İstek Hattı

GERÇEK AŞK

20/11/2009 · Kategori: SEVMEK

Bu yazıyı ikinci kez yazıyor olmaktan hoşnut değilim. Ben edebiyatçı, öğretmen, yada işte çok düzgün konuşan biri değilim. Sadece, iyi , kötü, güzel, olumlu, olumsuz anılarımı bloğuma aktaran naçizane bir ev kadınıyım. 

Bu yazıyı daha önce bir blogcu arkadaşıma yazmıştım. Bana gerçek aşk ı sormuştu bende gerçek aşkı amcamla yengemde gördüğüm için arkadaşıma  yazmıştım ama sonra onu sayfasından silmesini istedim.

 

Gerçek aşk, gerçek sevgi şimdilerde varmı bilmiyorumki.Lisede bir öğretmenim vardı. Yaşlı bir kadın,  kocaman büyüteçli gözlükleri vardı. Öyleki gözlerini o gözlüklerden göremezdiniz. Gençliğinde bir delikanlıya aşık olmuş ve  birbirlerini çok  sevmişler. Ailesi vermek istememiş ve herşeye rağmen nişanlanmışlar. Sonra delikanlı askere gitmiş. Askerde vefat etmiş. Şehit düşmüş yani. Kadın o kadar ağlamış o kadar ağlamışki nerdeyse hiç gözyaşları dinmemiş. O günden sonra ne kimseyi sevmiş nede evlenmiş. Hep hüzünlenirdim ve üzülürdüm ama sormayada korkardım yeniden acılarını hatırlatmamak için. Soranlarada kızarmış zaten.  Çok fazla gülmezdi kadıncağız. Yeğenleriyle ilgilenirdi çocuk sevgisi  niyetine.

 

 

 

 

Aslında bu yazıyı tamda amcamın ölüm yıldönümünde yazıyor olmak istemezdim ama amcam benim güzel amcamın 23.  ölüm yıldönümü maalesef. (15:11:2009)

 

 

Bir kış gecesiydi,  babam eve gelerek amcamın kız kaçırdığını haber verdi. Babannemin ve evdekilerin hepsinin yüzünde sevinç yerine korku ve hüzün ifadesi belirdi. Çünkü amcam daha askerliğini yapmamış ve bir işi yoktu. Üstelik kaçırdığı kızın babası bizden zengindi. O şehirde büyümüş bir kızdı. Ama biz köyde yaşıyorduk. Amcamla yengem bir suçlu gibi halamın evine sığınmışlar orda kalıyorlardı. Evimizde sadece babam çalışıyordu. Babam  düğün için gerekli bütün herşeyin hazırlığını yaptı.

 Bendede bir sevinç bir sevinç yengemi merak ediyorum.

 Dışarda kar dolu ama  yinede çok güzel bir düğün oldu. Yengemin gelinliğine yapışmış sürekli onu inceliyorum en çok da elleri dikkatimi çekiyor. (O kadar güzel elleri vardıki).Birde upuzun güzel saçları. Çok güzeldi yengem. Amcamla birbirlerinin gözlerinin içine bakıyorlar bende pür dikkat onlara bakıyorum.

Düğünden kısa bir süre sonra amcamın askere gitme vakti geldi.Amcam askere uğurlandı  arkasından ağlanarak. Ama gidememiş akşama tekrar eve gelmişti. Ertesi gün yine uğurlandı ama yine yengemi bırakamamış bir gece daha sevdiceğiyle uyumak için gelmişti tekrar. (Ben bir kez diye hatırlıyordum ama yengem 3. gün anca gitti askere diye düzeltti.)

Yengemi, babası bir türlü affetmedi  babamın gönderdiği bütün elçilere rağmen. Ama babası evde olmadığı zaman gidip geliyordu. Şehirde büyümüş olmasına rağmen her türlü işi yapıyordu yengem. Sorunlar oluyordu ama ben güzel taraflarından bahsetmek istiyorum. İnsanlar geleneksel yapıda ve cahillik hat safhada, yemesi içmesi, giymesi vs herşeyiyle bir farklılık vardı. En küçük bişeyden sorunlar çıkabiliyordu. Ayrıntılara girmek niyetinde değilim.

