İstek Hattı

MAFİŞ

7/12/2009 · Kategori: YEMEK TARIFLERI

 

 


 


 

 

Geçen yıl resimlediğim mafiş fotoğrafları bunlar. Yazın isteğe göre çokça pişirdiğim bir çeşit kızartılmış hamur aslında.Adını mafiş diye duyduğum için bende öyle yazdım. Adı çok önemli değil tadı önemli.  Bu gün de oğlumun isteği olduğu için yaptım.  Çok sağlıklı bir tarif olduğunu söyleyemiycem ama lezzetli,  özellikle puf puf şişmiş mafişler ve beyaz peynirli kahvaltılar  harika oluyor diyebilirim ama günün her saatinde de yenebilir tabiki. Hatta bazıları ikram olarak da hazırlıyorlar.  Yapılışı na gelince çok basit aslında.

  Malzemeler

 -yoğut( oda sıcaklığında),

-yumurta(oda sıcaklığında),

-karbonat,

-tuz,

-un,

-kızartmak için sıvı yağ,

Eğer baharatlı bir mafiş istiyorsanız istediğiniz baharatları da ekleyebilirsiniz.

 Yapılışı

 Yoğurt ve yumurta iyice çırpılır. Yavaş yavaş un ilave edilerek yoğrulur. Kabartma tozu ve tuz una katılarak yoğurma tamamlanır. Düz bir zeminde ister oklavayla ister merdaneyle çok ince olmayacak şekilde açılır. İstenilen şekilde kesilir. Çok değişik kesme aletleri var  tırtıllı falan, ama bıçak da bu işi görüyor.Daha sonra kızgın yağda kızarana dek pişirilir. AFİYET OLSUN....

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

Şüfer...

6/12/2009 · Kategori: ANILAR

 

 

 

 

Gülerek yazıya başlamak budur işte... Ama inanın böyle gülerek araba kullanamıyorum.

 

Ayyyy yarabbim...  :)  Sen bizi gülmekten alıkoymaaa( ayırmaaa yarabbim)

 

 Nasıl gülerek araba kullanayım. Yanımda kendini tarzan zanneden kocam olunca:) İyiki bir şöför olmuş. Bundan önceki kurban yazısına da benim girişimle yorum yazmış. Sen geri geri gitmeyi ancak 90 yaşında öğrenirsin diye. Aşkolsun kocacım aşkolsun yani. Görürsün sen. Bu resimdeki eş değil heralde  eğitmen sanırım böyle sakin durduğuna göre.  Eşim bana bağıramadımı yumruğunu sıkıyor :) Bana bağırırken biri fotoğraf çekse,  yok ama o bağırıyor bende bağırıyorum benim ağzım yokmu:) 

 

 Yıllardır araba kullanarım ehliyetsiz:))

Artık bende ehliyet almaya karar verdim. Kursa yazıldım ve geziyorum. Ama benim şöförlük anılarım çoktur hemde kötü kötü anılarım. Aslını sorarsanız öyle çok hevesli değilim şüfer olmaya.  Korkuyorummmm.

Kendi hatalarımdan dolayı değil başka insanların hataları yüzünden kötü bir sonuç yaşamaktan korkuyorum(ben hiç hata yaparmıyım aaaa) 

Kursa başladığım daha bir hafta oldu ama çokkk bilmediğim konular varmış. Öyle herşeyi ben biliyorum evde çalışırım demekle olmuyormuş.  Çok araba kullandığımda söylenemez. Ayda bir kere falan. Ne kadar çok araba kullanırsam o kadar daha iyi öğrenebileceğimi ve hatalarımı azaltabileceğimi düşünüyorum.

 

Yıllardır hatta  yirmi yıldır ehliyetsiz araba kullandıklarını ve bir kez bile ceza yemediklerini söyleyen insanlar var kursumuzda şaşkınlık içinde dinledim onları.Bazıları mecbur kaldıkları için ehliyet aldıklarını, oysaki ne ehliyet sınıfıda bilmemne koca koca tırlar kamyonlar kullandıklarını söylediler.   Tabikii her ehliyeti olan iyi şöfördür diyemediğimiz için onlara saygı duyuyorum. Sadece onca yıll niye hiç yakalanıp ceza yememişler ona hayret ettim. 

 

Ben şöförlüğe  yeni evliyken az mesafelerde eşimin yanında  yavaş yavaş kullanarak başladım.  Köyümüzün yolu uçurumluktur böyle. Bir gece köye gidiyoruz ve araba tatamen bende ama  eşim yanımda. Tam viraja geldik eşim debriyaja basss, debriyaja basss diye bağırınca ve ben  o heyecanla gaza basınca  az daha gidiyorduk tahtalı köye. Eşim beni salladı diğer koltuğa ve direksiyonu çevirdi çevirmese dağlara taşlara çıkacaktık. Direksiyonu çevirdi ama bu seferde uçurum. Araba durdu ve bizde kurtulduk. Ertesi gün gündüz gözüyle durduğumuz yere bakınca içimiz ürperdi kıl payı kurtulmuşuz diye. Fazlalık yaşıyoruz:)

Bu konuda ben hatalıyım kabul ama eşim bendende hatalı zaten hep bütün suç onun,  bana başka biri öğretseydi bağırmadan etmeden sakin sakin şimdiye pilot şöfördüm:)Ama hakikaten  çok bağırıyor. En büyük kavgalarımız araba kullanmayı öğretirken olmuştur diyebilirim.

Hatta kızım anasınıfına giderken  o aralar sürekli  arabayı bana veriyor   işte  öğretiyor ama habire tartışıyoruz. Öğretmeni sınıfta bütün öğrencilerine büyüdüğünüzde evlenmeyi düşünüyormusunuz gibi buna benzer bir soru sormuş. Kızımda " hayır öğretmenim ben evlenmiyicem, annemle babam çok kavga ediyorlar, en çokda arabada" diye söyleyince  güya çocukların yanında dikkat etmeye çalıştık ama. Yokkk önce benim moralimi sıfıra indirecek, yapamazsın edemezsin gibi ondan sonra benim hatasız araba kullanmamı bekleyecek.

 Tek başıma araba kullanırken arabaya daha hakim oluyorum. Mesela sabahın erken saatlerinde trafik çok olmuyor bütün yollar benim. Bizim burda zaten çok trafik yok ama işte ben daha çok arabadan kaçmayan yayalardan korkuyorum. Yada işte sıkışık park edilmiş arabalar varken ben geri geri çıkarken bocalıyorum. Acemi şöförüm yani ama eşime sorsanız asla usta şöför olamıyıcam. Bana sorsanız ne acemiyim nede usta orta şeker şüferim.

Geçen yıl uzakta birine göndermek için bir paket hazırlamıştı eşim ve bunu dolmuşla otobüse yetiştir demişti. Bende dolmuş saatine çok var diye işlerimi bitirmeye koyulunca dolmuşu kaçırmıştım. Allahımm bekliyorum ne yapsam ne etsem. Hemen arabayla gitmek geldi aklıma ama otobüsün kalkmasına  15 dak var. Hemen birine arabayı ana yola getirmesini rica ettim. Oturdum arabaya nasıl gidiyorum ama. Surat mahkeme duvarı sanki. Gittim ama biraz tedirgindim eşimden izinsiz , hem ehliyetim olmadığı için yakalanacağıma, hem  kaza olurda ölebileceğime.

-aman ölürsem ölürüm. Yusuf un bağırmasından iyidir:)

-korkma ne korkuyorsun  dikkatli götür yeter.

Terminale geldiğimde arabayı durdurdum orta yerde anahtarı bıraktım hemen otobüslere koşuyorum. Zabıta dıt dıt kornaya bastı. Dedimki anahtar üstünde siz park edin. Benim otobüs gitmiş yetişememişim. Sadece diğer iki firmanın otobüsleri var. Eyvahhh ben ne yapcam şimdi. Neyse bir tanesi götürmeyi kabul etti ben götürürüm dedi verdim paketleri.

Zabıtaya dedimki amca sen bu benim arabayı karşı yola bir çevirde ben götürürüm nasılsa keyfim yerine geldi. Paketler gidiyor.

Zabıta diyorki " sen sakın ehliyetim yok diye korkma ben terminaldeki zabıtanın yeğeniyim de daha sana kimse bişey diyemez". Zabıta karşı yola arabayı geçirdi ve tam ben götürecekken yolda ellerinde çantalarla  bekleyen uzaktan  kuzen oluruz, o  rastlamasınmı. Yani gelmesine geldimde gidemiycemmi ama onun götürmesi daha emniyetli tabiii. Buna benzer anılarım çok olmuştur yani.

 

Bazende diyelimki bir yere gidiyoruz. Böyle yaptın, şöyle yaptın, gibi bağırmalar başlayınca yada başka konulardada anlaşmazlıklar arabaya taşınmışsa ben hemen arabayı sağa yanaştırıyorum ve duruyorum. İniyorum arabadan götürmüyorum işte banane al sen götür:)

Bir keresindede ben arabadan inince kapıları kilitleyip  beni arabaya almamıştı. Çalıştırdı arabayı gidiyor beni bırakıp:) Tam o esnada yolda tanıdıklarımız geçiyor tabiii bunlar ne yapıyor der gibi. Ne olduuu bişeymi var, yardıma ihtiyacınız varmı:))) Bu en sinir olduğum bir durumdu ne yaptıysam eşimin bana bağırmasını engelleyemedim.

Eşimmm, kocacımmm, bana bağırmaaaa:)))))

 

 

 

Yakında sınavım var inşallah geçerim de alırım ehliyetimi. Ama hakkınızı helal edin ne olur ne olmaz.

 

                                         sermince

 


Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

KURBAN-BAYRAM

30/11/2009 · Kategori: ANILAR

 

 

 

KURBAN-BAYRAM

Öncelikle  geç de olsa herkesin kurban bayramını kutlarım.

Bu kurban bayramında  geçmişte çocukluğumda yaşadıklarımı tekrar yaşadım yani tarih tekerrür etti gibi oldu. Ama o zamanlar sorumluluk yoktu şimdi yetişkin ve anne olarak sorumluluklarımız var.

Eeee efendim arefe günü akşamı eşim,

- Sermin ben yarın  işe gidiyorum, babamda köyden inmek istemedi, yarın kurban işiyle sen ilgileneceksin,

- yapmaaa ama lütfen delirdiniz mi siz, ben gidemem,  yapamam,

- hiç söylenmek yok hanfendi erkenden gidip bu işin üstesinden geliyorsun.

Ne yapabilirim evet demekten başka. Offf gitmesine giderimde nasıl dayanıcam ben oyyy .

Bayram sabahı her zamanki gibi çokkk erkenden kalkıp yapmam gereken işleri çabucak bitiriyorum. Eşimi bayram namazına  hazırlıyorum.  Kahvaltı hazırlıyorum bir taraftan baklava işlerine bakıyorum. Büyük kızım yataktan fırladığı gibi camiye gitmeye hazırlanan babasının bayramını kutluyor. Gülüyoruz hep beraber  daha bayram olmadı baban camiye gidiyor diye. Babamızı camiye gönderiyoruz. Bende de bir gerginlik bir telaş var.

Babamız eve geliyor bayramlaşıyoruz  çabucak bir şeyler yiyip işe gidiyor. Benide uyarıyor geç kalma kurban kesimine.( Eyvah  yaa offf yaaa ama her şey beni niye buluyor). Tamam, iki ayağımı bir papuca sokma işte daa.

Daha saat sekiz olmamış eşim işyerinden telefonla bağırıyor “ hala evdemisin çabuk çabuk hayvanı yatırmışlar seni bekliyorlarmış ” hazırlanıyorum hemencecik bir koşu arabayı çalıştırıyorum offf yaa bu araba yı geri geri nasıl götürcem  ben şimdi.(insan bir çevirip bırakır giderJ biliyorsun ben acemi şöför ) Geri geri de gidip arabayı çevirip  yetişmeye çalışıyorum  kesim işine. Beni bir görseniz yaaa geç yaaa çok caniyiz yaaa. Olmazki ama yaaa. Toplanmış yedi sekiz kişi ben tam yetişemedim iyiki yetişememişim.Tam şimdi kestik diyorlar ama hayvan bacaklarını sallıyor can vermek için. Beni tanıyanlar ne halde olduğumu tahmin edebiliyorsunuzdur eminim. Feci çok feci. Üstüne üstlük sahibi olan kadın demesinmi birde  “çok uslu bir hayvandı, daha bir kez bağırmasını bile duymamışız”. Tam o sırada başka bir hayvanıda boğazına ip bağlanmış  götürüyorlar   kesmek/kurban etmek için.Onun sahibide diyorki  “ işte anlayan birine kaç kez baktırdım, gebe midir diye, değildir dediler, eğer gebe çıkarsa çokk üzülürüm” . Offff.

 Neyse onuda kesiyorlar az aşağıda. Bizim kurbanında önce derisini ayırıyorlar bedeninden, sonra fazlalıklarını çıkarıp atıyorlar. Sonra baltayla ortadan ikiye ayırıyorlar. Başlıyorlar parçalamaya. Eve git diyorlar banada. Hayır diyorum gitmem ne için geldim ben evde ne işim var bütün soğukkanlılığımla izliyorum. Çokk olumsuz eleştiri yapabileceğim durumlar söz konusu ama yapmıyıcam.

Neyse itina ile yedi parçaya ayrılan etler tartılıyor, orda bulunan en küçük çocuğa kağıtları dağıttırıyorlar ve alıyoruz etleri gidiyoruz her birimiz evimize.

Akşama köye gidilecek,  verilmesi gerekenleri veriyorum, kalanını havada soğuk  hiç arabadan indirmiyorum. Köye gidince de kayınvaldem hallediyor zaten evdeki pişirme işlerini.

 

Ben kendimi bildim bileli babam her bayram kurban keser, bizim buralarda genelde büyük baş hayvanı kurban ederler. Öyle çokk etkilendiğimi bilmem ama her kurban bayramı anlamsız bir hüzün yani anlamlandıramadığım düşüncelere dalarım hep. Babamda  bu kadar yufka yürekli olma, yumruğunu sıkıp  göstererek biraz güçlü ol diye kızar bana her zaman.

Küçükken  bir kurban bayramında  rahmetli anneannemlerde idim. Anneannemde ineğini kurban için satmıştı. Kesim anını hatırlamıyorum ama inek gebeydi ve kocaman dana çıkmıştı karnından anneannem çok üzülmüştü. Hani keşke vermeseydim günah oldu diye. Kuzenim Nezoşla ne çok ağlamıştık. Ama  az sonra unutup etleri kesip kesip köze atıp yemiştik hemde çok yemiştik. Birde yengemin kardeşi vardı bizimle beraber ama ona   bişey olmadı.  Nezo ile bana ne olduysa saatlerce şiddetli bir kaşıntı tutmuştu bizi. Artık dayanacak gücümüz kalmamış tam doktora gidecekken çeşmede birbirimizi soğuk suyla yıkadık ve kaşıntımız geçmişti. Ondan sonra öyle çokk et yemem. Sevmemde.  Sebze ile beraber pişirince anca yiyebiliyorum.  Kuzenime hala dokunur et yeyince bir kaşıntı alır onu.  Her kurban bayramı bu kötü anıyı konuşuruz bir araya geldiğimizde.

 

Çocuklarımın yanında et bile kesemiyorum şimdi çünkü çok üzülüyorlar ve  sonra yemiyorlar. Yalan demişim ne olur insan çok fazla düşününce yiyesi gelmiyorki.

