:2009)
Bir kış gecesiydi, babam eve gelerek amcamın kız kaçırdığını haber verdi. Babannemin ve evdekilerin hepsinin yüzünde sevinç yerine korku ve hüzün ifadesi belirdi. Çünkü amcam daha askerliğini yapmamış ve bir işi yoktu. Üstelik kaçırdığı kızın babası bizden zengindi. O şehirde büyümüş bir kızdı. Ama biz köyde yaşıyorduk. Amcamla yengem bir suçlu gibi halamın evine sığınmışlar orda kalıyorlardı. Evimizde sadece babam çalışıyordu. Babam düğün için gerekli bütün herşeyin hazırlığını yaptı.
Bendede bir sevinç bir sevinç yengemi merak ediyorum.
Dışarda kar dolu ama yinede çok güzel bir düğün oldu. Yengemin gelinliğine yapışmış sürekli onu inceliyorum en çok da elleri dikkatimi çekiyor. (O kadar güzel elleri vardıki).Birde upuzun güzel saçları. Çok güzeldi yengem. Amcamla birbirlerinin gözlerinin içine bakıyorlar bende pür dikkat onlara bakıyorum.
Düğünden kısa bir süre sonra amcamın askere gitme vakti geldi.Amcam askere uğurlandı arkasından ağlanarak. Ama gidememiş akşama tekrar eve gelmişti. Ertesi gün yine uğurlandı ama yine yengemi bırakamamış bir gece daha sevdiceğiyle uyumak için gelmişti tekrar. (Ben bir kez diye hatırlıyordum ama yengem 3. gün anca gitti askere diye düzeltti.)
Yengemi, babası bir türlü affetmedi babamın gönderdiği bütün elçilere rağmen. Ama babası evde olmadığı zaman gidip geliyordu. Şehirde büyümüş olmasına rağmen her türlü işi yapıyordu yengem. Sorunlar oluyordu ama ben güzel taraflarından bahsetmek istiyorum. İnsanlar geleneksel yapıda ve cahillik hat safhada, yemesi içmesi, giymesi vs herşeyiyle bir farklılık vardı. En küçük bişeyden sorunlar çıkabiliyordu. Ayrıntılara girmek niyetinde değilim.
Yengem anlatırdı hep neşeyle amcamla yaşadığı aşkı. "Evimizin ordan geçen yoldaki taşın altına mektubunu koyar, sonra bende gizlice gider onu alır okurdum, ben kaçırdım amcanızı ben "derdi hep. Buna benzer yaşadığı bütün güzellikleri anlatırdı bizde dinlerdik ağzı açık.
Amcam askerden geldi.
Sonra aşklarının ilk meyvesi olan Mehmet doğdu(mehmet dedemin adı) Mehmet o kadar tatlı bir çocuktu ki onu çok seviyordum. Hep ona ben bakardım. Hatta o kadar çok seviyordumki onu sevmek için bazen okuldan kaçıyordum. Mehmet küçükken çok tehlikeli bir ilaç zehirlenmesi geçirmiş herkesin aklı gitmişti ama Allah amcamla yengeme ve bize yavrumuzu geri vermişti. Sonra aşklarının ikinci meyvesi Melek doğdu. Meleğe adını küçük erkek kardeşim takmıştı. Ben o sıralar ilkokulu bitirmiştim. Şehirde evimiz yoktu ama köyümüzde orman memurunun kızı ile beraber okuyorduk. O yatılı bölge okulunda amcasının olduğunu ve orda okuyacağını söylemişti. Bende onların vesilesiyle yatılı okul sınavlarına girmiştim. Kazandığımda ilk koşarak yengeme gitmiştim. Sarılmıştık sevinçle.
Ben okula gitmiş artık evdekilerden uzak arada bir evci çıkıp onları görebiliyordum.