Yengem anlatırdı hep neşeyle amcamla yaşadığı aşkı. "Evimizin ordan geçen yoldaki taşın altına mektubunu koyar, sonra bende gizlice gider onu alır okurdum, ben kaçırdım amcanızı ben "derdi hep. Buna benzer yaşadığı bütün güzellikleri anlatırdı bizde dinlerdik ağzı açık.

Amcam askerden geldi.

Sonra aşklarının ilk meyvesi olan Mehmet doğdu(mehmet dedemin adı) Mehmet o kadar tatlı bir çocuktu ki onu çok seviyordum. Hep ona ben bakardım. Hatta o kadar çok seviyordumki onu sevmek için  bazen okuldan kaçıyordum. Mehmet küçükken çok tehlikeli bir ilaç zehirlenmesi geçirmiş herkesin aklı gitmişti ama Allah amcamla yengeme ve bize yavrumuzu geri vermişti. Sonra aşklarının ikinci meyvesi Melek doğdu. Meleğe adını küçük erkek kardeşim takmıştı. Ben o sıralar ilkokulu bitirmiştim. Şehirde evimiz yoktu ama köyümüzde orman memurunun kızı ile beraber okuyorduk. O yatılı bölge okulunda amcasının olduğunu ve orda okuyacağını söylemişti. Bende onların vesilesiyle yatılı okul sınavlarına girmiştim. Kazandığımda ilk koşarak yengeme gitmiştim. Sarılmıştık sevinçle.

Ben okula gitmiş artık evdekilerden uzak arada bir evci çıkıp onları görebiliyordum.

Okuldayken yani orta birdeydim bundan 23 yıl sene önce.(şu an çok kötü durumdayım ama yazıyı tamamlıyıcam tüm gözyaşlarıma rağmen)

Okulda benden büyük, küçük köyümüzden gelen çocuklar vardı. Birde kuzenim İlhan vardı. Bir gün hafta sonu köydeki komşularımızın çocuklarını ziyatere geldiklerini gördüm. Ben yanlarına yaklaştığımda konuştukları her ne ise kestiler. Bunu hissettim ama ne olabilir diye fazlada üstünde durmadım. Aradan bir hafta falan geçmişti.Dersten beni çağırdılar. Danışmaya indim baktımki, akrabamız Kadir abi( oda amcam gibi genç yaşta vefat etti ve şu an hayatta değil) bir taksiyle bizi almaya gelmiş ama hiç konuşmuyor. Birazdan da kuzenim İlhan geldi. Ben şaşkın şaşkın donuk bir vaziyette bindim arabaya geldik ilçemize.Ama hiç konuşmuyoruz İlhan biliyormuş ama bana söylememişler.Geliyorum, tamam kötü bişey olmuş  ama ne kim, nasıl, niçin? Sormayada soramıyorum ağzım kilitlendi resmen. Köyümüzün yoluna  yöneldiğimizde akın akın arabalar bizim köye doğru gidiyor. Yaa bana hiç kimse bişey söylemiyor.  Gittik, gittik, camii kapısına geldik o kadar bir insan karabalığı varki, benim kalbim duracak tamam bizim eve gidiyor bunca insan ama kimmmm? Banannemmi,  babammı, annemmi? ya kimmm?

Evimizin kapısı kapkaranlık insan kafası  dolu.Simsiyah her taraf matem havasında. Başımı kaldırıp kimseye bakamıyorum iğne atsan yere düşmez. Evden ağlama, bağırma uğultu sesleri. Yaaa kİmmm?

Eve gittim kimse benim geldiğimin farkında bile değil. Yengem beni kapıda görünce,

Serminnn, amcan gitti kızım, amcan gittii....bir şeyler sayıp söylemeye başladı.