 ALLAH KABUL ETSİN

                                                                                      sermince

 

 

 

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

KADİR MEVLAM SENDEN BİR DİLEĞİM VAR

30/11/2009 · Kategori: GUSEL KISSALAR

Kadir Mevlam (Muhtaç Eyleme) 1

Kadir mevlam senden bir dileğim var
Beni muhannete muhtaç eyleme
Eğer muhannete muhtaç eylersen
Kara topraklara garkeyle beni

Muhannetin suyu bulanık akar
Aktığı yerleri sel olur yıkar
İyilik etmeden başına kakar
İşte böylesine muhtaç eyleme

Muhannetin sözü zehirden oktur
Hüsnü kereminle rahmetin çoktur
Sağ elin sol ele faydası yoktur
Sağ gözü sol göze muhtaç eyleme

***

Cahit Öztelli "Evlerinin Önü" adlı araştırmasında
aynı türküyü şu şekilde vermektedir (s.82-83)


Kadir mevlam senden bir dileğim var
Beni muhannete muhtaç eyleme
Yedi deryalara gark eyle beni
Yine muhannete muhtaç eyleme

Muhannetin suyu dolayı akar
Değdiği yerleri od olur yakar
Eyilik etmeden başına kakar
Yine muhannete muhtaç eyleme

Muhannetin sözü pareli oktur
Lutfuna kerem et ihsanı çoktur
Sağ elin sol ele faydası yoktur
Yine muhannete muhtaç eyleme

Ben dertliyim Hak ayırsın işimi
Kaygılara saldım garip başımı
Varsın kurtlar kuşlar yesin leşimi
Yİne muhannete muhtaç eyleme

Nurettin Dadaloğlu
Adana
 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

GERÇEK AŞK

20/11/2009 · Kategori: SEVMEK

Bu yazıyı ikinci kez yazıyor olmaktan hoşnut değilim. Ben edebiyatçı, öğretmen, yada işte çok düzgün konuşan biri değilim. Sadece, iyi , kötü, güzel, olumlu, olumsuz anılarımı bloğuma aktaran naçizane bir ev kadınıyım. 

Bu yazıyı daha önce bir blogcu arkadaşıma yazmıştım. Bana gerçek aşk ı sormuştu bende gerçek aşkı amcamla yengemde gördüğüm için arkadaşıma  yazmıştım ama sonra onu sayfasından silmesini istedim.

 

Gerçek aşk, gerçek sevgi şimdilerde varmı bilmiyorumki.Lisede bir öğretmenim vardı. Yaşlı bir kadın,  kocaman büyüteçli gözlükleri vardı. Öyleki gözlerini o gözlüklerden göremezdiniz. Gençliğinde bir delikanlıya aşık olmuş ve  birbirlerini çok  sevmişler. Ailesi vermek istememiş ve herşeye rağmen nişanlanmışlar. Sonra delikanlı askere gitmiş. Askerde vefat etmiş. Şehit düşmüş yani. Kadın o kadar ağlamış o kadar ağlamışki nerdeyse hiç gözyaşları dinmemiş. O günden sonra ne kimseyi sevmiş nede evlenmiş. Hep hüzünlenirdim ve üzülürdüm ama sormayada korkardım yeniden acılarını hatırlatmamak için. Soranlarada kızarmış zaten.  Çok fazla gülmezdi kadıncağız. Yeğenleriyle ilgilenirdi çocuk sevgisi  niyetine.

 

 

 

 

Aslında bu yazıyı tamda amcamın ölüm yıldönümünde yazıyor olmak istemezdim ama amcam benim güzel amcamın 23.  ölüm yıldönümü maalesef. (15:11:2009)

 

 

Bir kış gecesiydi,  babam eve gelerek amcamın kız kaçırdığını haber verdi. Babannemin ve evdekilerin hepsinin yüzünde sevinç yerine korku ve hüzün ifadesi belirdi. Çünkü amcam daha askerliğini yapmamış ve bir işi yoktu. Üstelik kaçırdığı kızın babası bizden zengindi. O şehirde büyümüş bir kızdı. Ama biz köyde yaşıyorduk. Amcamla yengem bir suçlu gibi halamın evine sığınmışlar orda kalıyorlardı. Evimizde sadece babam çalışıyordu. Babam  düğün için gerekli bütün herşeyin hazırlığını yaptı.

 Bendede bir sevinç bir sevinç yengemi merak ediyorum.

 Dışarda kar dolu ama  yinede çok güzel bir düğün oldu. Yengemin gelinliğine yapışmış sürekli onu inceliyorum en çok da elleri dikkatimi çekiyor. (O kadar güzel elleri vardıki).Birde upuzun güzel saçları. Çok güzeldi yengem. Amcamla birbirlerinin gözlerinin içine bakıyorlar bende pür dikkat onlara bakıyorum.

Düğünden kısa bir süre sonra amcamın askere gitme vakti geldi.Amcam askere uğurlandı  arkasından ağlanarak. Ama gidememiş akşama tekrar eve gelmişti. Ertesi gün yine uğurlandı ama yine yengemi bırakamamış bir gece daha sevdiceğiyle uyumak için gelmişti tekrar. (Ben bir kez diye hatırlıyordum ama yengem 3. gün anca gitti askere diye düzeltti.)

Yengemi, babası bir türlü affetmedi  babamın gönderdiği bütün elçilere rağmen. Ama babası evde olmadığı zaman gidip geliyordu. Şehirde büyümüş olmasına rağmen her türlü işi yapıyordu yengem. Sorunlar oluyordu ama ben güzel taraflarından bahsetmek istiyorum. İnsanlar geleneksel yapıda ve cahillik hat safhada, yemesi içmesi, giymesi vs herşeyiyle bir farklılık vardı. En küçük bişeyden sorunlar çıkabiliyordu. Ayrıntılara girmek niyetinde değilim.

Yengem anlatırdı hep neşeyle amcamla yaşadığı aşkı. "Evimizin ordan geçen yoldaki taşın altına mektubunu koyar, sonra bende gizlice gider onu alır okurdum, ben kaçırdım amcanızı ben "derdi hep. Buna benzer yaşadığı bütün güzellikleri anlatırdı bizde dinlerdik ağzı açık.

Amcam askerden geldi.

Sonra aşklarının ilk meyvesi olan Mehmet doğdu(mehmet dedemin adı) Mehmet o kadar tatlı bir çocuktu ki onu çok seviyordum. Hep ona ben bakardım. Hatta o kadar çok seviyordumki onu sevmek için  bazen okuldan kaçıyordum. Mehmet küçükken çok tehlikeli bir ilaç zehirlenmesi geçirmiş herkesin aklı gitmişti ama Allah amcamla yengeme ve bize yavrumuzu geri vermişti. Sonra aşklarının ikinci meyvesi Melek doğdu. Meleğe adını küçük erkek kardeşim takmıştı. Ben o sıralar ilkokulu bitirmiştim. Şehirde evimiz yoktu ama köyümüzde orman memurunun kızı ile beraber okuyorduk. O yatılı bölge okulunda amcasının olduğunu ve orda okuyacağını söylemişti. Bende onların vesilesiyle yatılı okul sınavlarına girmiştim. Kazandığımda ilk koşarak yengeme gitmiştim. Sarılmıştık sevinçle.

Ben okula gitmiş artık evdekilerden uzak arada bir evci çıkıp onları görebiliyordum.

Okuldayken yani orta birdeydim bundan 23 yıl sene önce.(şu an çok kötü durumdayım ama yazıyı tamamlıyıcam tüm gözyaşlarıma rağmen)

Okulda benden büyük, küçük köyümüzden gelen çocuklar vardı. Birde kuzenim İlhan vardı. Bir gün hafta sonu köydeki komşularımızın çocuklarını ziyatere geldiklerini gördüm. Ben yanlarına yaklaştığımda konuştukları her ne ise kestiler. Bunu hissettim ama ne olabilir diye fazlada üstünde durmadım. Aradan bir hafta falan geçmişti.Dersten beni çağırdılar. Danışmaya indim baktımki, akrabamız Kadir abi( oda amcam gibi genç yaşta vefat etti ve şu an hayatta değil) bir taksiyle bizi almaya gelmiş ama hiç konuşmuyor. Birazdan da kuzenim İlhan geldi. Ben şaşkın şaşkın donuk bir vaziyette bindim arabaya geldik ilçemize.Ama hiç konuşmuyoruz İlhan biliyormuş ama bana söylememişler.Geliyorum, tamam kötü bişey olmuş  ama ne kim, nasıl, niçin? Sormayada soramıyorum ağzım kilitlendi sanki. Köyümüzün yoluna  yöneldiğimizde akın akın arabalar bizim köye doğru gidiyor. Yaa bana hiç kimse bişey söylemiyor.  Gittik, gittik, camii kapısına geldik o kadar bir insan karabalığı varki, benim kalbim duracak tamam bizim eve gidiyor bunca insan ama kimmmm? Banannemmi,  babammı, annemmi? ya kimmm?

Evimizin kapısı kapkaranlık insan kafası  dolu.Simsiyah her taraf matem havasında. Başımı kaldırıp kimseye bakamıyorum iğne atsan yere düşmez. Evden ağlama, bağırma uğultu sesleri. Yaaa kİmmm?

Eve gittim kimse benim geldiğimin farkında bile değil. Yengem beni kapıda görünce,

Serminnn, amcan gitti kızım, amcan gittii....bir şeyler sayıp söylemeye başladı.

Ben artık varya donuk bir vaziyettte ağlamayada ağlayamıyorum öylece kalakaldım. Gel amcanın yüzüne bak dediler ama bakamadım. Hayır diye kabul etmedim. Nasıl hatırlıyorsam öyle. (İyiki bakmamışım)Kafamda bin bir soru işareti. Sapasağlam amcam ne olduda öldü. Çocuklar nerde onları gözüm aradı. Neyse işte amcamı götürdüler yengemin çığlıkları eşliğinde zorla ayırdılar.

Sonra anlattılar her şeyi.

 

Amcam işte değildi ve ormanda odun kesip satarak geçimini sağlıyordu. Herkes evdeyken ve tam kapımızda  kamyona odun yüklerken. Yukarıdan bir araba geliyor ve şöför( yengemin dayısının  oğlu) amcamın arabanın üzerinde olduğunu dikkate almadan arabayı çalıştırıp diğer arabaya yol vermeye kalkınca, amcamda kamyondan düşüyor ve tam ordaki sulama kanallarının betonuna başını vuruyor. Bir hafta kadar yaşıyor ve kurtarılamıyor. Çünkü beyin kanaması geçiriyor.

 

Sonra ben okula gittim. Yengem ve çocuklarda babasının evine taşınmışlar.  Arada hep gittim onları görmeye bazen Mehmeti alır gezdirirdim.  Yengem hiç evlenmedi. İki çocuğunu büyüttü, okuttu elinden geldiği kadar.

Babannemin vefatında, babannemi evden çıkarırlarken, yengem

-oğlunaaaa selam götür benden..iyidirler deee, oğlun askere gidiyor deee diye arkasından ağladı. Amcamın ölümünün acısı hala aynı, hiççç değişmedi keşke yaşasaydı sevdiği kadınla ve iki çocuğuyla.

 

Şimdi, Mehmet evli ve birde kızı var. Yengemde kızıyla beraber yaşıyor.Çok iyiler şükür. Yengeme geçen yıl senden izinsiz böyle bir yazı yazdım dediğimde gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Melek de ağladı bende daha fazla konuşmadım.

İşte bu yüzdendirki  hep eşimi kaybederim korkusuyla yaşadım.  Bu çocukken amcamı genç yaşta kaybetmemden kaynaklandı. Hiç kimsenin yuvası hiç bir sebeple dağılmasın herkes mutlu mesut yaşasın. Eşime hep derim ben senden önce göçüp gideyim. Beni tek başına bırakma sakın.

 

 

 

 

Amcam, halam, babannem ve dedem nur içinde yatın. Sizi ben hiç bir zaman unutmadım, unutulmadınız sizi çok seviyorum.

 

sermince

 

 

 

 


 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

EVLİLİK YILDÖNÜMÜ

20/11/2009 · Kategori: ANILAR

"Anne, şen babamla dotuz tasımda evlendi hee" diye sordu benim küçük yaramaz akıllı oğlum.

"Evet oğlum, biş babanla dotuz tasımda evlendik" diye cevap verdim. Sorular geldi peş peşe  ama şimdi buraya yazmıyım:)

9 Kasım 1996 düğünümüz olmuştu. Çok karabalık bir düğünle dünya evine girmiştik o gün. Hiç öyle sonbahar da düğünüm olmasını istememiştim ama nasip kısmet öyle imiş heralde.

Evlilik yıldönümümüzü  unutmak gibi bir sorun hiçç yaşamadık. 10 Kasımdan bir gün önce nasıl unuturuz. 10 Kasım (düğün ertesi) yine gelinliğimi giydirmiş, saçlarımı yaptırmışlardı.Dışarda sicim gibi yağmur, evde de kaynana daveti vardı.

Aradan 13 yıl geçmiş, mişş valla nasıl geçti bilemiyorum. Ne çok şeyler yaşadık hayata ve evliliğe dair olumlu olumsuz.

Evlilik çok farklı bir yaşam şekli, kutsal olduğu kadar da zor bir tercih. Evlenmek çok kolaydır çok basit bir eylemdir, fakat sürdürmek çok zordur dİyor Üstün Dökmen. Hakikaten öyle.

Yaz boyunca ve hemen hemen her zaman bloğumun istatistiklerine baktığımda, sayfamın bulunmasındaki anahtar kelimeler hep şöyle;

Mutluluğun sırrı nedir?

Evlilikte mutlu olmanın sırları,

Karımı nasıl mutlu edebilirim,

Mutlu bir evlilik nasıl olmalıdır?

Hep bu tarz kelime ve cümleler, bunu komik olarak algılıyorum bazende diyorumki  başlarım sizin evliliğinize, gidin Haydar Dümen e sorun o söyler nasıl mutlu olacağınızı.

Aslında çok zor gibi görünsede çok kolay mutlu olmak. İyi bir insan olma özelliği evlilikte mutlu olacağınız anlamına gelmiyor. Çok iyi ve düzgün insanlar da eşlerini mutsuz, evlilikleri mutsuz olabiliyor. Evlilikte eşler birbirlerine sebep her ne olursa olsun DEĞERSİZ olduğunu hissettirmeyecek. Bütün mesele bu. Tamamen değer yargılarıyla alakalı bir durum bence. Kadın yada erkek kendini değersiz hissettiği anda sorunlar başlıyor işte.

Neyse bu konular konuşulurda konuşulur, uzar gider.

Bu yılki evlilik yıldönümümüzde yani 9 Kasımda  çoluk çocuk akşam yemeğimizi yedik. Gündüz yaşadığım olumsuzluklara rağmen geceyi kötü geçirmek niyetinde değildim tabikii.

Eşim " hadi kalk, hazırlan gezmeye gidelim", bir taraftan çocuklar " hadi anne gidin, değişiklik olur hem sizin için". Peki diyerekten birazda dozer gücüyle  hazırlandım. Evden çıktık. Giderken yolda hiç konuşmadık. Sadece herzamanki gibi  yanımızda kimse yoksa elele tutuşmuş vaziyette gittik gideceğimiz yere sus pus öylece:)

Yemeği evde yediğimiz için aç değildik ama yinede yedik yemeğimizi. Aslında daha çok gezmek istiyorduk çocuklar gibi. Kestanelerimizi aldık, yiye yiye gezdik(her çöp kutusunun başında durarak). Sonra bir pastaneye gidip oturalım diye düşündük. Ama pastane tercihinde karar onun tercihi oldu. Orda bir bayan olduğunu ve müşterileriyle çok iyi ilgilendiğini söyledi. Kabul ettim istemeyerek. Gittik, oturduk, ikramlar geldi.Konuşuyoruz, sohbet falan. Kadın belliki o mekanın sahibi idi. Ama hafif uzun ve bembeyaz saçları, yüzündede matemli bir ifade vardı. Duvarda çerçevelenmiş fotoğraf dikkatimi çekti. Gençken   kolunu kadının omuzuna uzatmış berebar mutluluk fotoğrafı çektirmişler.Hımm dedim kimbilir birbirlerini ne kadar seviyorlardı. Yine başka bir çerçevede bir şiir vardı. Bu şiirdede yine ayrılık ve hüzün vardı. Beraber açmışlar işeyerini sanırım şiirden anladığım kadarıyla ve kadının kocası vefat etmiş.

Yedik içtik derken hadı kalkalım dedik. Eşim hesabı öderken kadına sordum çekinerek.

-Fotoğraftaki eşinizmi?

-Evet,

-Hayattamı peki?

-Hayır,

-Trafik kazasında kaybettim eşimi,

-Öylemi, Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.