Okuldayken yani orta birdeydim bundan 23 yıl sene önce.(şu an çok kötü durumdayım ama yazıyı tamamlıyıcam tüm gözyaşlarıma rağmen)
Okulda benden büyük, küçük köyümüzden gelen çocuklar vardı. Birde kuzenim İlhan vardı. Bir gün hafta sonu köydeki komşularımızın çocuklarını ziyatere geldiklerini gördüm. Ben yanlarına yaklaştığımda konuştukları her ne ise kestiler. Bunu hissettim ama ne olabilir diye fazlada üstünde durmadım. Aradan bir hafta falan geçmişti.Dersten beni çağırdılar. Danışmaya indim baktımki, akrabamız Kadir abi( oda amcam gibi genç yaşta vefat etti ve şu an hayatta değil) bir taksiyle bizi almaya gelmiş ama hiç konuşmuyor. Birazdan da kuzenim İlhan geldi. Ben şaşkın şaşkın donuk bir vaziyette bindim arabaya geldik ilçemize.Ama hiç konuşmuyoruz İlhan biliyormuş ama bana söylememişler.Geliyorum, tamam kötü bişey olmuş ama ne kim, nasıl, niçin? Sormayada soramıyorum ağzım kilitlendi sanki. Köyümüzün yoluna yöneldiğimizde akın akın arabalar bizim köye doğru gidiyor. Yaa bana hiç kimse bişey söylemiyor. Gittik, gittik, camii kapısına geldik o kadar bir insan karabalığı varki, benim kalbim duracak tamam bizim eve gidiyor bunca insan ama kimmmm? Banannemmi, babammı, annemmi? ya kimmm?
Evimizin kapısı kapkaranlık insan kafası dolu.Simsiyah her taraf matem havasında. Başımı kaldırıp kimseye bakamıyorum iğne atsan yere düşmez. Evden ağlama, bağırma uğultu sesleri. Yaaa kİmmm?
Eve gittim kimse benim geldiğimin farkında bile değil. Yengem beni kapıda görünce,
Serminnn, amcan gitti kızım, amcan gittii....bir şeyler sayıp söylemeye başladı.
Ben artık varya donuk bir vaziyettte ağlamayada ağlayamıyorum öylece kalakaldım. Gel amcanın yüzüne bak dediler ama bakamadım. Hayır diye kabul etmedim. Nasıl hatırlıyorsam öyle. (İyiki bakmamışım)Kafamda bin bir soru işareti. Sapasağlam amcam ne olduda öldü. Çocuklar nerde onları gözüm aradı. Neyse işte amcamı götürdüler yengemin çığlıkları eşliğinde zorla ayırdılar.
Sonra anlattılar her şeyi.
Amcam işte değildi ve ormanda odun kesip satarak geçimini sağlıyordu. Herkes evdeyken ve tam kapımızda kamyona odun yüklerken. Yukarıdan bir araba geliyor ve şöför( yengemin dayısının oğlu) amcamın arabanın üzerinde olduğunu dikkate almadan arabayı çalıştırıp diğer arabaya yol vermeye kalkınca, amcamda kamyondan düşüyor ve tam ordaki sulama kanallarının betonuna başını vuruyor. Bir hafta kadar yaşıyor ve kurtarılamıyor. Çünkü beyin kanaması geçiriyor.
Sonra ben okula gittim. Yengem ve çocuklarda babasının evine taşınmışlar. Arada hep gittim onları görmeye bazen Mehmeti alır gezdirirdim. Yengem hiç evlenmedi. İki çocuğunu büyüttü, okuttu elinden geldiği kadar.
Babannemin vefatında, babannemi evden çıkarırlarken, yengem
-oğlunaaaa selam götür benden..iyidirler deee, oğlun askere gidiyor deee diye arkasından ağladı. Amcamın ölümünün acısı hala aynı, hiççç değişmedi keşke yaşasaydı sevdiği kadınla ve iki çocuğuyla.
Şimdi, Mehmet evli ve birde kızı var. Yengemde kızıyla beraber yaşıyor.Çok iyiler şükür. Yengeme geçen yıl senden izinsiz böyle bir yazı yazdım dediğimde gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Melek de ağladı bende daha fazla konuşmadım.
İşte bu yüzdendirki hep eşimi kaybederim korkusuyla yaşadım. Bu çocukken amcamı genç yaşta kaybetmemden kaynaklandı. Hiç kimsenin yuvası hiç bir sebeple dağılmasın herkes mutlu mesut yaşasın. Eşime hep derim ben senden önce göçüp gideyim. Beni tek başına bırakma sakın.
Amcam, halam, babannem ve dedem nur içinde yatın. Sizi ben hiç bir zaman unutmadım, unutulmadınız sizi çok seviyorum.
sermince
. 