Ben artık varya donuk bir vaziyettte ağlamayada ağlayamıyorum öylece kalakaldım. Gel amcanın yüzüne bak dediler ama bakamadım. Hayır diye kabul etmedim. Nasıl hatırlıyorsam öyle. (İyiki bakmamışım)Kafamda bin bir soru işareti. Sapasağlam amcam ne olduda öldü. Çocuklar nerde onları gözüm aradı. Neyse işte amcamı götürdüler yengemin çığlıkları eşliğinde zorla ayırdılar.

Sonra anlattılar her şeyi.

 

Amcam işte değildi ve ormanda odun kesip satarak geçimini sağlıyordu. Herkes evdeyken ve tam kapımızda  kamyona odun yüklerken. Yukarıdan bir araba geliyor ve şöför( yengemin dayısının  oğlu) amcamın arabanın üzerinde olduğunu dikkate almadan arabayı çalıştırıp diğer arabaya yol vermeye kalkınca, amcamda kamyondan düşüyor ve tam ordaki sulama kanallarının betonuna başını vuruyor. Bir hafta kadar yaşıyor ve kurtarılamıyor. Çünkü beyin kanaması geçiriyor.

 

Sonra ben okula gittim. Yengem ve çocuklarda babasının evine taşınmışlar.  Arada hep gittim onları görmeye bazen Mehmeti alır gezdirirdim.  Yengem hiç evlenmedi. İki çocuğunu büyüttü, okuttu elinden geldiği kadar.

Babannemin vefatında, babannemi evden çıkarırlarken, yengem

-oğlunaaaa selam götür benden..iyidirler deee, oğlun askere gidiyor deee diye arkasından ağladı. Amcamın ölümünün acısı hala aynı, hiççç değişmedi keşke yaşasaydı sevdiği kadınla ve iki çocuğuyla.

 

Şimdi, Mehmet evli ve birde kızı var. Yengemde kızıyla beraber yaşıyor.Çok iyiler şükür. Yengeme geçen yıl senden izinsiz böyle bir yazı yazdım dediğimde gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Melek de ağladı bende daha fazla konuşmadım.

İşte bu yüzdendirki  hep eşimi kaybederim korkusuyla yaşadım.  Bu çocukken amcamı genç yaşta kaybetmemden kaynaklandı. Hiç kimsenin yuvası hiç bir sebeple dağılmasın herkes mutlu mesut yaşasın. Eşime hep derim ben senden önce göçüp gideyim. Beni tek başına bırakma sakın.

 

 

 

 

Amcam, halam, babannem ve dedem nur içinde yatın. Sizi ben hiç bir zaman unutmadım, unutulmadınız sizi çok seviyorum.

 

sermince

 

 

 

 


 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

EVLİLİK YILDÖNÜMÜ

20/11/2009 · Kategori: ANILAR

"Anne, şen babamla dotuz tasımda evlendi hee" diye sordu benim küçük yaramaz akıllı oğlum.

"Evet oğlum, biş babanla dotuz tasımda evlendik" diye cevap verdim. Sorular geldi peş peşe  ama şimdi buraya yazmıyım:)

9 Kasım 1996 düğünümüz olmuştu. Çok karabalık bir düğünle dünya evine girmiştik o gün. Hiç öyle sonbahar da düğünüm olmasını istememiştim ama nasip kısmet öyle imiş heralde.

Evlilik yıldönümümüzü  unutmak gibi bir sorun hiçç yaşamadık. 10 Kasımdan bir gün önce nasıl unuturuz. 10 Kasım (düğün ertesi) yine gelinliğimi giydirmiş, saçlarımı yaptırmışlardı.Dışarda sicim gibi yağmur, evde de kaynana daveti vardı.

Aradan 13 yıl geçmiş, mişş valla nasıl geçti bilemiyorum. Ne çok şeyler yaşadık hayata ve evliliğe dair olumlu olumsuz.