Eşim;

-Bizimde evlilik yıldönümümüz bu akşam,

-Aaaa öylemi, ne kadar güzel, nice nice güzel seneler geçirin mutluluk içerisinde. Hayırlı uzun ömürler dilerim.

-Amin, İnşallah çok teşekkür ederiz

diyerek ordan ayrıldık.

Sonra yine konuşa konuşa gezdik eşimle. Çocuklarda sürekli telefonla bizi arayıp"baba geceniz nasıl geçiyor". Eşimde "iyi geçiyor kızım güzel güzel:)".

Hadi dedik artık yeter dönelim yuvamıza.

Evliliğimiz boyunca eşim çok kazalar atlattı hatta iki kere ölümden döndü diyebilirim. Hayat çok kısa sevdiklerimizin değerini bilmeliyiz aslında. Duygu sömürüsü yapmak hep eşimin huyudur beni hep sinir eder bu yüzden.  Aslında her şey Allahın takdiri ilahisi ama benim evlendim evleneli en korktuğum şeydir eşimi kaybetmek. Mutlu ol yada olma, sorunlar olsun yada olmasın hep eşime bir şey olacak diye korkarım nedense. İlk yıllarda daha çokdu panik derecesinde ama artık mantıklı düşününce üstesinden gelebiliyorsun.

Bu korkumun sebebi çocuk yaşta amcamı kaybetmiş olmamdan kaynaklanıyor. Ama ölen ölüyor geriye kalan hayatını bir şekilde yaşıyor.

Evlilikte eşinizle çok iyi anlaşamasanızda, hayata aynı pencerelerden bakamasanızda, sorunlar hep varsa da yinede birbirimizin hayatıyız. Hayatlarımızın anlamıyız. Ve diyorumki;

Eşimle ve çocuklarımla şanslı, bahtlı, sağlıklı ve mutlu nice nice güzel seneler bizim olsun...

 

sermince

 


 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

ANKARA

28/10/2009 · Kategori: ANILAR

Bu yaz süpriz bir haberle   Ankarada yaşayan ablamın  (görümcem) kızı  nişanlandı.   Düğünlerininde dokuz ekimde yapılacağı haberi geldi. Eee düğüne Ankara ya  gidilecek, hazırlıklar başladı. Kıyafetler alındı. Kızları götürmüyorum fakat oğlan durmaz onu mecburen götürücem. Gitmeye bir hafta var veya yok. Köydeyim, kayınvaldem bahçeye domuzlar giriyor ( daha önce Yusufla beraber  istemeye istemeye ekdiğimiz) patatesleri çıkarın diye emir verdi:) Kadıncağız sanıyorki çuval çuval patates var. Çuvalları, kazmaları hazırlamış illa kızımı da peşime gelmesi için ikna etti. "Ya ben iş yaparken istemem etrafımda çoluk çocuk gelme kızım, lütfenn" dediysemde dinleyenmi var. Çocuğun eli alışsın kazma tutmaya:) Neyse bahçeye indik. Ben kazmayla patates yuvalarını aşağıya aşağıya kazırken Hayroş hanım tam önümde yukarıya yukarıya kazıyor. " Kızım yapma bak sende kazımak istiyorsan öbür tarafı kazı" . Yook illa benimle beraber kazıyacak.  Sıcakta var ama bitsin diye çabalıyorum. Akşama domuz gelir:)) Yeni bir patates yuvasını kazırken kızım yine önümde başladı tersine kazımaya. Tam o sırada Pattttt diye kazmanın tersi yani düz tarafı gözümeee. Eyvahhh. Yer misin yemezmisin:)) Elimle kapadım hemen tutuyorum öyle. Bir taraftanda
-Ben sana demedimmi öyle kazıma,
-Çabuk git burdan,
-Elli kere dedimki yapma kızım yapma,
-Bir kere annenizi dinleseniz şaşardım zaten,
-Çabuk, çabuk hemen eve gidiyorsun,
Buna benzer bir çok azarlamayla bağırdım çocuğa.Kızım dudaklarını bükmüş, suçlu suçlu bana bakıyor. Elimi indirdim baktımki kanlar akıyor. Eldivenim olduğu gibi kan olmuş. Yarada var.
Nee olcak şimdi Ankaraya düğüne gidemiycem:)
Kızım eve gitti. Ben yine küçük küçük zeytin büyüklüğündeki patatesleri, yok yok böcekleri ,solucanları bulmaya devam ettim ağrıya aldırmadan ıyyy.
Biraz sonra baktımki kızım yine bahçeye iniyor.
-Niye geliyorsun ben sana gelme demedimmi? Çabuk eveee.
Kızım beni hiç dinlemiyor, geldi geldi elinde bişeyi bıraktı biraz  yakınıma ve gitti. Baktımki bir poşetin içine, ıslak mendiller, peçeteler koymuş. Birde mektup;
"Annecim ben isteyerek yapmadım. Senin üzülmeni istemezdim. Özür dilerim. Seni çok seviyorum. H.Berra
Allahım yaa. Gülermisin ağlarmısın. Çocuğa bakya. Güldüm ve  sinirimde geçti. Patates işleride bitti. Çıktım eve. Eşimde gelmiş. Beni öyle görünce üzüldü. Doktora götüreyim muhabbetleri falan.
 Sonra  eşimde suçlanan kızımı teselli etmek için onunla beraber başka bir bahçeye gittiler.  Biraz sonra  geldiler.
Yusuf;
-Serminn, ayağım gitti Serminnn.
-Ne olduu?
Ne olacakk  serçe parmağını kocaman kesmiş. İyi parmağı gitmemiş. Neyse temizledik oksijenli suyla sardık. Ama  çok acıyor,  aslında dikiş atılacak kadar kötü amaaa   gitmezzz.
H.Berra suçlu suçlu söyleniyor.
-Hep benim yüzümden oldu. Bugün ikinizede uğursuz geldim.
-Yook kızım olurmu öyle şey.
-Akacak kan damarda durmaz, seninle bir ilgisi yok annecimmm:) Güzel kızım benim. Sen sadece bizim yapma dediğimizi yapma o yeter.

Gözüm morarır sandım ama bişey olmadı.
Ankara ya düğüne gittik. Bir geceye  gittik. İki gece kaldık. Bir gece de de döndük. Ankara ya gidip gelmek bize çok iyi geldi. Değişiklik oldu. Çok az bir zamanda da olsa Kızılay a gidip gezmek, eski güzel günleri yad etmek hoştu. Düğün çok güzeldi. Haymana ziyareti güzeldi. Hepsi  çok güzeldi işte. Kötü olan bişey vardı sadece;  SİS VAR SİSS:)))
                                                                      
Aylin ve İlker birbirine aşık iki güzel insan. Bir ömür boyu mutlu olun inşallah...


                                                                                                              sermince






Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

FIKRA

27/10/2009 · Kategori: FIKRA




Kayserilinin biri ölüm döşeğindedir:

Kayserili: Sevgili karım burada mısın?

Eşi: Evet hayatım buradayım.

Kayserili: Sevgili oğlum Mehmet burada mısın?

Mehmet: Evet babacım buradayım.

Kayserili: Oğlum Ahmet ya sen burada mısın?

Ahmet: Evet ben de buradayım.

Kayserili: Güzel kızım sen burada mısın?

Kızı: Evet buradayım babacım.

Kayserili: Allah hepinizin belasını versin. Dükkanda kim duruyor o zaman?





TARİKATÇI TEMEL
 
> Temel bir tarikata girmek için başvurmuş. Şeyhin karşısına çıkarmışlar.
> Şeyh Temel'e:
> -Olur, ama 3 hafta karınla yatmayacaksın demiş. Neyse aradan üç hafta
> geçmiş ve Temel şeyhin önüne tekrar gelmiş.
> Şeyh sormuş: Temel tamam mı? Sabredebildin mi?
> Temel:
> -Valla, ilk hafta hiç problem yoktu. İkinci hafta sabrım çok zorlandı
> ama dayandım.
> Üçüncü hafta, markete alışverişe gittiğimizde benim kari üst raflardan
> bir iki paket almaya çalışıyordu. Hatunun bacakları gözükünce içim
> gitti. Daha sonra paketler yere düştü. Benim kari da paketleri almak
> için eğilince dayanamadım....
> Şeyh:
> -Aaaa olmadı simdi. Biz seni tarikata alamayız...
> Temel:
> -Sittir et tarikatı bizi artik Migros'a da almıyorlar.....!



KADINLAR AKILLIDIR !!! 

Kadının biri golf oynarken karşısında bir kurbağa görmüş.Kurbağanın tek bacağı taşın altına sıkışmış,hareket etmesini önlüyormuş,"beni kurtarırsan "demiş kadına"sana üç dilek hakkı tanıyacağım ama sana ne verirsem kocan 10 katını kazanacak" kadın kabul etmiş.Kurbayı kurtarmış.İlk dilek"dünyanın engüzel kadını olayım " demiş. kurbağa uyarmış "ama kocan da dünyanın en yakışıklı adamı olacak ve kadınlar onu rahat bırakmayacak" Önemli değil şimdide ikinci dileğimi söyliyim demiş kadın "dünyanın en zengin kadını olmak isterim" ama kocan senden 10 misli zengin olacak demiş kurbağa .Kadın gene kabul etmiş ve kadın en nihayet en son dileğini söylemiş "HAFİF BİR KALP KRİZİ GECİRMEK İSTİYORUM"....... Dil çıkarGülümse

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

DOĞUM GÜNÜM

25/10/2009 · Kategori: ANILAR


İYİKİ DOĞDUN İYİKİ VARSIN AYŞE'SERMİN.....




25 Ekim 2009 Bu gün benim doğum günüm. 25 Ekim 1974 te  akşam saatlerinde doğmuşum ben. Halamlar anlatırdı. Biz mısır soyma imecesindeyken çağırdılar bizi,  kalktık geldik ki dünya güzeli bir  kız yeğenimiz olmuş. Şanslıymışım ben. Niyemi?   Çünkü; Üç böcük doğduğu bir ayda bir çiçek doğmuşum ben.  Köyde aynı mahallede önce kuzenim İlhan doğmuş, sonra yine kuzen sayılır Fatih doğmuş. Sonra ben , sonrada diğer kuzenim  Yener doğmuş. Halamlar ve annem üçüde  aynı aylarda hamile ıyyyy :)) En büyük ortak noktamız hepimizin ebesi babannem. Bütün köy çocuklarını babannem doğum yaptırmış zaten. Çokkk bilmiş ama bir o kadarda eli maşalı  bir babannem vardı benim varya.  İlhan, Fatih, Yener benim yüzümden az dayak yemediler onları şimdi  çok özlüyorum. Ama içlerinde en çok Yener le kardeş gibiydik sanırım.  İstanbul,  Bursa,  İzmit dağıldınız hepiniz. Yokk yokk onlar benden daha şanslı doğmuşlar...:( kesinlikle. 
 Ben doğar doğmaz halamın kızı Nermin ablam koşmuş bizim eve  "Dayı ne olur benim adım  Nermin bununkide  Sermin olsun"  demiş. Kırmamışlar onu adım Sermin kalmış. Ama babam bu,  Ayşe nin tatile çıktığı yıl olduğu için ve işte  hemde kitap ismi olduğu için Nüfus cüzdanıma Ayşe yazdırmış. Ben adımın Ayşe olduğunu daha çok  ortaokul yıllarımda benimsedim. İki ismimide seviyorum ikisiyle de  barışığım. İki ismimide kullanıyorum. Aile içinde bile iki isim kullanmak hem tuhaf hemde çok hoş. Kayınpeder ve kaynım Ayşe diye, gerisi Sermin diye hitap ediyor. 


Tabikii  çocukluğumda kimse benim doğum günümü kutlamamış. Lisede çok sevdiğim onunda adı Ayşe olan arkadaşımla beraber kutlamıştık ilk  doğum günümüzü. Ayşe ile sadece bir günlük fark vardı aramızda. Ayşelerin evinde kutlanmıştı doğum günümüz. Kocaman iki kızlar mumlara beraber  üflerken bizim kızlar  "iyiki doğdunuz Ayşelerrr"  diye bağırmışlardı:)) Bir çok fotoğraf çekilmişiz  o anları saklayan. Resimlere bakarken şu an aramızda bir tek Reyhan yok. Çokkk erkenden bırakıp gitti bizleri. Nurlar içinde uyuyor o zaten.Bana arkadaşlarımın  doğum günümde aldığı hediyeler  antika gibi saklanıyor, hepsi nin ayrı ayrı unutulmazlıkları var. Kıyamıyorum kullanmaya.

Eşim çok kutlamıştır ama doğum günlerimi. Canım yani pasta yapabilse onuda yapacak ama zamanı  yok. Hazır pasta  alsa kızarım bilir:)) Gerçekten çok pahalı hediyeler  almıştı  ama ben " niye bunlara  bu kadar para veriyorsunnnn, ne gerek varrr" diye diye artık hediyede almıyor:))  Hediye şartt değil değil canım kocacım.Ne yapıcam hediyeyi bana  bir kutlama sözü, bir öpücük yeter. Ama  ben onun doğum günlerinde, bütün kutlama günlerinde hep pasta yapmışım ve güzel bir masa hazırlamışımdır.Çocuklar büyüdükçe her kutlama daha bir anlam kazanıyor evimizde.

Yıllar yıllar aldı başını gidiyor, nereye giderse gitsin. Görüntüde değişsin farketmez. Benim içimdeki çocuk Sermin-Ayşe  hiç büyümüyor en çok da bu halimi seviyorum heralde.  Bu çocuk ruhlu halim her zaman yaşama sevincim olmuştur. Sadece son bir kaç yıldır eski sabrımın kalmadığını görüyorum. Hiç bir şeye ses çıkarmazken artık yapamıyorum.

Henüz öyle bu yaşıma rağmen saçlarıma bir iki hariç aklar düşmedi.  Büyük konuşmayayım ama Ayy ben öyle uğraşabilirmiyim boyalarla bilemiyorum yani zor iş.  Saçlarım size sesleniyorum. Nee olur yaşım kaç olursa olsun beyazlamayın ne olur ne olurrr:)) Amaa yani bende sigara içmedim hiçç. İyiki hiç sigara kullanmamışım  çok şükür. İnşallah bundan sonrada kullanmam.




Kendi doğum günümü bloğumda kutlamak için görsellerde gezinirken bir tek ben değilmişim kendi doğum gününü kutlayan:)) Hatta bazı doğum günü  yazılarına  rastladığımda şaşırdıklarım bile oldu aynı duygu ve düşünceleri yaşadığım ne çok insan varmış. Bu akşam  ilk doğum günümü kutlayan Levent abim oldu. Sonra Nezahat abla. Sonra Zehra ve Uğur .....
Nezahat ablamın yazdığı kutlama sözleri çok hoştu. Nezahat ablacım bloğumu da takip ediyorsun biliyorum o yüzden gönderdiğin mesajı da burada paylaşmak istiyorum. İnsanın etrafında kendi gibi sevgi dolu insanların olması yaşama gücünü dahada kuvvetlendiriyor.



Dikkat! Bu mesaj sevgi, neşe ve iyi dilekler içermektedir. Bir dakika için yaşamın ve seni düşünen birinin olduğunun sevincini hisset ve mutlu ol! Şimdi bu mutluluğuna sımsıkı sarıl ve ümidini koskoca bir yıl boyunca hiç yitirme! Aşkta, parada, sağlıkta her zaman kazanmanı dilerim. Sensiz bir hayatta kime gerçekten "dostum" diyebilirdim bilmiyorum. İyi ki dogdun. Nice mutlu yaşlara...
Nezahat YK

Amin İNŞALLAHH.



Hakikaten iyiki doğmuşum. İyiki doğmuşum diyebileceğim çokkk şeylere sahibim.