Evlilik çok farklı bir yaşam şekli, kutsal olduğu kadar da zor bir tercih. Evlenmek çok kolaydır çok basit bir eylemdir, fakat sürdürmek çok zordur dİyor Üstün Dökmen. Hakikaten öyle.

Yaz boyunca ve hemen hemen her zaman bloğumun istatistiklerine baktığımda, sayfamın bulunmasındaki anahtar kelimeler hep şöyle;

Mutluluğun sırrı nedir?

Evlilikte mutlu olmanın sırları,

Karımı nasıl mutlu edebilirim,

Mutlu bir evlilik nasıl olmalıdır?

Hep bu tarz kelime ve cümleler, bunu komik olarak algılıyorum bazende diyorumki  başlarım sizin evliliğinize, gidin Haydar Dümen e sorun o söyler nasıl mutlu olacağınızı.

Aslında çok zor gibi görünsede çok kolay mutlu olmak. İyi bir insan olma özelliği evlilikte mutlu olacağınız anlamına gelmiyor. Çok iyi ve düzgün insanlar da eşlerini mutsuz, evlilikleri mutsuz olabiliyor. Evlilikte eşler birbirlerine sebep her ne olursa olsun DEĞERSİZ olduğunu hissettirmeyecek. Bütün mesele bu. Tamamen değer yargılarıyla alakalı bir durum bence. Kadın yada erkek kendini değersiz hissettiği anda sorunlar başlıyor işte.

Neyse bu konular konuşulurda konuşulur, uzar gider.

Bu yılki evlilik yıldönümümüzde yani 9 Kasımda  çoluk çocuk akşam yemeğimizi yedik. Gündüz yaşadığım olumsuzluklara rağmen geceyi kötü geçirmek niyetinde değildim tabikii.

Eşim " hadi kalk, hazırlan gezmeye gidelim", bir taraftan çocuklar " hadi anne gidin, değişiklik olur hem sizin için". Peki diyerekten birazda dozer gücüyle  hazırlandım. Evden çıktık. Giderken yolda hiç konuşmadık. Sadece herzamanki gibi  yanımızda kimse yoksa elele tutuşmuş vaziyette gittik gideceğimiz yere sus pus öylece:)

Yemeği evde yediğimiz için aç değildik ama yinede yedik yemeğimizi. Aslında daha çok gezmek istiyorduk çocuklar gibi. Kestanelerimizi aldık, yiye yiye gezdik(her çöp kutusunun başında durarak). Sonra bir pastaneye gidip oturalım diye düşündük. Ama pastane tercihinde karar onun tercihi oldu. Orda bir bayan olduğunu ve müşterileriyle çok iyi ilgilendiğini söyledi. Kabul ettim istemeyerek. Gittik, oturduk, ikramlar geldi.Konuşuyoruz, sohbet falan. Kadın belliki o mekanın sahibi idi. Ama hafif uzun ve bembeyaz saçları, yüzündede matemli bir ifade vardı. Duvarda çerçevelenmiş fotoğraf dikkatimi çekti. Gençken   kolunu kadının omuzuna uzatmış berebar mutluluk fotoğrafı çektirmişler.Hımm dedim kimbilir birbirlerini ne kadar seviyorlardı. Yine başka bir çerçevede bir şiir vardı. Bu şiirdede yine ayrılık ve hüzün vardı. Beraber açmışlar işeyerini sanırım şiirden anladığım kadarıyla ve kadının kocası vefat etmiş.

Yedik içtik derken hadı kalkalım dedik. Eşim hesabı öderken kadına sordum çekinerek.

-Fotoğraftaki eşinizmi?

-Evet,

-Hayattamı peki?

-Hayır,

-Trafik kazasında kaybettim eşimi,

-Öylemi, Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.

Eşim;

-Bizimde evlilik yıldönümümüz bu akşam,

-Aaaa öylemi, ne kadar güzel, nice nice güzel seneler geçirin mutluluk içerisinde. Hayırlı uzun ömürler dilerim.

-Amin, İnşallah çok teşekkür ederiz

diyerek ordan ayrıldık.