Sermince

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

HELVA

16/10/2009 · Kategori: YEMEK TARIFLERI


 Bu da yine Ramazan bayramında yaptığım helva. Bir çok helva çeşitleri var. Şerbetli vs. vs. Bu biraz kuru helva ama  çok beğeniliyor ayrıca  bozulmadan uzun süre saklanabiliyor.  Bu helvayı da  Neşe madene geldiğinde bizde yapmıştı ve komşulara dağıtmıştık. Çocuklarım çok beğendi. O  gün bu gündür bende artık böyle yapıyorum.

malzemeler

Un
Şeker
margarin
Kakao


Yapılışı

Şimdi ölçüyle yapmadığım için sizede malzemeyi ölçüyle veremedim. İşte bu olmadı ama bir daha yaparken malzemeyi ölçüp o şekilde eklerim. Hepsi göz kararı, göz hesabı.

Şekerin çok ince olması helvamızı daha güzel yapıyor. Pudra şekeride olabilir ama ben mesela, toz şekeri incecik elekten geçirip ince olan kısmını kullanıyorum öylede olabiliyor.

Unu kavurup pişirmemiz gerekiyor. İster tencerede kısık ateşte sürekli karıştırarak kavurun. İsterseniz tepsiyle fırında arada bir karıştırıp o şekilde kavurun.
Kavrulan unu sıcak sıcak çok aceleyle tel süzgeçten eleyerek, üzerine şekeri ekliyoruz. İyice karıştırıyoruz. Bir taraftan margarini eritip  kızdırıyoruz ve kızgın yağıda bu karışıma ekliyoruz. Önce kaşıkla iyice iyice karıştırıp, daha sonra elimizle dayanabildiğimiz kadar yoğurarak özleştiriyoruz. Kare veya dikdörtgen bir tepsiye karışımın yarısını yayıyoruz ve elimizle iyice bastırıyoruz. Arasına kakao serpiştiriyoruz. Kalan yarım karışımıda üzerine eşit olarak yayarak elimizle düzeltip iyice yine bastırıyoruz.
 Hemen sıcakken  istediğimiz şekilde kesip soğunca dikkatli ve özenli bir şekilde servis tabağına alıyoruz. Afiyet olsun.
                                                                                               sermince

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

BAKLAVA

16/10/2009 · Kategori: YEMEK TARIFLERI



Ramazan bayramında açtığım  üç tepsi baklavadan biri bu. Aslında nette bir çok değişik baklava tarifleri  var. Ama ister  bin tane olsun insan kendi benimsediğinden vazgeçemiyor . Bu da benim tarifim  hem kayıt altında tutarım hemde sizlerle paylaşırım diye düşünerek yayınlamak istedim.  Baklava yapmasını canımm canım Hatice teyzemden öğrendim.  Teyzecim  şimdi Kastamonuda, özlemle selamlar, seni çok seviyorum. Yakında oğlunun nişanı var,  teyzem döktürür şimdi baklavaları. Uleenn Murat hani beni alacaktınnn:) Ne mutlu şaka şenlik o günlerimize...


Malzemeler (Hamur malzemesi)
                                                        
(Ölçüler bir tepsi için)

1 paket margarin
1 kepçe yoğurt
1 kepçe süt
1 kepçe kaymak
1 çay bardağı sıvı yağ
Yarım fincan sirke yada limon suyu
 1 çay kaşığı tepeleme kabartma tozu
Bir çimdik tuz
Aldığı kadar un

(Açma malzemesi)

1 paket nişasta



(İç malzemesi)

Ceviz, fındık, fıstık ne arzu ederseniz.



(Pişirme malzemesi)

1 paket margarin
yarım bardak sıvı yağ


(Şerbet malzemesi)

Tepsinizin büyüklüğüne göre değişiyor tabii ama 5 veya 6 bardak şeker ve su, yarım limon




YAPILIŞI
 

Büyükçe bir hamur yoğurma kabına, oda sıcaklığında yumuşamış margarin, ( margarin ne kadar kaliteli olursa o kadar iyi olur), yoğur, süt veya kaymak, sirke sıvı yağ , yani bütün sıvılar iyice  iyiceee   karıştırılıyor.  Kabartma tozu una katılarak yavaş yavaş un ilave edilmeye ve bir yandanda hamur yoğrulmaya devam ediliyor. Yumuşak bir hamur elde edene kadar un katıp hamurumuzu hazırlıyoruz.

Yufkaları tek tek açarsanız daha güzel olur ama zamanınız yoksa merdane ile açabilirsiniz. Tek tek açılacaksa 40 eşit parçaya bölüyoruz. Merdane ile açılacaksa önce 6 büyük parçaya ve her birinide 10 parçaya bölüyoruz.

Tek tek yufka açıldı ise, yağlanan tepsiye her birinin arasına  iç malzemesini serpiştirip o şekilde baklavayı tamamlıyoruz.

Merdane ile ise,  on tane küçük küçük bezeler açıp, her birinin arasına nişasta serpiştirip  üstüste gelecek şekilde hazırlıyoruz. Daha sonra 10 kat olan bu bezeleri hepsini birlikte kocaman bir yufka olacak şekilde merdane ile büyütüyoruz. Yağlanan tepsiye diziyoruz. Her 10 katta  bir iç malzemesini serpiştiriyoruz. Bu şekilde 6 tane oluyor zaten ve tamamlıyoruz.

Baklavamızı istediğimiz gibi keserek, üzerine margarin ve sıvı yağ karışımını iyice kızdırılmış  olarak baklavanın üzerine her tarafına yetecek miktarda iyice gezdiriyoruz. Fırına veriyoruz. Baklavamız ne kadar yavaş ısıtan bir fırında pişerse yani pişme süresi ne kadar çok uzarsa o kadar güzel olur. Erken pişen baklava güzel olmaz. İçi çiğ kalır. Fırınınız çabuk pişiriyorsa üzeri kızarınca fırınınızı  aralıklı olarak kapatıp yeniden çalıştırın ve baklavanın içinin pişmesini sağlayın.

Pişen baklava soğuk ortamda şerbet dökülmeden bir iki hafta durabilir istediğiniz zaman şerbet döküp yiyebilirsiniz. Bu tarifle burma ve diğer tatlıları deneyebilirsiniz.

Şeker ve suyu yoğun kıvamına gelene kadar kaynatıyoruz. Hazır olunca limonunu ilave ediyoruz.  Eğer vanilyalı isterseniz şerbeti ateşten indirdikten sonra bir paket de vanilya katıyoruz..Baklavamızın üzerine döküyoruz. Soğuduktan sonra servis yapıyoruz. Afiyet olsun....
                                                                                                   sermince











Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

HALACIM...

16/10/2009 ·





Alışamadım sizin köye işte Yusuf,  bizim köy daha güzel. Niye alışıpta sevemediğimi bu yıl iyice   çözdüm ve düşüncelerimi tasdikledim. Çocukluğumu ve gençliğimi ne kadar güzel geçirmişim bunu kendi çocuklarımın yaşamıyla  kıyasladığımda daha iyi anladım. 

Hep bana derki eşim, seni aldım  kurtardım o köyden hiç bişey göremiyordun. Bizim evimiz den her yer görünüyor. Ayy her yer görünmeyle ne olur, görünen dağlar taşlar benimle konuşmuyor bana gülmüyorki...Komşuluğu bırak, akrabaları bile bayramdan bayrama anca görüyoruz. Bu nasıl köyyy böyle sevemedim işte.

Halalarım, hepsini ayrı ayrı çok seviyorum. Ama içlerinden birine daha fazla böyle gönlünüzü verirsiniz sanki onu kendinize daha yakın bulur ve ona herşeyinizi anlatırsınız.  Daha önce de yazmış olabilirim. İki halam komşumuz denecek kadar yakına evli. Ben onlarla büyüdüm. Kendi evimden çok kuzenlerimle, ablalarımla beraber geçirdim zamanımı. Çoğu şeyi onlardan öğrendim.  Canım halam, öyle becerikli öyle temiz, öyle dobra. Mükemmel bir insan. Yaşlanmaya kıyamıyorum onu. Çok hastalıklar çekti. Çok üzdüler onu, stresler yaşadı.  Şimdi biraz iyi.
Hep kızdım ona bu sene. Hala kendine kendin ettin işte. Herşeyi taktın kafaya, üzüldüklerin istediği gibi yaşıyor sen burda ağla.   Herşeyden kendini çekmiş. Kendi kabuğuna çekilmiş.  Olmaz hala olmaz lütfen sen bize lazımsın. Seni çok seviyoruz biz.

Annemlerdeyim, sabah sabah telefon çaldı. Arayan halamın kızı, konuştuk ettik. Annesini evde bulamamış, annesine bir şeyler iletmemizi istedi.  Bizim evimizden halamların evine gitmek için ince etrafı çitle örülü patika bir yolumuz vardı . O yol ot olmuş hep, geçilmiyor ona çok üzüldüm, içim burkuldu.  Günde kaç kez inip çıkardım o yolu ama kapanmış nerdeyse Ayşe ablam bile o yolu kullanmıyor artık. Halamlara gittim. Evin kapısını açtım,  çağırıyorum  "halaaa, halacımmm " diye çağırıyorum. Halam yok evde, ama çok güzel misss gibi köy ekmeği kokusu geliyor burnuma. Doğrucaaa mutfağa gidiyorum. Canım halamm, halam bu halam. Bir kendi bir kocası kalıyorlar evde. Ama masanın üzerinde tertemiz  kırkyama ekmek örtüsünün içinde birbirinden güzel  ve çokça mis gibi kuzinede pişmiş köy ekmekleri.  Kırıyorum hemen, çıkıyorum evden ekmek yiye yiye. Halamı bahçede buluyorum. Birde biber kırıyorum ekmekle beraber yiyorum. Halamla  bahçede sohbet o biçim. Neyse söylüyorum söyleyeceklerimi.  Halam diyorki  "Sermin, eve git, o ekmeklerden birini al, ben kahvaltımı yaptım, götür evde yersiniz"  ayy yok hala olurmu öyle şeyy:) alıyorum ekmeği koltuğumun altına eve götürüyorum çoluk çocuk tereyağı sürerek  halamın mis ekmeklerini yiyoruz. Yaa bende güzel pişiririm bu resimdeki benim pişirdiğim ama halamın pişirdikleri bana güzel geliyor işte.  Halacım ne olur hastalanma, yaşlanma, sen yaşlanmak için çok yazıksın... Saboşum seni ben çokk seviyorum...

                                                                                               sermince

Yorum (yok) Yorum yaz!

YENİDEN MERHABA...

14/10/2009 · Kategori: ANILAR

261yhhy.png image by Lawie_2007


Tatil biteli okullar açılalı iki hafta oldu ama benim için asıl tatil şimdi mi başladı ne? Yorgunum.
Yoğun ve yorgun geçirdiğim üç aydan sonra yine yeniden  sevenlerime beni takip eden arkadaşlarıma,  ablalarıma merhaba...

Bu yaz üç ayımızı köyde geçirdik, güzeldi ama yazın havalar sıcak olur biz bu sene yaz görmeden kışı görücez galiba. Yağmur yağmur gök gürültüsü şimşek  çürüdük valla.  Allahım olmayanlara ver. Eskiden yağmur duası varmış artık güneş duası yapmak zorunda kaldık.  Hava açık ve güzelse bende güzelim ve iyiyim.

Köy evini temizlemek, yerleşmek alışmak her zamanki gibi sil, süpür, yıka pişir. Bu sene pişirdiğim puaça ve pastalarla  heralde bir ordu doyardı:)

Bir kaç kez Başköyüme gitme fırsatı buldum, artık gidebilirmiyim yok, gidiyorum var:) güzeldi annemlerle beraber olmak. Asiye ablam, Yener,   yengem ,  yeğenlerim, erkek  kardeşim,  halamlar, komşularım  harikaydı onlarla beraber vakit geçirmek.

Ayşe ablam ( erkek Ayşe) onu nasıl yazmam. Köyümün simgesi çok seviyorum ama çokda üzülüyorum. Çok uzaklara evli kız arkadaşlarım ve Ayşe ablamla beraber bir gece yerlere yatarcasına gülmek o zaten bambaşka bir güzellikti. Bütün anılarımız, terbiyeli terbiyesiz bütün anılarımız sıraya girdi hepsini canlandırdık.  Ama hepimizin ortak fikriydi bu gözlerimiz dolarak , biz o günlerin kıymetini hiç bilememişiz. Kızlar sizi ne çok özlemişim ben ya hepinizi çok seviyorum. Seneye inşallah yine aynı güzellikleri yaşamak umuduyla...
Küçük ilçemizde yazın her akşam bir düğün olur hatta bazen iki düğün birden. Düğünlere gitmek için köyden in, eve git, üstünü değiş, düğüne git, gel üstünü değiş, köye git:) Koşuşturmaca.  Selda ve Saim çiftine ve bütün yeni evli çiftlere tekrar mutluluklar dilerim.

Bir  akraba ablamızın gelin kınası için koca otöbüs  insanla  Şavşat Meydancığa gitme fırsatı buldum. Düğün tadında kına gecesi çok hoştu. Meydancığa gelince çok güzeldi. Evler tarihi ve ahşap. Ahşap yapıları çok severim ama oranın havası ahşap evlere müsait bizim burda olsa o evler çürür. Hiç bir tarihi yapısı bozulmadan hala yıllar önceki haliyle yaşamaya devam ediyor insanlar.Havası,  suyu,  doğası,  evleri, insanları herşey çok güzeldi diyebilirim.


Sağlık sorunları yaşadım ve hala da yaşıyorum.  Tahliller   falan kolumu delik deşik ettiler. Diş problemim ayy hepsi çok kötüydü. Üstüne üstlük ağaçtan da tam inerken ayağım kaydı ve az daha kaburgalarım gitti.  Düzelicem  düzelicem inşallah günden güne filinta:) Bir poşet dolusu ilaç çekmecemde ama ben inatla içmemek için cebelleşiyorum. Dinlenmem gerek bütün mesele bu.


Kız yeğen bir başka sevilirmiş ya gerçekten çok doğru. Üç erkek ve bir kız yeğenim var. Bu yaz kızkardeşimin  bir kız bebeği doğdu.   Adını Kardelen takmış İnci yengesi. Hakikaten çok sevimli ve adına çok benzeyen bir bebek.  Bahtıda şansıda kaderide  kendi gibi güzel olur inşallah.

Bütün tanıdıklarım benim maydanoz yeme alışkanlığımı konuşur oldu artık. Bol bol maydanoz yedim hatta biraz abarttım. Seviyorum maydanoz yemeyi ne yapayım bari tadı olsa alışkanlık yaptı işte bağlanmıyacaksın hiç bir şeye sonra maydanoz kıtlığı falan  çıkar demi:) faydalı faydalı  sizede öneririm.




Tam bir konserve canavarı oldum desem yeridir. Geçen yıla inat bu yıl çeşit çeşit konserve yaptım. Ama en çok mısır konservesi doldu taştı. Kışın iyi günlerde hep beraber yeriz inşallah. Tarhana yapmayıda çok istiyordum ama yapamadım. Tarhana yapanlar lütfen bana tarhana gönderin.





Ramazan  evet ya ramazanda çok güzeldi.  Her akşam tok karnına kayınpederimle bayır bir bahçeden aşağıya yağmur çamur demeden camiye gidip teravih namazını kılmaya gittik Allah kabur ederse. Benim camiye gidişim onu mutlu ediyordu işte. " Ayşe hadi geliyormusun" nasıl gelmem geliyorum dediğimde gülümsüyordu. Bahçeyi inmek bişey değilde çıkması oyyy kötüydü. Bazen cumbur cemaat çoluk çocuk koşuşturma:) Allah kabul etsin..

Bayram:) bayram güzeldide benim için bayram neydi bilmiyorum. Ankaradan çok sevdiğimiz ve değer verdiğimiz amcalarımız ve yengelerimiz gelecek diye canımı dişime takarak kısıtlı zamanda yapılması gereken ertelenmiş işleri yapmanın yorgunluğu hala üzerimde.  Misafirlerimiz geldi çok az kalıp gittiler,  getirdikleri hediyeler doldu taştı. Keşke   daha çok kalsalardı onları çok seviyorum.  Şanslarınada yağmurda  yağmur son iki gün hava güzeldi etrafı görebildiler. Tur şeklinde bir otobüs gelmişlerdi ve hep beraber bir gün pikniğe gidildi. En azından çok istedikleri pikniği yapmış olmanın mutluluğu ile memleketlerinden ayrıldılar. Buda sevindiriciydi. Yine bekliyoruz hepsini.