Sonra yine konuşa konuşa gezdik eşimle. Çocuklarda sürekli telefonla bizi arayıp"baba geceniz nasıl geçiyor". Eşimde "iyi geçiyor kızım güzel güzel:)".

Hadi dedik artık yeter dönelim yuvamıza.

Evliliğimiz boyunca eşim çok kazalar atlattı hatta iki kere ölümden döndü diyebilirim. Hayat çok kısa sevdiklerimizin değerini bilmeliyiz aslında. Duygu sömürüsü yapmak hep eşimin huyudur beni hep sinir eder bu yüzden.  Aslında her şey Allahın takdiri ilahisi ama benim evlendim evleneli en korktuğum şeydir eşimi kaybetmek. Mutlu ol yada olma, sorunlar olsun yada olmasın hep eşime bir şey olacak diye korkarım nedense. İlk yıllarda daha çokdu panik derecesinde ama artık mantıklı düşününce üstesinden gelebiliyorsun.

Bu korkumun sebebi çocuk yaşta amcamı kaybetmiş olmamdan kaynaklanıyor. Ama ölen ölüyor geriye kalan hayatını bir şekilde yaşıyor.

Evlilikte eşinizle çok iyi anlaşamasanızda, hayata aynı pencerelerden bakamasanızda, sorunlar hep varsa da yinede birbirimizin hayatıyız. Hayatlarımızın anlamıyız. Ve diyorumki;

Eşimle ve çocuklarımla şanslı, bahtlı, sağlıklı ve mutlu nice nice güzel seneler bizim olsun...

 

sermince

 


 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

ANKARA

28/10/2009 · Kategori: ANILAR

Bu yaz süpriz bir haberle   Ankarada yaşayan ablamın  (görümcem) kızı  nişanlandı.   Düğünlerininde dokuz ekimde yapılacağı haberi geldi. Eee düğüne Ankara ya  gidilecek, hazırlıklar başladı. Kıyafetler alındı. Kızları götürmüyorum fakat oğlan durmaz onu mecburen götürücem. Gitmeye bir hafta var veya yok. Köydeyim, kayınvaldem bahçeye domuzlar giriyor ( daha önce Yusufla beraber  istemeye istemeye ekdiğimiz) patatesleri çıkarın diye emir verdi:) Kadıncağız sanıyorki çuval çuval patates var. Çuvalları, kazmaları hazırlamış illa kızımı da peşime gelmesi için ikna etti. "Ya ben iş yaparken istemem etrafımda çoluk çocuk gelme kızım, lütfenn" dediysemde dinleyenmi var. Çocuğun eli alışsın kazma tutmaya:) Neyse bahçeye indik. Ben kazmayla patates yuvalarını aşağıya aşağıya kazırken Hayroş hanım tam önümde yukarıya yukarıya kazıyor. " Kızım yapma bak sende kazımak istiyorsan öbür tarafı kazı" . Yook illa benimle beraber kazıyacak.  Sıcakta var ama bitsin diye çabalıyorum. Akşama domuz gelir:)) Yeni bir patates yuvasını kazırken kızım yine önümde başladı tersine kazımaya. Tam o sırada Pattttt diye kazmanın tersi yani düz tarafı gözümeee. Eyvahhh. Yer misin yemezmisin:)) Elimle kapadım hemen tutuyorum öyle. Bir taraftanda
-Ben sana demedimmi öyle kazıma,
-Çabuk git burdan,
-Elli kere dedimki yapma kızım yapma,
-Bir kere annenizi dinleseniz şaşardım zaten,
-Çabuk, çabuk hemen eve gidiyorsun,
Buna benzer bir çok azarlamayla bağırdım çocuğa.Kızım dudaklarını bükmüş, suçlu suçlu bana bakıyor. Elimi indirdim baktımki kanlar akıyor. Eldivenim olduğu gibi kan olmuş. Yarada var.
Nee olcak şimdi Ankaraya düğüne gidemiycem:)
Kızım eve gitti. Ben yine küçük küçük zeytin büyüklüğündeki patatesleri, yok yok böcekleri ,solucanları bulmaya devam ettim ağrıya aldırmadan ıyyy.
Biraz sonra baktımki kızım yine bahçeye iniyor.
-Niye geliyorsun ben sana gelme demedimmi? Çabuk eveee.
Kızım beni hiç dinlemiyor, geldi geldi elinde bişeyi bıraktı biraz  yakınıma ve gitti. Baktımki bir poşetin içine, ıslak mendiller, peçeteler koymuş. Birde mektup;
"Annecim ben isteyerek yapmadım. Senin üzülmeni istemezdim. Özür dilerim. Seni çok seviyorum. H.Berra
Allahım yaa. Gülermisin ağlarmısın. Çocuğa bakya. Güldüm ve  sinirimde geçti. Patates işleride bitti. Çıktım eve. Eşimde gelmiş. Beni öyle görünce üzüldü. Doktora götüreyim muhabbetleri falan.
 Sonra  eşimde suçlanan kızımı teselli etmek için onunla beraber başka bir bahçeye gittiler.  Biraz sonra  geldiler.
Yusuf;
-Serminn, ayağım gitti Serminnn.
-Ne olduu?
Ne olacakk  serçe parmağını kocaman kesmiş. İyi parmağı gitmemiş. Neyse temizledik oksijenli suyla sardık. Ama  çok acıyor,  aslında dikiş atılacak kadar kötü amaaa   gitmezzz.
H.Berra suçlu suçlu söyleniyor.
-Hep benim yüzümden oldu. Bugün ikinizede uğursuz geldim.
-Yook kızım olurmu öyle şey.
-Akacak kan damarda durmaz, seninle bir ilgisi yok annecimmm:) Güzel kızım benim. Sen sadece bizim yapma dediğimizi yapma o yeter.

Gözüm morarır sandım ama bişey olmadı.
Ankara ya düğüne gittik. Bir geceye  gittik. İki gece kaldık. Bir gece de de döndük. Ankara ya gidip gelmek bize çok iyi geldi. Değişiklik oldu. Çok az bir zamanda da olsa Kızılay a gidip gezmek, eski güzel günleri yad etmek hoştu. Düğün çok güzeldi. Haymana ziyareti güzeldi. Hepsi  çok güzeldi işte. Kötü olan bişey vardı sadece;  SİS VAR SİSS:)))
                                                                      
Aylin ve İlker birbirine aşık iki güzel insan. Bir ömür boyu mutlu olun inşallah...


                                                                                                              sermince






Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

FIKRA

27/10/2009 · Kategori: FIKRA




Kayserilinin biri ölüm döşeğindedir:

Kayserili: Sevgili karım burada mısın?

Eşi: Evet hayatım buradayım.

Kayserili: Sevgili oğlum Mehmet burada mısın?

Mehmet: Evet babacım buradayım.

Kayserili: Oğlum Ahmet ya sen burada mısın?

Ahmet: Evet ben de buradayım.

Kayserili: Güzel kızım sen burada mısın?

Kızı: Evet buradayım babacım.

Kayserili: Allah hepinizin belasını versin. Dükkanda kim duruyor o zaman?





TARİKATÇI TEMEL
 
> Temel bir tarikata girmek için başvurmuş. Şeyhin karşısına çıkarmışlar.
> Şeyh Temel'e:
> -Olur, ama 3 hafta karınla yatmayacaksın demiş. Neyse aradan üç hafta
> geçmiş ve Temel şeyhin önüne tekrar gelmiş.
> Şeyh sormuş: Temel tamam mı? Sabredebildin mi?
> Temel:
> -Valla, ilk hafta hiç problem yoktu. İkinci hafta sabrım çok zorlandı
> ama dayandım.
> Üçüncü hafta, markete alışverişe gittiğimizde benim kari üst raflardan
> bir iki paket almaya çalışıyordu. Hatunun bacakları gözükünce içim
> gitti. Daha sonra paketler yere düştü. Benim kari da paketleri almak
> için eğilince dayanamadım....
> Şeyh:
> -Aaaa olmadı simdi. Biz seni tarikata alamayız...
> Temel:
> -Sittir et tarikatı bizi artik Migros'a da almıyorlar.....!