Bu yıl bizim ilçemize ne olduysa dört tane gencecik delikanlıyı trafik kazası, deniz boğulması gibi sebeplerle kaybettik. Hepside çok acı ölümler. Aklıma geldiğinde gözlerim doluyor. Boğazım düğümleniyor. Tanıdık olunca insan dahada unutamıyor. Bir akşam başsağlığına gittiğimizde  Annenin feryatları hala kulağımda çınlıyor. "Keşke bebekken ölseydi tek evlat acısı çekerdim, şimdi hatıraları var. Üniversiteyi bitirmiş diplomasını almak için Ankaraya gitmişti işi bile hazırdı. Ama işte olmadı. Altın gibi çocuğu toprağa verdim. Ben bir gece onun sesini duymadan yatağa yatmazdım. Ben şimdi ne yapıcam.İşe güce dalıp oyalanıyorum ve gelecekmiş umuduyla yaşıyorum. Yalnız kaldığımda ve yatağıma yattığımda yüreğimi kızgın yağla dağlamışlar gibiyim".  Buna benzer bir çok ağıt. Hepimiz susuyoruz ve ağlıyoruz. Allahın takdiri ilahisi bişey diyemiyorsun. Allah evlat acısını kimseye vermesin. Her zaman söylediğim  içimdeki cümledir. Allahım bana evlat acısını göstermede herşeye razıyım. Allah sıralı ölüm versin.


 Çocuklarımızın daha iyi okullarda ve güzel ortamlarda yaşamasını, okumasını çok istiyoruz. Kim istemezki? Bütün yazdır Ankara yada Trabzon  diye diye kalakaldık. Ama sonuç yine aynı. Şimdilik hiç bir gelişme yok. Biz hala aynı evdeyiz, hala bu evde yine mutlu değiliz. İnşallah her şey çok güzel olacak. Umutlar da olmasa, ne diyoruz şükür şükür hep şükür...

                                                                                                                                     sermince

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

KALBİNE HÜKMEDEN KADINLAR....

22/7/2009 · Kategori: KADIN

Kalbine hükmeden kadınlar var bu dünyada.
En zoru başaranlar diyorum ben onlara.
Materyal hayallerini yaşamak uğruna duyguya ait ne varsa unutan, unutmak zorunda bırakılan; hisleri yüzlerinden daha gergin olan kadınlar..
Sürekli sorular soran, ama cevapları aslında gerçek anlamda merak etmeyip dinlemeyen ve durup kendini bile bir an olsun dinlemeyen kadınlar..
Mutlu olup olmadıklarını aslında kendilerine hiç sormayan, gereksiz meşguliyetlerinden dolayı bunu sormaya bile fırsat bulamayan, belki de o cevaptan kaçan kadınlar..

Kalpte yalan ama toplumda doğru diye adlandırılan bir birlikteliğin peşinden sürüklenen, cepte mutlu ama ruhta fakir ilişkilerin koynunda ıslanıp üşüyen.. Bir an olupta kendilerine gerçekten istediğim hayat bu mu diye sormayanlar..
Yer çekimi kadar gerçek cinselliklerini dizginleyip, kendini karanlıklara hapseden kadınlar..
Elleri başları bağlanan ama aslında beyinlerinde hiç dizginlenemeyen kadınlar.. Kadıncıklar.. Kalpler...

Küçükken kafalarda idealize edilip üzerine hayaller kurulan, itinayla kundaklanan bir dünyaları vardır kadınların.
İnce ince dokunmuş danteller misali, özenle işledikleri teğelsiz hayalleri..
Açmaya korktukları bir çeyiz sandıkları vardır onların. Ki korktukları içindeki tabak çanak teğil, kullanılırsa kolayca yokolabilir diye düşündükleri duygularıdır aslında..
Bir erkeğin açıpta özensizce tutabileceği kalplerdir kadınlarınki. Kırılmaya öyle müsait..
Mümkün mertebe gerçek dünya düzenini inkar edebilecek kadar geniş düş güçleri geliştirmişlerdir kendilerine. Öyle ki biri bozmaya çalışsa da o an, başarısız olur, inatçılıklarında güçsüz düşebilir..
Bembeyaz hayallerdir bunlar; bir gelin çiceğini yakalamak kadar çocuksu ve hayalperest, ama aynı zamanda bir o kadar da gerçekçi.
Uzun uzun düşlenir gelecek. Palmiye ağaçlarıyla süslü yarınlara ait herşey pürüzsüz olmalıdır. Evler, özene bözene seçilen eşyalar, huzursuz koltuk kılıfları ve çalışmaktan yorulmuş televizyonlar..
Misyonunu tamamlayamadan yalnız kalan çarşaflara teslim olmadan önce çok şey biriktirir kadınlar içerilerinde.
Çok fazla hayat birikir kafalarda, kafalar olan bitenden memnun kalmaz bir de hiç.. Bazen uykusuz bir gece, bazen de sıcak bir yaz günü buhranı tetikler içlerindeki heyecanı, eğer heyecansız kaldıysa kadın ruhu.. Çelinmeye çok müsait zamanları vardır ne de olsa ruhlarının, aç kalır, ilgisiz bırakılırsa eğer..
O yüzden bu kadınlar hep kucak kucak taşınmayı, yumuşacık kollarda uyutulmayı beklerler; tıpkı küçükken düşledikleri gibi..

Kadınların mutlu ve bilinçli anneleri varsa eğer, onlardan öğrendikleri gibi özgüvenli, gerçek ve minnetsiz yaşamayı seçerler.. Küçük mutsuzlukları usulca biriktirir, kanayan yerlerini iyice gözden geçirir ve tamiri yoksa artık kırılmışlıklarının, sakince çekip giderler. Asaletlerini hiç bozmadan. Arkalarına bir kez bile bakmadan. Gülümseyerek giderler..
Ama eğer bir de mutsuzsa o anneleri, en fena darbeyi ilk önce onlardan alır bu küçük kadınlar.
Çünkü mutsuz anneler de kendi bildikleri ve yaşadıkları gibi aktarırlar hayatı ve erkekleri eğer cesaretsizlerse..
Eğer kendileri başarısız olmuşsa ilişkilerinde, ve bundan hiç bir ders çıkaramamışlarsa, küçük kızlarını da kendileri gibi hep sorgusuzca sevmeye, vermeye ve susup oturmaya proglamlarlar..
Of nasıl da diken diken oldu tüylerim şimdi.
Bir annenin kızına yapabilceği en büyük kötülüktür bu çünkü. Bile bile itmektir onu elleriyle karanlığa..
Kendi acısını yoksayarak ve içindeki tüm sesleri susturarak, aklınca düzeneğin dışına çıkmamak ve böylece misyonunu tamamlamaktır çünkü o sırada biricik annenin o biricik misyonu..
Aklınca etrafa karşı "rezil" olmamak uğruna kendi kızının hayatını rezil etmektir.
Ama aslında onlarda bilirler için için, gerçeğin bu olmadığını.. Çünkü hiç unutmamışlardır o yaşayamadıkları aşklarını, hayallerini ve çekip gidemeyişlerinin içlerinde yokettiği o kadını..
Bir yaz günü, deniz kenarında tamamlayamadıkları o öpücük çıkmaz hiç akıllarından o annelerin de halbuki.
Bir avuç kurala kurban giden aşklarının yarattığı o kalıcı yara izleri ve pişmanlık hiç gitmez.
Bir zorunlu seks ardından ruhlarında kalan izler hiç unutulmaz. Unutulamaz..
Ve zaman geçer, yollar ve kalabalıklar geçer, mevsimler susar bir gün, renkler susar..
Gün gelir herşey artık içeriye doğru akmaya başlar, için için susmaya doğru..
Japon kültüründeki Samurayların benimsedikleri gibi, gereksiz cümleler sarfetmek yerine susmayı tercih eder olur incinmiş kadınlar. Çünkü bilirler ki susmak, boşa gidecek kelimlerden daha anlamlıdır. Sadece gerektiği yerde öz ve net konuşarakta dertlerini anlatabilirler aslında. Boş yere harcanacak ve yerine ulaşamayacak cümleler kurmak yerine dinginliği, sadece açıklayıcı sözcükleri ve sukuneti tercih ederler.. Böylece ruhları özgürleşebilir, korkuları yok olur ve acıları dinebilir belki de ancak.. Aksi halde boğulur ve diri diri ölür kadınlar. Kendilerini bile bile katlederek..

Bugün kadınlara �lütfedilen� bir evlilik olgusu vardır artık. Sadece hak edenine. Yeteri kadar dayandıysan eğer karşındakine ve yeteri kadar bekleyip, sabredip, besleyip büyüttüysen eğer o erkeğin kalbini, sana sunulan bir ödül gibi sanki.. Sana sorulmaya layık görülen bir sorudan ibarettir herşey. Hala içinde aşk kırıntıları kaldıysa tabi.. Çünkü kadın bekler ve için için hırs yapar o günü.. Bazen de sırf o tek taş yüzüğü alabilmek için yıllara meydan okurken farkında olmadan yitip gider yollarda.. Bembeyaz düşlerle bekleği beyaz atlı prensini, bembeyaz deterjan kokuları arasında kaybeder farkında olmadan.
Keşke kadınlar kendi lambalarını bu şekilde söndürmese. Gerçekten sadece sevdikleri, hissettikleri ve birlikte mutlu olabildikleri için evlenebilse..
Keşke kadınlar kalplerine bu kadar hükmetmese. Özgür bıraksalar hislerini, bedenlerini..

Sözüm tüm kalplerden içeri, tüm saf birlikteliklerden dışarı..
Sözüm tüm kadınlardan içeri, tüm kadın olmaya dair hissedilenleri göremeyecek kadar kör olanlardan dışarı..
Sözüm tüm kadın ve erkek kalplerinden çokça içeri..

MELİS BALCILAR

Kalıcı Bağlantı Yorum (4) Yorum yaz!

KAFKASÖR

30/6/2009 · Kategori: ATABARI





Şimdiye kadar  bloğumda Artvin kafkasör  şenliklerine niye  hiç yer vermemişim, kendime şaşırdım biraz.    Ama sanırım yaşamadan, hissetmeden  laf olsun diye yayınlamaşımdır.


Boğa GüreşleriKafkasör boğa güreşleri Artvin genelinde yapılan ve katılımın en fazla olduğu şenliklerin başında gelir.Aslında festival sadece boğa güreşlerinden ibaret değil fakat ilk oluşumu boğa güreşleri ile olduğu için yörede Kafkasör boğa güreşleri olarak biliniyor.
Festival ismini yapıldığı yer olan Kafkasör Yaylası'ndan alıyor.Takısını ise en önemli etkinliği olan boğa güreşlerinden.Şenliklerin tam adı ise Kafkasör Kültür Turizm ve Sanat Festivali.Son zamanlarda festival kelimesi Türkçe bir kelime olmadığı için şenlik kelimesi ile değiştirme gayreti vardı ama sonucu ne oldu bilemiyorum açıkçası.
Şenliklerin oluşumunu kısaca ele alacak olursak aslı boğa güreşleri ile başlamıştır.(Boğa güreşlerinin neden başladığı ve neden devam ettirildiği konusuna birazdan devam edelim.)Daha sonraları ilginin artması nedeniyle ve şenlikleri daha cazip hale getirebilmek adına Artvin Belediyesi organizasyonu genişletmiş Artvin yöresinde yine sevilerek yapılan ve izlenen Karakucak Güreşleri'ni,kültürümüzün önemli bir parçası olan Halk Oyunları'Artvin ve ilçeleri ile ilgili çeşitli sanatsal faaliyetlerin sergilendiği Halk Sergilerini,son zamanlarda bu tür şenliklerde moda olan konserleri de şenliklere dahil ederek organizasyon 5 güne yayılmış ve son gün final günü en önemli etkinliği olan boğa güreşlerine ayrılmıştır.
Böylece 7 den 70'e herkes şenliklerda kendisi için de bişeyler bulabilmiş ve katılım artmıştır.Öyleki Artvin'den uzakta yaşayıp ta yılda sadece bir kez memeleketine gelebilen kişiler o geliş tarihini Kafkasör Festivali'ne rastlatmak için büyük çaba gösterirler.
Gelelim boğa güreşlerinin oluşumuna;eskiden insanlar tarlalarını koşmak,harmanını dövmek için bu hayvanların gücünden yararlanırdı.Herkes en azından 1 çift öküz bulundururdu ahırında olurda birine bişey olur veya satarım diye onun yerini alacak gençten bir tosun da bulunurdu bir çoğunda.Bunların başına her zaman bir çoban olmaz zaten ilkbahar geldimi bütün boğalar toplanıp birkaç ay yaylada kalacak.Kış aylarında sürekli ahırda kalıp ilkbaharın gelişiyle dışarıya çıkan boğalar tabiatlarında olan bir genle birbirlerine üstünlük kurma gereksinimi duyarlar.Bu üstünlük bazen bağırıp çağırarak bazen bir bakışla bir çok kezde kavga ederek kurulabiliyor.Arazinin dağlık oluşu hayvanların kavga ederken birbirlerine zarar vermeleriyle sonuçlandığı için insanlarımız düz bir yerde gözetim eşliğinde bu işi halletmek istemişler.Seyretmek te ilginç olmuş ve bu gelenek günümüzde böyle festivallere dönüşmüş.

Kaynak: http://artvin.biz sitesi




 Kafkasör yaylasında  lise son sınıftayken boğa şenlikleri için değilde hıdırellez bayramı kutlama şenlikleri için gitmiştim. Bütün okul ordaydık, sisli bir havada koca koca kazanlarda pişen etleri arkadaşlarımla beraber ekmek arası yapıp yemiştik. Salıncaklarda sallanmış bol bol fotoğraf çekinmiştik. Öğretmenlerimizle beraber, top oynamış ip atlamıştık...Selam olsun o günlere...

Her yıl Artvinde boğa güreşleri festivali yapılır.  Festival günü  çok karabalık olur. İnsanlar bir kaç gün önceden gelip, çadırlarını kurarlar, boğa güreşleri adı altında piknik  yaparlar.  Bu yılda her yıl olduğu gibi festival vardı. Festival günü, eşim sabah hadi hazırlan kafkasöre gidiyoruz dedi. Çok işleri olduğu için şaka yapıyor sandım. Hayır.. ciddiyim hadi hazırlanın. Apar topar hazırlandım, çocukları hazırladım bilmemne gittik işte.
 Aşırı derece de karabalık birazda geç kaldık. Gittiğimiz gibi benim oğlum"   anne döney döney"  et acıktım :)) onlara ekmek arası döner aldım, meyve suyu, közde pişmiş mısır, suda pişmiş mısır derken karınlarını doyurdum.


Türkiyenin hatta dünyanın dört bir tarafından insanlar oradaydı. O gün  Deniz Baykal ve Kadir Topbaş da orda idiler. Her yere Hopa  dağına tünel istiyoruz diye pankartlar asılmıştı ee inşallah kabul görür de Hopa  dağına tünel açılır ve ulaşım daha da kolaylaşır.

Arenada boğalar güreş tutuyorlar. Ben boğa güreşlerini izlemeyi pek sevmem. Aldım çocukları çıkardım parka, salıncaklar, kay  kaylar çok güzel. Tesadüfen arkadaşımda ordaydı.
Oh ne güzel eğleniyoruz dedikki bir yağmur yağdı, bir rüzgar sormayın gitsin. On onbeş dakka sonra hiç bişey yok, hava yeniden mis gibi güneş açtı.  Ama her taraf aşırı derecede çamur oldu. Canan la beraber salıncakta bir sallandık. Bana epey zaman yeter o kahkaha atışlarım. Ama büyük kızım salıncaktan bi düştü, her tarafı çamur oldu. Onun üstünü değiş falan.  Çocukları ata bindirip gezdirdik.  Top oynadık. Sonra eşimin yanına boğa güreşlerinin yapıldığı yere gittik. Artvin resimlerinin sergilendiği resim sergisi vardı onu gezdik. Oğlum  baba ben boğaları göremiyorum, omuşlarına al beni:) Babasının omuzlarına çıkan oğlum, boğaların üzerindeki sayıları görünce " baba dotuz, dotuz ötüz"   sonra " iti iti(22)   ötüz  :) çok güldürüyor bu oğlan bizi yaaa, canım oğlum benim.

Bizim ilçemizdende boğa güreşlerine katılanlar vardı.  Bir dalda Murgul boğası birinci oldu. Allahım gülmekten varya. Bizim Murgulluları bir görcektiniz oleyyy diye bir bağırdılar. Bir boğanın peşinde kocaman bir Murgul topluluğu arenayı baştan başa gezdiler.  Hayır yani alabilseler boğayı omuzlarına alıp gezceklerde :)) o kadar içten yani...
Baktım ki bir delikanlı elinde hem mısır yiyor hemde " şu aşağıda bir köy varya Murgul orayımı diyorlar " deyince tepemin tası attı. Verdim veriştirdim söylediğine pişman ettim .  Murgulumuza kimse dil uzatamaz çünkü Murgul çevre il ve ilçelerdeki bir çok ailenin geçim kaynağı idi. Fabrika ise  Murgulu kullandı, tüketti ve bir artık gibi bıraktı. Ama Murgul eski mis gibi havasına, güzel doğasına kavuşmaya başladı. Murgul köy gibi görünümlü olabilir, çünkü havası dumanlı diye herkes yatırımını dışarda yapmış, aslında Murgul dan kaçmış. Ama her şey güzel olacak sadece zaman lazım.
Her neyse biraz gezdik dolaştık. Boğa güreşlerinde boğa sahipleri kavga etti buda hoş değildi. Yazıklar olsun dedim içimden. Biraz daha izledikten sonra  oradan ayrıldık. Sonuç itibarıyla güzel bir gün geçirdik.
Yolu Artvine düşenler, mutlaka kafkasör yaylarını gezin görün derim....
                                                                                                     sermince

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

AFFETMEK.....

30/6/2009 · Kategori: GUSEL KISSALAR

Affetmek En Asil İntikamdır...

Nefreti aşmanın tek yolu var: Affetmek.
Başkalarını affettiğimizde biz özgürleşiriz.

Nefret yaşamdan zevk almamızı, insanların güzel yanlarını görmemizi engeller.
Hiç kimse saf iyi ya da saf kötü değildir.

Salt kötülükleri görmek bir süre sonra şüphe, depresyon ve umutsuzluk denizinde boğar insanı. Nefret dolu bir yaşam, mutsuz bir yaşamdır.

Affetmek insanı derinleştirir.
Affetmek için, insanın ruhsal ve zihinsel olarak kendisini hazır hissetmesi gerekir.

Çünkü affetmek bir seçimdir.
Kimsenin zorlamasıyla affetmek mümkün değildir.
Affetmek bir süreçtir. Birdenbire affedişler bile bir sürecin ürünüdür.
Affetmeyi seçtiğinizde kimse size borçlanmayacaktır. Yani koşullu affetme yoktur.

Diğer insanın da sizi affetmesini, değişmesini veya sizin istediğiniz gibi olmasını beklemeyin.

Affetmek bir seçimdir.

Amacı sizin rahatlamanızdır, sizin özgürleşmenizdir.
Nefret duyduğunuz kişinin yaşıyor ya da ölmüş olması sizin affetme sürecinde duyduğunuz acıların yoğunluğunda bir farklılık yaratmayacaktır.

O acılar sizin acılarınız.
Affetmek kolay değildir.

Fakat özgürleşmek için gereklidir.
Çoğu insan affetmenin nefret ettiği kişiyi suçsuz ya da haklı bulduğu anlamına geleceğini sanır. Oysa affetmek, geçmişteki anıların boyunduruğundan kurtulmak, yaşamımızı kontrolü altında tutmasına son vermek demektir.

Affetmek, o kişiyi sevmek değil.
Affetmek, o kişiyle konuşmak zorunda olmak değil.
Affetmek, o kişiyle ilişkiyi sürdürmek değil.
Affetmek, o kişinin beklentileri doğrultusunda davranmak değil.
Affetmek, o kişiyi kucaklamak değil.
Affetmek, o kişiyi suçsuz bulmak değil.
Affetmek, o kişiyi hakli bulmak değil.
Affetmek, o kişinin verdiği zararları telafi etmek için çaba göstermemek değil.

Affetmek kırgınlığın, kızgınlığın, nefretin hapishanesinden özgürlüğe çıkmaktır.
Affetmek artık acıyı hissetmemektir.Yapılanları zihinsel olarak unutmak zaten mümkün değildir.
"Duygusal unutma" affetmenin diğer adıdır.


Nalan Yılmaz

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

ÇOCUK...

29/6/2009 · Kategori: ANILAR





Akşam yemeğimizi yedikten sonra eşim    kumandasını alıp,  televizyonun karşısına geçti. Çocuklar " anne ne olur bizi parka götür" peki dedim ama eşime dönerek " lütfen sende gel, hep ben götürüyorum, hadi ne olur hep beraber gidelim işte"   eşim" offf benle uğraşmayın, siz gidin " deyince bende çekirdek ve dondurma alarak çocuklarla parka gittim. Parka gittiğimde dayımlar da ordaydı. İyi bari siz de burdasınız  hoş sohbet oturuyoruz. Az sonra bir bay, bayan ve çocuk ellerinde poşetlerle geldiler. Kadını sanki tanıyor gibiyim ama erkeğide eşi sandım. Bir masaya oturdular güzelce yediler içtiler, erkek çocuğu salıncakta sallıyor falan. Eee bende biraz kıskançlık hisleri belirdi ama onların adına çok sevindim. İyi, valla maşallah allah bozmasın dedim kendi kendime aferin yaa, bak almış eşini, çocuğunu ne güzel parka getirmiş ilgileniyor. Alla alla diyorum ama hayretle çünkü böyle mutlu aile tablolarını pek fazla göremiyoruz. İster istemez gözüm onlara kaçıyor ve arada bakabiliyorum.
Biz otururken bir tanıdık  karşı komşumuzda yanında iki bayanla geldi oraya. Ablası ve yeğeni imişler. Onlarla konuşurken, ablası  benim için bu kim dedi.  Oda söyledi işte, bu başköyde falancanın kızı diye. Aaaa kadın demesin adı " Sermin mi? " yoksa diye. Biz bekarken sizin eve çok gelirdik ve seni çok severdik. Adını unutmadım dedi. O  kadar mutlu oldum ki. Ben varya zaten bebekken çok güzel ve sevimliymişim,  aslında bir resmim var ama çok iyi sakladığım için bulamıyorum:)  O bayana çok mutlu olduğumu söyledim ve teşekkür ettim. 
 Onlarla sohbet ederken diğer taraftaki mutlu ailede dikkatime takılıyor. Yengeminde dikkatini çekmiş    çocuğu dayısı dayısı   diye sallılıyordu ama dedi. Merak saldı bizi yani. Komşuma sorunca bunlar kim diye.  Onlar kardeş:))  ikisi yetimler, babaları ve anneleri yok. Birbirlerinden başka kimseleri yok yani. Nee kardeşmi bende deminden beri onları karı koca sanıyorum:)  Yanılmışım çok özür.....çok özür...
Yusuf a kızıyorum gelmediği için diye söylenirken,  bak seninkide geldi dediler. Aaa yalan gerçektenmi. Vallaha gelmiş. Ama onun bir Şaşarı var onunla tavla oynamaya gelmiş.  Neyse ne edelim. Hayat bu kimseye istemediği ve hoşlanmadığı şeyleri yaptıramayız demi. İçinden gelmeli insanın. Mutlu mutlu mutlu güzel günler bizlerle olsun....
                                                                                                           sermince
                                                    

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

BEN DE KELEBEK OLAYIM !...

22/6/2009 · Kategori: SIIRLER






Doğru mu anne?...
Yalnızca bir gün mü yaşamış Kelebek?..
Olsun..
Nerde yanlışım söyle..
Özenmişsem kelebeklere
Olacaksa benim de kanatlarım
Ve kırlar da mekanım
Özgürlük diye
Çarpacaksa sol yanım
Allah'ım,
Ol de,
Ben de kelebek olayım !.....


                                                                                alıntıdır.     
                                                                               Sermince
                                                                                                                                       

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

MEKTUP ARKADAŞLIĞI....

8/6/2009 · Kategori: ANILAR





 Daha dün gibi hatırlıyorum, ortaokul 3. sınıfta okurken okulumuza gelen bir çocuk  dergisinde mektup köşesi vardı.  Hepsini inceledim, yaşıma uygun  olan  Kayseri de  yaşayan  Ayten...... adındaki kızın adresine mektubumu yazdım ve postaladım. Aradan biraz zaman geçti. Bir gün okul Müdürü beni çağırdı mektup arkadaşlığı edinme davranışımdan dolayı beni tebrik etti. Bende mektubu alır almaz heyecanla okudum. Aytenle çok uzun zaman yazıştık.  O kadar birbirimize alışmıştık ki birbirimize resimlerimizi yolladık. Ayten nin   ben yaşlarda  bir kız  kuzeni vardı. Ondan da mektup alıp cevap yazmıştım. 
Bir gün baktımki Aytenin mektubu geldi ama kabarık. Ailece nedir diyoruz bu neee.  Zarfı bir açtımki şu resimde gördüğünüz oya. Ne kadar mutlu olmuştum. Aytencim taaaa Kayseriler den  bana annesinin yaptığı oyayı göndermişti. Bende bişeyler gönderdimmi inanın hiç hatırlamıyorum ama mutlaka göndermişimdir. Bu oyayı böyle bir yazma ya diktik  dikmesinede  hiç mi hiç kullanmadım. Her sandığımı açtığımda elime alır  canım Aytenciğimi anarım. Kullanırsam eskir. Kalsın...
 Bir gün Aytenden mektup geldi. Mektubu okuduğumda evleneceğini yazmıştı. Daha sonraki mektuplarında  kına ve düğün resimlerini göndermişti. Hepsine bakıp görmemi,  sonra tekrar geri iade etmemi yazmıştı. Ayten resimlerinde çok güzel olmuş,  çok mutlu gözüküyordu. Daha sonra ne olduysa bizim mektuplaşma bitti.  Sanki evlendide beni artık sevmez mi düşündümde yada onu kıskandımmı bilemiyorum mektup yazmayı bıraktım. Ama en son ben yazdım ve cevap gelmedi bende son verdim sanırım.   O gün bugündür Aytenden haberim yok.  Sadece resim ve şu oya var. Oysa bir zamanlar ne çok şeylerimizi paylaşmıştık.  Mektup arkadaşımı görmek isterim. Hatta Kayseri ye  gidip onu ziyaret etmek bile isterim.  Hala Kayseri de yaşıyorsa tabii...Kimbilir belki bu sayfayı görürde oyadan falan hatırlar. Net sayesinde çok arkadaşımı buldum Aytenciğimi de  bulurum. İnşallah....



                                                                                                 sermince

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

HAYAT...

8/6/2009 ·

Yine taşırdın Sermin sütü, yine yine bak tezgah battıGülümsüyor  Her süt taştığında aklıma bizim köylü bir amca  geliyor. Yeni evliydim ve köydeki evde soba(kuzine) nin üstünde süt var,  bende başında bekliyorum taşmasın diye. Kayınpederim de beni kolluyor bakalım taşıracakmı ne yapacak diye... Süt taşarsa taşan sütü yazıklar bilirimde ama derdi meğer başka. Şimdi ben aynı ilçenin bir köyünden başka bir köyüne evlendimya. Bizim köyden bir amca  ,kayınpederime demişki;  bir gelin sütü taşırıyorsa o gelin yaramazÖfkeli  vay anasını vay. Bunu diyen bari bizim komşumuz olmasa, işte oğlunamı almak istiyordu nedir anlamadım.  Hacı hocadan korkacaksın.   Ben elimden geldiği kadar iyi gelin olmaya çalışıyorum 12 yıldır, ama haaa siz siz olun sütü taşırmayın.

Ama  bir Resul amcam varki  bizim köylü  başlamışken onuda yazayım.  Resul amca çok tatlı bir insandır.  Normalde Türkçe pek konuşamaz. Gürcüce konuşursan el kol hareketi anlayabilirsin. Ne zaman görsem konuşma ya çalışırım gülümserim. Mutlaka sorar nereye gidiyorsun, nerden geliyorsun bende dilim döndüğünce anlatırım.  Bir gün kayınpederimle beraber çarşıda  sohbet ediyorlardı. Bende yanlarından geçerken konuştum. Ben gittikten sonra kayınpederime sormuş  " nasıldır bizim kızımız iyi midir, memnun musunuz,"  falan filan sorunca. Kayınpederimde  espri olsun diye   "hayır demiş hiç memnun değiliz, hiç bir işe yaramaz "  diye cevap verince , benim Resul amcam, yumruğunu sıkıp, kolunu doksan derece bir açmış, seni gebertirim gibisinden. Heytt beee  yakışır...Gülümsüyorbenim Resul amcama. Kayınpederim anlattığında çok gülmüştüm ve  arada bişey diyecek oldularmı  "baba bakın, sizi Resul  amcama söylerim heee ona göre, ona göre.." diye takılırım. Resul amcamı çok severdimde öyle bana sahip çıktığı için onu  daha çok seviyorum....Allah hayırlı uzun ömür versin.

*******

Biraz neşelenmeye çalışıyorum aslında hepsi bu. Epeydir yazı yazmamışım yinede içimden gelmiyorya. Maaleseff Onur yavrumuzu kaybettik. Bir hafta içerisinde iki kez  cenaze merasiminde bulunmak beni başka dünyalara götürdü.  Onurcum mekanın cennet olsun. İnsanın inanası gelmiyor böyle genç ölümlere.

*******







 Epey bir zamandır  balkonumuzun minik  3 tane sevimli misafirleri var. Aslında 4 taneydilerde birini oğlumun arkadaşı balkondan attığı gibi öldü.  Ve kedinin ölmesi küçük kızımda çok büyük etkiler bıraktı. Düşüp ölen kediyi aldı eve getirdi. Kızım bu ölmüş dedim. Anne neden gözleri açık diye sordu ve sonra kendi elleriyle bir kutuya koyup attı. Bütün gün odasına kapandı ağladı durdu. Bana kız anne, hatta beni dövvv... Bir daha kedileri sevmiyicem diye bağırmaya başladı. Konuşarak bir şeyleri anlatmaya çalıştım.  Her 19 Mayıs H. Berram ölen minik kedisini hatırlayıp üzülücek. İnşallah hatırlamaz.  Şimdi yine diğerlerini çok seviyor.  Ama hepsi ölecekmiş gibi zannediyor. Kedi yavruları  yan taraftaki komşunun kedileri ama bizim balkona geliyorlar. Annelerini emiyorlar  bizimkiler rahat verseler büyüyeceklerde, çocuklar  yataktan fırladıkları gibi soluğu balkonda alıyorlar. Okula götürüp arkadaşlarına gösteriyorlar.  Beni de kedileri eve almadığım için hayvan sevmeyen olarak ilan ettiler. Ben kedi, köpek, tavuk bütün hayvan sevgisine doymuşumda heralde ondan. Sevecekseniz balkonda sevin o kadar....


*******

Bütün öğretmenler baş tacımızdır, hepsine  duyduğumuz saygı ve sevgi sonsuzdur. Hele kendi çocuğumun öğretmenlerine daha bir başka  saygılıyımdır, ilgili ve alakalıyımdır kendileri yaklaştıkları kadar. Ama bir öğretmenin derse girmeyişine sinir olurum. Çok sinirlerinim.  Ve bunu her zamanda belli ettim. Bu davranışımın onların kişilikleriyle hiç bir alakası yok.   Sadece dersi boş geçirmelerine sinirleniyorum.  Sağlık  v.b problemleri olabilir o ayrı. Okulun başı sonu hiç farketmez.  Başka sudan sebep ve kaprislerden dolayı dersi boş geçiren öğretmenler lütfen bunu yapmayın hoş değil...Eminim bütün okulda öğrencisi olan anneler benim gibi düşünüyordur. 

*******

 Her türlü alerjik hastalıklar bende. Bütün iç ve dış organlarım hassas.Allah bana bir cilt vermiş en küçük şeyde hemen tahriş, bir  göz vermiş  en küçük rüzgardan, en küçük tozdan, en küçük polenden etkilenip kaşınan, sulanan. Ama şimdi hiç gözleri görmeyenin yanında benim bunlardan şikayet etmem saçma demi.  Hapşu hapşuuu ( elhamdürillah, çoğ yaşaaa )  ölüyorum kurtarın beni ne bıktım bu hapşırmaktan. Doktor yok, ilaç yok. Bunlar bana göre değil. Çivi çiviyi söker. İyileşirse böyle iyileşsin. Varis ayy heleki varisler varis tarlası mübarek. Eller offff çatlar, kanar yeter yeter daha fazla devam edip  sizide bunaltmıyayım.

*******




Ama dün çocukluğuma gittim.  Ne zaman başım sıkışsa çocukluğuma giderim. Bazende bişey götürür beni.  Yaban çileği  yiyenler bilir. Onun kokusu, tadı çok başkadır. Minik minik çilekler, birde kendiliğinden  uzanan ipleri vardır. Onlara dizerdim küçükken   eve götürürdüm.  Avuç avuç yerdim. Yıkamak gerekmez adı üstüne yaban çileği. Reçelide çok lezzetli olur. Ama eşimin köyünde çok yok.  Rastladık uçurum, dikenlik bir yerde. Bir avuç çilek toplayabilmek için nelere katlandım bilseniz. Avucunuza alıyorsunuz,  yemesenizde koklamak yetiyor mutluluk niyetine.


*******


Okullar tatile giriyor. Hır gür bir yıl nasıl geçti anlamadım diyebilirim.  Büyük kızım ilkokul 5. sınıfı, küçük kızımda 2. sınıfı bitiriyorlar. Dilerim bundan sonraki  eğitim hayatları  çok güzel geçer. Tatil olduğunda köye gideceğiz.  Çok yorucu bir tatil olacak önce ev temizlenecek bilmemne bir sürü iş. Yaşlılar  ve çocukların istekleri.  Güzel bir tatil   geçiririz inşallah.  Fırsat bulursam arada bloğuma belki ilgilenirim.  


                                                                                         sermince

Yorum (3) Yorum yaz!

İLETİŞİM SORUNU...

27/5/2009 ·



Birbirimizi anlamak...

"Anlamıyorsun işte beni" diyor genç kadın karşısındaki adama.
Aslında öyle kızgın ki...
Kalabalık bir kafede, yanı başımdaki masada oturuyor değil de bir tenhada olsalar, eminim, genç kadın olduğu yerde tepinecek!
Yüz hatları takım elbisesi kadar düzgün adam alttan alıyor: "Tatlım, öyle olur mu hiç! Galiba sen beni anlamıyorsun" diyor.
Dinlemiyor kadın, "Zaten hiç anlamadın ki beni" diyor. Adam bu kez bozuluyor. Tadı fena halde kaçıyor.
Üstelik konuştukları şeyin hayati bir mesele olmadığı; ilişkilerinin merkezinde yer almadığı o kadar belli ki...
Yine de ipler gerildikçe geriliyor.
Hava değişiyor.
İster istemez kulak misafiri olduğum bu konuşmanın hepimizin hayatında tuttuğu tanıdık yer nedeniyle mi bilmem, içim sıkılıyor.
Hesabı isteyip çıkıyorum kafeden...
***

Şu iletişim meselesi var ya...
Hani popüler kültür tarafından süslenip püslenen, her derde deva gösterilen "açık açık konuşabilme" cesareti...
İlişkilerin kurtarıcısı sayılan "karşılıklı içini dökebilme" rahatlığı hani...
Hani ilişkilerde sorun çıktığında bazı uzmanlar hemen "aranızdaki iletişim kopmuş, tamir etmelisiniz" derler...
Sandığımız kadar parlak bir çözüm yolu mu bu gerçekten?
Konuşmadığımızda birbirimizi anladığımız pek söylenemez. Ama konuştukça birbirimizi anladığımız doğru mu?
Ne yalan söyleyeyim; ben kuşkuluyum.
Konuşmak güzel.
Konuşarak kavga ettiğimiz gibi anlaşabiliyoruz da..
Ama anlaşmak başka, birbirimizi gerçekten anlamak çok başka!
Fakat basit bir iletişim sorunu değil bu.
Önce bir niyet sorunu!
Sonra da bir iktidar sorunu!
Birbirimizi anlamaya niyetimiz var mı?
Bunu soralım kendimize.
Ve sorgulayalım kendimizi...
Eşimizi, dostumuzu, sevgilimizi, komşumuzu, "öteki"ni anladığımızda kendimizi "yenik" veya "güçsüz" hissetmek gibi lanet bir duygu içimizi kemiriyor mu?
Eğer öyleyse...
Zor!
Sabahlara kadar konuşsak da... "İletişim kanalları"nı hep açık tutsak da...
Birbirimizi anlamamız zor.
***

Neye ihtiyacımız var bizim?
Birbirimizi anlamaya...
***

Son bir şey söyleyeyim..
Kalbi kırılan sevgilimizi anlamak için de...
Lakayt alışkanlıklarımızın hapishanesine kapattığımız eşimizi anlamak için de...
Kılığı kıyafeti ve davranışlarıyla bize yabancı gelen komşumuzu anlamak için de...
Milletleri, halkları, azınlıkları, cemaatleri ve diğerlerini anlamak için de... Önce düzenin bozulmasını, dengelerin sarsılmasını göze almak gerekir.
Anlamak düzeni en hafifinden sarsar çünkü, çoğu zaman da bozar.



HAŞMET BABAOĞLU








Ben anlatıyorum  ama o anlamıyor, ben anlıyorum ama ona anlatamıyorum. Aslında her ne sorun olursa olsun, insanlar konuşurken  iç güdülerinde " ya ben seni anlamaya niyetli değilim "  sen istediğin kadar kendini  durumunu  anlat,  fikrini  sürekli saklı bulunduruyorlar. Birbirini anlamak için konuşmaya gerek yok bence. Anlamaya niyetin yoksa günlerce gecelerce  " konuş baba konuş" hiç bir işe yaramaz.   Birde tabiii her insan anlatılanı   anlar fakat işine gelmediği için anlamadığını söyler herşeye rağmen  bu şekilde karşısındaki insana baskı kurarak  hayatını idame ettirir. Ne diyelim, anlayalım, anlatalım anlaşalım...
sermince

Yorum (3) Yorum yaz!

BOŞLUK !

21/5/2009 · Kategori: SIIRLER

 
 




BOŞLUK


Boşluk sadece bir boşluk
Karanlık bir boşluk
El yok, kol yok
Ses yok
Sen yok
Ben yok
Boşluk

Boşluk
Sevgi yok
Saygı yok
Mutluluk yok
Sen yok
Ben yok
Boşluk

Gözyaslarım
Sızlanmalarım
Yokluklarım
Acılarım
Vay anam vay
Ooff anam off
Boşluk
Sadece bomboş bir boşluk

Boşlugun içinde bir boşluk
Nerede kaldı mutluluklarım
Boşlukki öyle bir boşluk
İçinde duman duman yandıgım
 

                                                                               EBRU ÜNVER

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

HERŞEYİ ÜSTÜNE ALINMAK...

15/5/2009 · Kategori: FIKRA





Üstüne alırsın bi türlü, almazsın bir türlü.  Nerdeyse yüzde yüz eminsindir  sana anlatılmak istenenlerden ama her şeyi üstünüze alınmayın. Her şeyi üstüne alarak sürekli üzülen ben, bundan  sonra  hiç bir şeyi üstüme almıyıcam. Gerçek ten  kesin bana söylendiğinden emin olursam o zaman  üstüme alabilir ve inanabilirim. Cesareti olan, söylemek istediğini zaten yüzüne söyler... Üstünüze alınırsanız işte böyle gerizekalı olma durumunuz var...


YOLCULUK SIRASINDA

Otobüsle giderken, Bolu Dağı'nda verilen molada hemen tuvalete koşturdu.
Korkunç sıkışmıştı. Şansına boş kabin bulup kendini oraya attı...
Tam oturmuştu ki yan kabinden bir ses "merhaba" dedi.
Adam şaşkın "Merhaba" diye cevap verdi.
Ses devam etti: "Nasılsın?"
İlk defa başına böyle bir şey geliyordu...
Yine şaşkın şaşkın yanıtladı: "Sağ ol, iyiyim. sen nasılsın?"
Ses sordu: "Ne yapıyorsun?"
Bir an tereddüt geçirdi. Adam onun tuvalette olduğunu bildiği için mutlaka ne yaptığını da biliyordu. Düşündü ve yanıtladı: "Ben" dedi "İstanbul'dan Ankara'ya gidiyorum. Sen nereye gidiyorsun?"
Adamın sonraki cümlesi bu muhabbeti sona erdirdi.
"Hayatım, telefonu kapatıyorum. Yandaki tuvalette bir geri zekalı var. Sana sorduğum sorulara yanıt verip duruyor. Ben seni sonra ararım..."

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

ANNE

10/5/2009 · Kategori: KADIN

2009 yılının anneler günü;  eğer kendimde olsaydım eminim çok güzel yazı yazabilirdim ama ben kendime gelecek yerine sürekli kendimden gidiyorum.

Dün Hatice ablamın (eltim) babasının cenaze merasimine katıldım. İki ayrı hüzün vardı. Mehmet amcanın  (85)  ölümü  düğün bayram gibiydi. Asıl yürekleri dağlayan 17 yaşındaki oğlunu hastanede bırakıp gelen bir annenin feryatlarıydı. " Elbet birinin duası kabul olacak diye, herkese dua etmesi için yalvaran annenin gözyaşları, ellerini semaya açıp  ettiği duaları görseydiniz eminim sizinde yüreğiniz çok acırdı.  İnşallah Allah oğlunu ona bağışlar... 

 Bu evrende  anne/yavru   ayrıcalığını  yaşaşan bütün canlıların anneler günü kutlu olsun...Aslında  anneler günü diye kabul edilen günü çokda benimsemiyorum, anne her zaman annedir, anneler gününde  evlatlar kendilerini sorguluyor ve  duygular daha yoğun bir şekilde yaşanıyor  o kadar. 

 
 Bugün sabah  kızlarımın yatağıma gelerek beni öpmesiyle güne başladım.  Oğlan kızlardan daha geç uyanarak geldi yanıma.  Ablaları onun kulağına anneler gününü kutla dediklerinde geldi ve " anneler günün tutlu olsun" dediği için hep beraber gülüştük. Benim oğlumun K harflerini T olarak kullanması bizi  en morali bozuk anımızda bile güldürmeye yetiyor. Sonra nasıl doğduklarını anlatmamı istediler bende anlatırken aşırı derecede duygulandığım için yarım kaldı. Hepsinin ayrı ayrı hikayeleri var gerçekten. İzleri hala sürüyor. 
  Annelik;   bir gün onlardan ayrı kaldığımda akşama eve döndüğümde dört yaşındaki oğlumun  gözlerimin içine bakarak, elleriyle yüzümü avuçlarına alarak  " anne beni özledinmi "  diye söylemesi bütün eziyetleri unutturuyor.... Ağladığımda "niye ağlıyorsun" diye beni güldürmeye çalışması, gülüncede " yaşaşın,  annemi güldürdüm, mutlu ettim" demesi inanın  kendimi en değerli hissettiğim ömür boyu unutamayacağım anlardır....
  Çocuklarım için yaşıyorum.
  Üç tane birbirinden güzel ve kusursuz evlatlarım olduğu için rabbime sonsuz şükrediyorum. Onlara eldiğimden geldiğince iyi anne olmaya çalışıyorum. Çocuklarımı elimden geldiği kadar sağlıklı beslemeye özen gösteriyorum. Bebekliklerinde hiç bir zaman annelik kaprisine girmeden anne sütünü yeteri kadar onlara verebildiğim için vijdanım hiç sızlamıyor. Çocuklarıma yaşları itibarıyla, yememeleri gereken,  cips, kola, katkılı ürünler, kızartmalar, yatarken yemek yeme v.b   gibi  alışkanlıklara izin vermiyorum.  Her ne kadar onlar " ama anne diğer çocuklar yiyor, biz niye yiyemiyoruz deselerde, bazen sen üvey annemisin, çok kötü annesin deselerde hep onların sağlığını düşündüğümden yedirmemeye gayret ediyorum. Hiç bir zaman anne olmamdan dolayı bedenimde oluşan hastalıkları  sizin yüzünüzden oldu diye çocuklarıma söylemiyorum. Çocuklarıma bırakabileceğim en büyük servet onlara sağlıklı genler bırakmaktır. Ben çocuklarımı çok seviyorum. Eşimide  göz göre yaptığı bazı düşüncesizlikleri ve anlayışsızlıkları için  hep affetmiş  gözüksemde  asla affetmiyorum.
Annemin, annemin(kayınvaldem), hiç anneliği tatmamış annelerimizin, anne olmayı arzulayan kadınlarımızın, anne olmayı bekleyen anne adaylarının, özelliklede bütün blogcu annelerin Anneler günü kutlu olsun... Kem küm bu kadar işte.....
                                                                                                                         sermince
                                                                                                                       

  
 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

HAYAT...

4/5/2009 ·



Yoğun bir haftayı geride bıraktık. Hayriye Berra mın diş problemleri, Beyzamın bursluluk sınavı. İlçemizde yakını olduğumuz bir abimizin 17 yaşındaki  oğlunun trafik kazası geçirmesi ve şu anda umutsuz bir şekilde hastahanede yatıyor olması.
Çok sevdiğim bir kız  arkadaşımın  iki çocuğunuda yanına alarak eşinden boşanmaya karar vermiş olması.  Bütün bunlar günümüz yaşam koşullarının önümüze çıkardığı  iyi kötü kareler sanırım...ama ben harbiden çok üzülüyorum ve etkileniyorum.
Son iki yıldır öyle enteresan, öyle büyük sorunlar  yaşıyorum, duyuyorum ve görüyorumki  inanın ne yapacağımı şaşırıyorum bazen.Sadece anlamadığım her şey niye beni buluyor.  Bütün bu yaşadıklarımı bloğuma aktaramıyorum, yada insanlar hakkında yorum yapma hakkına sahip değilim,  çünkü hiç kimseyi kırmak incitmek yada eleştirmek istemiyorum.  Ben yine dertlerimle baş başa eli kolu bağlı yaşamaya devam ediyorum ne yapayım...Her zaman üzülen ben olayım, değişmesi gereken durumları değiştiremedinizmi, düzeltemedinizmi bırakın dağınık kalsın diyorsunuz ve hiçte hoşnut olmadığınız durumlarla iç içe burun buruna hayata devam ediyorsunuz. Bakalım nereye kadar. Kimbilir belki bir gün anlaşılırım ama sanırım o zaman çok geç kalınmış olacak.
 Gittiğim ortamlarda bakıyorum özellikle kadınlarımız hep psikolojik destekli ilaç kullanmaya başlamışlar ve giderek bu oran büyük bir hızla yükseliyor.Hiç ilaç kullanmayı sevmiyen ben umarım böyle bir duruma mecbur kalmam. Panik ataklık ve  aşırı duygusallık  belirmeye başladı, bunu keşfedebiliyorum  ama aldırmıyorum. Bir insan karşısındaki insanı anlamak için neyi bekler anlamamki.
Bugün ama birde ayrı bir sevinç içerisindeyim . Kuzenimin bir kızı oldu. Irmak bebek doğdu. Hayata hoşgeldin Irmak bebek... Mehmet baba, Yaprak da anne oldu. Bende yeniden hala oldum. Mutluyum ama hep bir tarafım buruk işte...Onlardan çok uzaktayım ama teknoloji sayesinde görüşebiliyor olmak da ayrı bir güzellik.

Aslında aklımda hep kaza geçiren Onur kardeşim var, inşallah iyileşir ve yeniden hayata döner.


Bu hafta güzel geçsin ne olur, herşeye rağmen herşeye rağmen güzel geçsin çünkü bazen çok geriliyorum ve üzülüyorum.
                                                                                                                                         sermince

 

Yorum (3) Yorum yaz!

HAYATA DAİR

28/4/2009 · Kategori: SIIRLER

nine resimleri

 

Ninemden Nasihat

İnsan görmek istediğini görür,
Duymak istediğini duyar çocuk,
Sevgiye bula gözlerini, öyle gör,
Şefkat süzgeci olsun kulaklarında, öyle duy…


Dışarıda ölümü bekleyen kar yağsa da,
Hayatı iyi algıla, doğru sorgula çocuk,
Dalma sakın yataksız rüyalara,
Ve yıldızları sayarken uyanma…


Ay parlaklığı olsun yüzünde ama gece olma,
Güneş gibi ısıtsın yüreğin, sakın yakma,
Benliğin niyetin, niyetin güzelliğin olsun çocuk,
Beyaz çarşaflar serilsin yüreğine, lekeli olmasın…


Hayat dediğin zorlu bir merdivendir çocuk,
Gülebilmek ve ağlayabilmektir basamakların,
Yaşanmamış pembeliği yaşamaktır zirve,
Tırmanırken düşmeye ramak kala,
Sıkıca tutun çocuk bırakma ellerini,
Doğuru verecektir umut, mutluluğu bekle…


Vahşi gönüllü, vahşi ruhlu insanlar olacak karşında,
Zehrini içine akıtacak çıkrıklar, damıtılmış ibriklerden,
Zamanın külleriyle örtün, temiz, tertemiz ol,
Seninde imtihanın bu çocuk,
Bir gün kötülük kanadında uçan düşmanın olursa,
Rabbine dönüp, şikâyet etme,
Kötülük kanadında uçan düşmana dönüp,
"Benim  büyük bir rabbim var" de.
Sabrını bileyle, gülümse...

alıntıdır

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

AŞK

25/4/2009 · Kategori: SEVMEK


Bugün yine erkenden uyandım ama bir uyuşukluk bir tembellik vardı üzerimde.Biraz nemrut bir suratla kalktım nedense.
  Dünden aldığım eski  yerel gazetelere  göz gezdirip  neler olmuş, kim ne yazmış diye okumaya çalışırken bir habere rastladım.  Önce gerçek değildir zannettim ama baktımki gerçek  yaşanmış.Siyaset, kriz, sağlık, bir sürü stresli haberlerin içinde   bu haber beni gülümsetti diyebilirim. Halada gülümsüyorum. Bravo, pes doğrusu  mu desem ne desem, kim demiş gerçek aşklar yoktur işte size gerçek aşk, hemide en esaslısı.Vayy beee...
Önce bir haberi yazayım, sonrada sermince yorumlarımı yazıcam. Haberin başlığı şöyle.

Artvinli Ferhat Şirin ine kavuştu.

Ardanuç İlçesinde oturan Kenan Yılmaz(20) adlı genç, sevdiği kıza kavuşabilmek için her yolu denedi. Sonunda başarılı olamayınca intihar ederek canına kıymak istedi. Ağır yaralanan  genç, hastanede sürekli sevdiği kızın ismini sayıklayınca, kızın ailesi yumusadı ve gençlerin evlenmelerine  izin verdi. Sevgililerin nikahını hastanede Artvin Belediye Başkanı Dr. Emin  Özgün kıydı.

 

Ardanuç ilçesinde Çiftçilik yaparak geçimlerini sağlayan ailenin oğlu olan Kenan Yılmaz aynı ilçede yaşayan Zeynep Beratlı(18) adlı genç kıza aşık oldu.  Genç kızla evlenmek isteyen aşığın bu isteğine kızan ailesi karşı çıktı. Bunun üzerine iki genç anlaşarak kaçmaya karar verdiler. Beraberce kaçan gençlerin bu eylemleride sonuç vermedi ve Zeynep Beratlı nın  ailesi kızlarını tekrar geri aldılar.

Sevgilisiyle evlenmeyi bir türlü başaramayan Kenan , aşık olduğu kıza kavuşamayınca, bunalıma girerek canına kıymak istedi. Babasına ait ruhsatsız tabancayla kalbine ateş eden genç bunda başarılı olamadı ve kurşunun kalbini sıyırıp geçmesiyle yaralı olarak kurtulmayı başardı. Yakınları tarafından Artvin Devlet hastanesine kaldırılan genç komada kaldığı süre içerisinde sürekli sevdiği kızın adını sayıkladı.

Kardeşinin hastanede sürekli sevdiği kızı sayıklamasına dayanamayan abi Mustafa, kardeşim yatağında sürekli Zeynep in adını sayıklıyordu. Bunun önüne geçemedik. Bu durum beni çok üzdü.  Bunun üzerine kardeşimin sevdiği kızı kaçırıp eve getirdim. Bunu da komadaki kardeşimin kulağına söyledim. Sevdiği kızı hastaneye getirdim. Bunu gören kardeşim çok mutlu oldu.

Gençlerin hastanede evlenmesi için Hastane başhekimi Dr. Tanıl Yılmaz, genç aşıkların isteğinin hastanede yerine getirilmesi için kız tarafını ikna etti. Daha sonra  araya giren Ardanuç Belediye başkanı Yıldırım Demir, küs olan iki aileyi bir araya getirip barıştırdı. Başkan Demir, Kız tarafının anne babasını, makam aracıyla nikah yapılacağı Artvin Devlet hastanesine getirdi. Artvin esnafı da gençlerin gelinlik damatlık ile diğer ihtiyaçları  temin etti. Ve Kenan ile Zeynep in  göğüs cerrahisi bölümünde, hasta, refakatçi ve sağlık personelinin katıldığı bir törenle nikah masasına oturdu. Gençlerin önce yüzüklerini takan Artvin belediye başkanı Emin Özgün daha sonra da iki gencin nikahını kıydı.

 

MUTLULUKTAN UÇUYORUM

Yaşadıkları zorluklardan sonra bir araya gelmeyi başaran gençlerden Kenan Yılmaz, “çok mutluyum”, dünyanın en mutlu adamı benim. Ben Zeynep i çok seviyorum, onsuz yaşayamacağımı bildiğim için ölmek istedim. Ama başaramadım. Allah bunu bana gösterdi. Emeği geçen herkese çok teşekkür ederim. Hastaneden çıktıktan sonra büyük bir düğün yapacağım. Sevdiğime bu şekilde kavuşabileceğimi bilseydim, daha önce ölme girişiminde bulunurdum” dedi.

Kaynak; artvingazetesi

 

 Şimdi bende birbirini deli gibi seven iki genç insanın sevgilerine yorum yapmadan önce  Kenana ve Zeynep e sonsuzzz mutluluklar diliyorum. Sevgilerine saygı duyuyorum.  Dilerim çokkkk mutlu olurlar.

Ortada iki seven var, yaşları bana göre çok genç. Çocuklarını seven iki aile var. Eeee ortalıkta kriz var, işsizlik var, parasızlık var. Ama şimdi Türkiyenin durumu böyle diye bu sevenler birbirlerini sevip koklayamacaklarmıJ O zaman birbirini sevmek sadece işte olanların  ve parası olanların evlenmesi ve kavuşması anlamına gelirdi.   Ama bu sevgide de  görüyoruzki erkeklerin sevgisi daha ağır ve güçlü. Eeee bu çocuk doğru ateş etseydi şimdi ölmüştü. Her iki ailede vijdan azabından ne yaparlardı bilemiyorum . Ama Kenanı geri getiripte gel hadi tamam evlenin diyemezlerdi.  Kız da üzülüp ağlamaktan harap olcaktı.   Vardır hep duyduk, halada duyuyoruz. Toprağa kıyarlar evlatlarını ama başkasıyla paylaşamazlar öyle gaddarlık vardır insanoğlunun içinde. Ailelerin olumlu anlamda yumuşaması çok hoş. Kenan hastanede tedavi sürecinde sevdiği kızı düşünüp kahrolmak yerine, sevdiğini yanında  ona sevgiyle bakıyor olarak görmesi, elini tutuyor olması çok mutluluk verici. Her iki aileyide özellikle ağabeyyi takdir etmemek  ayıp olur.

 Bizim ilçemizde de kızını sevdiğine vermemişler ama sonra  kız hasta olmuş  mezara vermişler L

  Bende anneyim büyük konuşmayayım. Yaradan her şeyin en güzelini en hayırlısını versin çocuklarımın başına.  Bu zamanda sevmek daha bir zor beee. Ayşenur Yazıcının bir sözü geldi aklıma. Köyde  oturup, evinin hanımı olup, sabah kocasını tarlaya gönderip akşamda yolunu gözlemek  çok büyük bir mutluluktur.  Çünkü ne kadar çok  şey bilirsek, görürsek, teknoloji ne kadar çok hayatımıza girerse o kadar mutsuz birer varlıklar oluyoruz. Aslında o kadar çok şey yazılırki bu konuyla ilgili.  Şimdi bütün sevenler Kenan gibi mi yapsın.  Kimse kimsenin sevgisine inanmıyorki, aşıklık eşekliktir, canım cicim ayları bittimi her şey biter. Sen paradan haber ver falanda filan. İnsanoğlu doyumsuzdur ne kadar parası olursa  daha da çok ister. Para hırsı değilmidir sevenleri ayıran.  Yaaaa bu konuyla ilgili çokkk şeyler yazılırda şimdi anneme kahvaltıya gitmem gerekiyor. Çocuklar” hadi anne,  hadi anne” diye kızıyorlar bana.  Ama sabah sabah böyle bir haberi okuduğum için mutluyum.  En büyük aşklar da Artvinde yaşanır dermişim Dil çıkar

 

                                                          sermince

Kalıcı Bağlantı Yorum (5) Yorum yaz!

DÜNYANIN BAYRAMI

24/4/2009 · Kategori: ANILAR



Bu yazıyı yazmadan önce blog arkadaşlarımı ziyaret ettim. Eylülcüğümün yazısı içimi burktu. Ne yazacağımı bile şaşırdım. Oda benim gibi köy de büyümüş   ama onun hayat hikayesi çok içler acısı. Hayat çok çabuk harcamış Eylülü anlattığına göre. Hiç tanışmayan iki yabancıyız.  En büyük ortak noktamız ise anne olmak diyebilirim.  Bu yüzden onu canı gönülden anlayabiliyorum. Bundan sonraki hayatında hep mutlu olursun inşallah Eylül.
Ben de ilkokulu birleştirilmiş sınıflarla köyümde okudum. Ama bayramlarımız güzel geçerdi. Artvin folkloru   muhteşemdir. Folklor oynardık, çuval yarışması, kaşıkla yumurta taşıma v.b güzel yarışmalar vardı.  Sesi güzel olan şarkı söylerdi. Şiirler okunurdu. Diğer mahallelerdeki okulları geziye giderdik. Bizim okulumuza geziye gelenler için hazırlık yapardık. Sonuç itibarıyla bende çocukluğumda 23 Nisan bayramlarını güzel geçirdim diyebilirim. Ama şimdiki çocuklar daha şanslı, daha şanslı olması için ben bir anne olarak elimden geleni yapıyorum.

Okula giden iki çocuk annesi olarak bayramlarla haşır neşir olmamak mümkünmü.
Bugün bende tabiki okuldaydım. Ama bugün biraz farklı rahattım  doğrusu.  Bayram öncesi de bayram günü de  hep ben giderdim okula. Eşimin  işleri çok yoğun, yoğun, yoğun...
Ama bugün kaçamadı:)  Kızlar "banane ikinizide okulda görmek istiyoruz " diye ağlayınca. Bende " çocuklar tek benim çocuklarım değil,  hadi okula bugün sen gideceksin" diye tutturunca oflana puflana  eeee yani birazda mecbur  kaldı  diyebiliriz.
Hiç bu kadar rahat bayram izlememiştim:) Bu güne kadar neler çekiyordum bir bilseniz.  Elimde kamera, fotoğraf makinesi gez dur.  Önceki yıllarda daha da bir zorluklar yaşamıştım.  Hiç unutmuyorum başımdan geçen traji komik kamera çekimini. Kızım ikinci sınıfa gidiyor.  Küçük kızım ve oğlum da haliyle küçük, ağlıyorlar ve durmuyorlar. Ama baba yok yanımda.  Kızımın sınıfının gösteri sırası geldi, müzik tamam   sahneye çıktılar.  Kamerayı ayarladım, zoomladım güya çekiyorum.  Bir taraftan tamam oğlum, tamam oğlum. Kayıta basmamışım birde iyimi, çocukları çektiğimi sanıyorum.Neyse eve geldik. Annne bi izleyebilirmiyim dedi çocuk. Yok yok  aaaa ben kayıta basmamışım heralde:(
Çok özür dilerim kızım,  kardeşlerin durmadı aceleyle unutmuşum işte.   Üstün giyinikken çık koltuğa, oyna annem ben seni yeniden çekerim:)   Zor oluyordu  tek başıma hem çocuklarla ilgilenmek hemde her şeyi kaydetmek, bir anlık dalgınlık böylesi gülünç duruma düşürüyordu. Birde azar işit, çocukları niye çekemedin diye. Bugün iyi oldu tabii, verdik babanın eline makineyi ister çek, ister kayıta bas ne yaparsan yap.
Küçük kızımın oyunu olmadığı için  bugün o biraz mahzun  geçirdi bayramı sıkıldı falan. Büyük kızım da epeydir hazırlandığı kolbastı oyununu arkadaşlarıyla beraber oynadı. Sonuç itibarıyla güzeldi özellikle ana sınıflarının gösterileri çok güzeldi. Miniklerin müzik eşliğinde yaptıkları oyunlar ve hareketler çok  hoştu gerçekten.
Mustafa Kemal Atatürk ün bütün dünya çocuklarına armağan ettiği bu bayramı çocuklarımıza en güzel şekilde yaşatmak da biz büyüklerin elinde. Umarım bütün çocuklar güzel geçirmişlerdir bayramlarını. Çocuklarımız bayramlarını ne kadar güzel geçirirseler gelecektede o kadar güzel anacaklardır çocukluklarını.  
Bütün çocuklarımızın bayramı kutlu olsun, nice nice güzel bayramlara....

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

ÖZLEYENLERE...

21/4/2009 · Kategori: ATABARI

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

KARA LAHANA SARMASI

21/4/2009 · Kategori: YEMEK TARIFLERI




Kara lahana nın çokça yetiştiği yerde, sarma olmazsa olmazlarımızdandır. Hele bu aralar her hafta  bir gün menüde vardır diyebilirim. Herkesin damak zevki başka başkadır. Sarma, dolma, zeytinyağlı yada kıymalı yapılır. Çok eskilerde dövme et parçalarıyla yapılırmış.
Allahtan kimse kıymalı sevmiyor:) Bizim evde  kıyma sadece köfte olarak tüketiliyor diyebilirim. Gelelim kara lahana sarma tarifine.

-
Malzemeler-

- Kara lahana yaprağı
- Yemeklik sıvı yağ
-  Pirinç
- Kuru soğan
- Salça
- Maydanoz
- Karabiber
- Pulbiber
- Nane
- Tuz



-Yapılışı-

Kara lahana yapraklarını kaynayan tuzlu suda diri kalacak şekilde haşlıyoruz. Tencereye yemeklik sıvı yağımızı koyuyoruz. Kıyılmış soğanlarımızı bu yağda pembeleştiriyoruz. Sırasıyla, salça, pirinç ekleyip iyice kavuruyoruz. Daha sonra  maydanoz ve istediğimiz baharatları ve tuzunu ekleyip ocaktan alıyoruz. Kara lahana yapraklarının damarlı kısımları içe gelecek şekilde ortasına hazırladığımız içten yeteri miktarda koyup sarmamızı sarıyoruz. Tencerenin en altına  lahananın artan sert kısımlarından serip üzerine de sarmalarımızı düzenli bir şekilde diziyoruz. Valla sarmayı tencereye dizerken sayanlar çok:) ben saymıyorum ama.  Bu şekilde   dizilen sarmaların üzerine, sıvı yağ, tuz ekleyip birde porselen düz bir tabak koyduktan sonra, üzerine su koyuyoruz ve pişiriyoruz. Yanında yoğurtla gider demi, hemde nasıl.
Afiyet olsun...

                                                               sermince

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

« Önceki ::