KADINLAR AKILLIDIR !!! 

Kadının biri golf oynarken karşısında bir kurbağa görmüş.Kurbağanın tek bacağı taşın altına sıkışmış,hareket etmesini önlüyormuş,"beni kurtarırsan "demiş kadına"sana üç dilek hakkı tanıyacağım ama sana ne verirsem kocan 10 katını kazanacak" kadın kabul etmiş.Kurbayı kurtarmış.İlk dilek"dünyanın engüzel kadını olayım " demiş. kurbağa uyarmış "ama kocan da dünyanın en yakışıklı adamı olacak ve kadınlar onu rahat bırakmayacak" Önemli değil şimdide ikinci dileğimi söyliyim demiş kadın "dünyanın en zengin kadını olmak isterim" ama kocan senden 10 misli zengin olacak demiş kurbağa .Kadın gene kabul etmiş ve kadın en nihayet en son dileğini söylemiş "HAFİF BİR KALP KRİZİ GECİRMEK İSTİYORUM"....... Dil çıkarGülümse

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

DOĞUM GÜNÜM

25/10/2009 · Kategori: ANILAR


İYİKİ DOĞDUN İYİKİ VARSIN AYŞE'SERMİN.....




25 Ekim 2009 Bu gün benim doğum günüm. 25 Ekim 1974 te  akşam saatlerinde doğmuşum ben. Halamlar anlatırdı. Biz mısır soyma imecesindeyken çağırdılar bizi,  kalktık geldik ki dünya güzeli bir  kız yeğenimiz olmuş. Şanslıymışım ben. Niyemi?   Çünkü; Üç böcük doğduğu bir ayda bir çiçek doğmuşum ben.  Köyde aynı mahallede önce kuzenim İlhan doğmuş, sonra yine kuzen sayılır Fatih doğmuş. Sonra ben , sonrada diğer kuzenim  Yener doğmuş. Halamlar ve annem üçüde  aynı aylarda hamile ıyyyy :)) En büyük ortak noktamız hepimizin ebesi babannem. Bütün köy çocuklarını babannem doğum yaptırmış zaten. Çokkk bilmiş ama bir o kadarda eli maşalı  bir babannem vardı benim varya.  İlhan, Fatih, Yener benim yüzümden az dayak yemediler onları şimdi  çok özlüyorum. Ama içlerinde en çok Yener le kardeş gibiydik sanırım.  İstanbul,  Bursa,  İzmit dağıldınız hepiniz. Yokk yokk onlar benden daha şanslı doğmuşlar...:( kesinlikle. 
 Ben doğar doğmaz halamın kızı Nermin ablam koşmuş bizim eve  "Dayı ne olur benim adım  Nermin bununkide  Sermin olsun"  demiş. Kırmamışlar onu adım Sermin kalmış. Ama babam bu,  Ayşe nin tatile çıktığı yıl olduğu için ve işte  hemde kitap ismi olduğu için Nüfus cüzdanıma Ayşe yazdırmış. Ben adımın Ayşe olduğunu daha çok  ortaokul yıllarımda benimsedim. İki ismimide seviyorum ikisiyle de  barışığım. İki ismimide kullanıyorum. Aile içinde bile iki isim kullanmak hem tuhaf hemde çok hoş. Kayınpeder ve kaynım Ayşe diye, gerisi Sermin diye hitap ediyor. 


Tabikii  çocukluğumda kimse benim doğum günümü kutlamamış. Lisede çok sevdiğim onunda adı Ayşe olan arkadaşımla beraber kutlamıştık ilk  doğum günümüzü. Ayşe ile sadece bir günlük fark vardı aramızda. Ayşelerin evinde kutlanmıştı doğum günümüz. Kocaman iki kızlar mumlara beraber  üflerken bizim kızlar  "iyiki doğdunuz Ayşelerrr"  diye bağırmışlardı:)) Bir çok fotoğraf çekilmişiz  o anları saklayan. Resimlere bakarken şu an aramızda bir tek Reyhan yok. Çokkk erkenden bırakıp gitti bizleri. Nurlar içinde uyuyor o zaten.Bana arkadaşlarımın  doğum günümde aldığı hediyeler  antika gibi saklanıyor, hepsi nin ayrı ayrı unutulmazlıkları var. Kıyamıyorum kullanmaya.

Eşim çok kutlamıştır ama doğum günlerimi. Canım yani pasta yapabilse onuda yapacak ama zamanı  yok. Hazır pasta  alsa kızarım bilir:)) Gerçekten çok pahalı hediyeler  almıştı  ama ben " niye bunlara  bu kadar para veriyorsunnnn, ne gerek varrr" diye diye artık hediyede almıyor:))  Hediye şartt değil değil canım kocacım.Ne yapıcam hediyeyi bana  bir kutlama sözü, bir öpücük yeter. Ama  ben onun doğum günlerinde, bütün kutlama günlerinde hep pasta yapmışım ve güzel bir masa hazırlamışımdır.Çocuklar büyüdükçe her kutlama daha bir anlam kazanıyor evimizde.

Yıllar yıllar aldı başını gidiyor, nereye giderse gitsin. Görüntüde değişsin farketmez. Benim içimdeki çocuk Sermin-Ayşe  hiç büyümüyor en çok da bu halimi seviyorum heralde.  Bu çocuk ruhlu halim her zaman yaşama sevincim olmuştur. Sadece son bir kaç yıldır eski sabrımın kalmadığını görüyorum. Hiç bir şeye ses çıkarmazken artık yapamıyorum.

Henüz öyle bu yaşıma rağmen saçlarıma bir iki hariç aklar düşmedi.  Büyük konuşmayayım ama Ayy ben öyle uğraşabilirmiyim boyalarla bilemiyorum yani zor iş.  Saçlarım size sesleniyorum. Nee olur yaşım kaç olursa olsun beyazlamayın ne olur ne olurrr:)) Amaa yani bende sigara içmedim hiçç. İyiki hiç sigara kullanmamışım  çok şükür. İnşallah bundan sonrada kullanmam.




Kendi doğum günümü bloğumda kutlamak için görsellerde gezinirken bir tek ben değilmişim kendi doğum gününü kutlayan:)) Hatta bazı doğum günü  yazılarına  rastladığımda şaşırdıklarım bile oldu aynı duygu ve düşünceleri yaşadığım ne çok insan varmış. Bu akşam  ilk doğum günümü kutlayan Levent abim oldu. Sonra Nezahat abla. Sonra Zehra ve Uğur .....
Nezahat ablamın yazdığı kutlama sözleri çok hoştu. Nezahat ablacım bloğumu da takip ediyorsun biliyorum o yüzden gönderdiğin mesajı da burada paylaşmak istiyorum. İnsanın etrafında kendi gibi sevgi dolu insanların olması yaşama gücünü dahada kuvvetlendiriyor.



Dikkat! Bu mesaj sevgi, neşe ve iyi dilekler içermektedir. Bir dakika için yaşamın ve seni düşünen birinin olduğunun sevincini hisset ve mutlu ol! Şimdi bu mutluluğuna sımsıkı sarıl ve ümidini koskoca bir yıl boyunca hiç yitirme! Aşkta, parada, sağlıkta her zaman kazanmanı dilerim. Sensiz bir hayatta kime gerçekten "dostum" diyebilirdim bilmiyorum. İyi ki dogdun. Nice mutlu yaşlara...
Nezahat YK

Amin İNŞALLAHH.



Hakikaten iyiki doğmuşum. İyiki doğmuşum diyebileceğim çokkk şeylere sahibim.

Sermince

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki ::